Yazar: 19:25 Çeviri, Şiir

Kar ve Kirli Yağmur (Çeviri Şiir)

Gözlerini kapat.
Sevgilim, çok yakın duruyorsun,
Dalgınlığıma.
Zihnimi bulanık bırak ve bana doğru düş,
Tüm vücudunla.
Yorganın altına uzan, uyuyormuş gibi davran,
Ben ise diğer odada.
Hayal et, bacaklarım çaprazlanmış,
Saçlarım taranmış, botlarımın parıltısı
Gözlerini alıyor ışıkta.

Baktığım bitkim, onun sandalyesi, beraber aldığımız küllük
Diye düşünüyorum.
Burada yaşıyoruz biz, diye düşünüyorum.
Küçükken karton kutulardan evler yapardık. Biz her şeyi yaparız.
Yüreğimizin büyüklüğünden değil, değil, zorlanıyoruz o konuda.
Buraya gel, demeye çabalıyorum.
Getir arkadaşlarını.
Bahtına ne çıkarsa, ben pirzolayı pişiriyorum.
O çok sevdiğin uzun erişteleri de.

Yusufçuğum, kara gözlü ateşim,
Mutfaktaki bıçaklar şarkı söylüyor,
Kan için.
Ama seninle ben yol ayrımıyız, benim küçük kanun kaçağım
Ve bu da kalbimin haritası
Manzarası, zulümden sonra kavuşulan cennet kadar
Şefkatli olan, bir oda olan
Hatta sıkı sarıl bana, hava soğuyor diyen bir sevgili olan.

Yıldızlara dokunamadık,
Henüz affedilmedik de.
Bu da hatırlatıyor bize,
Bir kahramanın omuzlarını ve
Şiddetin yokluğundan değil, aksine
Bolluğundan
Gelen nezaketi.

Çimenler boğuldu, gökyüzü ise yanıyor.
Pencereden içeri düşen altın ışık,
İzleniyor
Her odadan.
O altın ışığı sen de yay diye kalbimi vereceğim sana,  
Artık arzunun ötesine geçen bir aşkın kanıtı.

Yıldızlara sırf senin için isim vereceğim,
Beklediğinden çok daha mı fazla senin için yapabileceklerim?
Dilimin şapırtısı seni bir küp şeker gibi eritiyor mu?
Arkasını okuduk kitabın, sonunda ne olacağını biliyoruz.
Tarlalar yandı, topraklar yıkıldı, aşıklar bırakıldı çamurların içinde.
Sonra her şey bitti.
Sen üzüldün, arkadaşların gitti.
Hoşça kalın,
Daha fazla ağlamak yok artık,
Cennette görüşürüz hepinizle.
Ama bir sürü rüya teranesi var,
Ortalarda bir yerde.
Ay ışığı dökülüyor,
Banyonun zeminine.
Sınırların ötesinde,
Cips standını ve plak dükkanlarını geçince, bir kitap sayfasında buluyoruz hayatımızın hikayesini.
Ay ışığı haç şekillerine dönüşüyor,
Teninde
Ve dudaklarımı sürüyorum ben her birine.


Çok cesurduk, bilmek istedik en kötüsünü.
Kaldırmak istedik gözlerimizden siyah örtüyü.
Bu rüya bizimle devam ediyor.  
Çiziyoruz koca yürekli tembelin
Gerilmiş kollarını, kalemle çiziyoruz.
Cennetteki babamız. Bahçede gömülü babamız.
Şu anda biri mezarını kazıyor.
Birisi seni temizlemek için banyoyu hazırlıyor, dedi.
Bu yüzden düşün rüzgarı, ne mutlu, ne sıcak.
Bu bir peri masalı.
Hikâyenin altında gizli hikâyeler kayıp düşer
Gösterişli salonlardan,
Arada şimşekler çakar.
Biz yaratıyoruz bu saçma putları,
Tepelerinde ne olduğunu anlamak için.
Ne olacak, merdiveni çıktıktan sonra?
Bakıp sadece korkunç olana
Onu affedecek miyiz?


İşte nehir ve işte kutu ve işte,
Gücümüzü test etmek için kutuya koyduğumuz canavarlar.
İşte pasta ve işte çatal ve işte,
Onu yeme arzusu ve sonra yine o soru,
Her sorunun arkasından: Şimdi ne olacak?


Yaşadığımı hatırlatıyor bana,
Vücudunu benimkine yaslayışın ama
Canavarlar her zaman açtır, sevgilim ve
Ve senden birkaç adım geridelerdir her zaman.


Arar bulurlar o kusuru,
Zayıf yerimizi, dikiş tutmayan o noktayı.
Parmaklarını daldırsalar içeriye girebilecekleri
Sanki derimiz, tiyatro perdesi gibi yükselen
Öteki tarafmış gibi.


Pencereye tırmandım ve ormana koştum.
Söylenecek tüm sözleri kendim uydurdum.
Tatlarını ve havada dağılışlarını,
Geçtim o dar kapıdan, sendeledim, sendeledim etrafta, sendeledim dışarıya.
Bu yeri senin için yaptım.
Beni sevmen için.
Eğer bu bir krallık değilse, başka nedir bilmiyorum.
Sen ne derdin?
Tarlalarda şafak mı?
Kar ve kirli yağmur mu?
Kovalara giren ışık mı?


Krallığı tarif etmeye çalışıyordum,
Ama mektuplar,
Onları yazarken ıslanıp durdu.
Avcının kalbi,
Avcının ağzı, ağaçlar ve ağaçlar ve
Ağaçların arasındaki boşluk, altınlar içinde yüzüyor.
Kelimeler donmuş.
Yaratıklar da.
Erik sosu sızıyor torbadan.
Açıklamak bizi hiçbir yere götürmez.
Uzaktaydım, nerede olduğunu bilmiyorum, yerde yatıyordum,
Ölmüşüm gibi davranıyordum.

Seni incitmek istedim
Ama asıl zafer, benim bunu hazmedemememdi.

Onu yuttuk, dediler.
Çok güzeldi.
Gerçekten.
Rüyamda gördüm seni,
Herkesin sonunda her istediğine sahip olduğu,
O altından odadaydık.
Dedin ki, bana kitaplarından bahset, etten ve ışıktan düşlerinden
İşte bu Ay, dedim.
İşte bu da Güneş.
Yıldızlara sırf senin için isim vereceğim;
Beklediğinden çok daha mı fazla senin için yapabileceklerim?
Dilimin şapırtısı seni bir küp şeker gibi eritiyor mu?

Herkesin sonunda her istediğine sahip olduğu,
O altından odadaydık.
O yüzden dedim ki,
Ne istersin, sevgilim?
Sen, Öp beni, dedin.
Ve işte buradayım, ipuçları bırakıyorum sana.
Şarkılar söylüyorum yanarken Roma.
Hepimiz biraz kutsal olmaya çalışıyoruz.
Elma rakım, sessiz gecem
Yapıştır dudaklarını dudaklarıma
Hepimiz ileriye gidiyoruz,
Hiçbirimiz geriye dönmüyoruz.

*Richard Siken’ın Crush adlı kitabından bir şiir. 2005 yılında Yale Üniversitesi tarafından basıldı.

Editör: Elif Türkoğlu

Çisem Arslan
Latest posts by Çisem Arslan (see all)
Visited 33 times, 1 visit(s) today
Close