İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kapılar – İoanna Kuçuradi Felsefesine Bir Bakış

Bir gün varacağız son kapıya. 
Ne ki gitgide odalar daha küçük, 
daha güneşsiz, daha havasız gitgide. 

Ben cesaretin ne olduğunu Aristoteles’ten öğrendim. Cesaret hiçbir şeyden korkmamak değil, nelerden korkup, nelerden korkulmayacağını bilmektir.” 

İoanna Kuçuradi kim mi? Türkiye’de felsefenin kurumsallaşmasına öncülük eden, Hacettepe Üniversitesinde Felsefe Bölümünü kuran, İnsan Hakları ve UNESCO Felsefe Kürsülerini kurarak Doğu ve Batı felsefesi arasında bir köprü oluşturan, Uluslararası Felsefe Kurumları Federasyonu ilk ve tek kadın başkanı, tüm dünyada saygı gören bir filozof, düşünür, eylem insanı ve şairdir.  İyi Ana da diyorlar ona. Ama bu adı alışının da ilginç bir hikayesi var.  Tıpkı yıllarca saklı kalan şiirleri gibi… 

Arada sırada 
geçiyoruz iyi ısıtılmış odalardan doğrusu, 
kalın halılarla döşenmiş, 
sayısız yastıklar divanlarda, 
yeşil, mor, mavi, sarı yastıklar. 

“Bozmazsanız insanda doğal bir adalet duygusu vardır. Ben çocuklarda da görüyorum bunu, köylülerle konuşurken de. Üniversite bitirmekle daha insan olmuyorsunuz. Ama genel eğitimde bir düşündürme gerekli.

 İnsan hakları konusuna bir ömür adayan İoanna Kuçuradi nasıl bir çocukluk yaşadı? 4 Ekim 1936’da İstanbul’da doğdu. Babası İstanbul doğumlu Yunanistan Sakız Adası kökenli bir eczacı, annesi Çorlu’dan zorunlu göçle İstanbul’a gelmiş bir ev hanımıydı. İleride düşüncelerinin temelini oluşturacak değerler konusunun ilk tohumları da ailesi tarafından atıldı. Babası mesleğin onuruna aykırı olduğu düşüncesiyle ölünceye kadar eczanesinde kozmetik ürünleri satmadı. Annesi de yalan söylemez, söyletmezdi. İoanna Kuçuradi kendisini arayanlara iş yoğunluğu sebebiyle evde yok dedirtmeye çalıştığı annesinden her defasında aynı cevabı aldı: “Sen buradasın. 

Günümüz insanının en büyük eksikliğinin kendini tutma becerisi olduğunu söyleyen İoanna Kuçuradi bu konuyla ilgili fikirlerini de çocukluk deneyimleriyle destekliyor. Annesinin sokakta istediği hiçbir şeyi -simit dahi- almadığını; onu ağlaya ağlaya eve götürdüğünü ve ancak istediği şeyi ertesi gün babasının getirdiğini dile getiren İoanna Kuçuradi bu olayın üstündeki etkisini de şöyle dile getiriyor: “Kendine hâkim olmayı öğreniyorsun bu şekilde. Bazı ihtiyaçları duymaz oluyorsun ve doğal haliniz öyle oluyor.’’ 

Ve daha önce hiç bilmediği bir kavramla da çocukluk yıllarında tanıştı. Ayrımcılıkla. 1942’de, İoanna Kuçuradi henüz ilkokul birinci sınıf öğrencisiyken, yeni çıkan Varlık Vergisi Kanunu gereği ödemekle yükümlü oldukları vergi sebebiyle annesi yüklü bir borç almış, babası da askerde olduğu için bu borcu ödeme koşulları onları epey sarsmıştı. Daha o yaşta İoanna Kuçuradi’yi derin sorgulamalara iten vergi alınması değil, Beyoğlu’ndaki Rebul eczanesinden bin lira alınırken babasından on beş bin alınıyor oluşuydu. Ve yıllar sonra şunu diyecekti: ‘’Bizim işimiz ayrımcılık yapmamak ve önlemeye çalışmaktır. Yapılan bir şey için kin tutmaya gerek yok. Beni bu olay hiç etkilemiyor. Ama olgu olarak o zaman böyle bir olay yaşanmıştır.’’ 

6 – 7 Eylül olaylarında on dokuz yaşında olan İoanna Kuçuradi’nin aklından, azınlıkların ev ve iş yerlerine yönelik yapılan saldırılar sonrası sokaklarda gördükleri kadar yanık kumaş kokuları da hiç çıkmayacaktır. Ve şu soruyu sorar kendine: İstanbul’u yangın yerine çeviren bu saldırılar neden Kınalı Ada’da yaşanmadı? Bu sorunun o kadar basit bir cevabı vardı ki. Onca insanın hayatı yüksek ahlaki değerlere sahip tek bir emniyet müdürü sayesinde korunmuştu. Tek bir insan çok şey yapmaya muktedirdi. İşte, İoanna Kuçuradi düşüncelerinin yelkenini bu güçlü insan fikri rüzgarına doğru çevirecekti. 

Ama her daldığımızda 
şöyle bir hesaplarken 
kaç oda kaldığını ya da kaç oda geçtiğimizi, 
çalar çanlar gümbür gümbür. 
Hızla dalarız bir sonraki odaya. 
Yetişemeyenler kaldı 
her biri bir yerde, 
bir daha görmedik onları. 
Gitgide azalıyor oturulabilir odalar, 
anılar için kalan zaman gitgide daha az. 

İnsan haklarını korumak için üç şey gerekli: 

1-İçtenlikle istemek. 

2-İnsan hakları konusunda teorik bilgiye sahip olmak. 

3-İnsan hakları normunun tek durumla bağlantısını kurmak. 

Nedir insan hakları? İoanna Kuçuradi şöyle özetler: İnsan hakları getirilen bazı taleplerdir, fikir ve ilkelerdir. Göremezsiniz. O fikir, o norm senin yapıp ettiklerini belirlerse, hukuk oluşumu belirlerse öyle gerçekliğe gelir. Biz muamele etmeyi unutuyoruz, insan haklarını hep muamele görmek olarak kabul ediyoruz. Hiç kimse işkenceye uğramayacaksa hiç kimse işkence yapmayacak demektir. İnsan haklarını önce muamele etme ilkeleri olarak görmemiz gerekiyor.   

İoanna Kuçuradi’ye göre bir ülkenin gelişmişliği insan haklarını koruma derecesi ile ölçülmeliydi. Her söyleşisinde şu sözleri ısrarla tekrarladı: ‘’O yola gidecek insanlık, bütün bu krizlerden sonra ister istemez gidecek!’’ İnsan haklarını en çok koruyan ülkenin en gelişmiş ülke olduğu ölçütünü getirmemiz gerekiyor diyen İoanna Kuçuradi’yi dehşete düşüren olaysa birkaç yıl önce Almanya’da birinin yiyecek insan arayıp bulması olmuş ve ona şunu sordurtmuştu: “İnsan nasıl bu hale gelebiliyor?’’ 

 Tüm dünyada artan şiddetin nedenleri araştırılmalı ve önlenmesi için yapılması gerekenler konuşulmalı diye ısrarla, usanmadan her konuşmasında dile getiren İoanna Kuçuradi; ‘’Şiddet insan doğasından gelmiyor. Öğrenilen bir şey. Başkanlık ettiğim bir konferansta Fransız biyolog Dr. Karli’nin on yıllık araştırmasından öğrendiğim bir bilgi bu. Doğru olmasını diliyorum.’’ sözleriyle de insanlığa yönelik umutlarını zarafetle dile getiriyor. 

Dürüst olmak ne demek? Camus Veba’da şöyle der: İşini yapmaktır. Ama ben dürüstlüğü şöyle anlatmak isterim: Dürüstlük, bir durumda yaptığınızla istediğinizin aynı olmasıdır. 

Aynı düşüncesini sevmek konusunda da aynı yalınlıkla ifade eder: Sevgi zor şeydir, der. Bir ihtiyacını karşılıyor diye biriyle olmak başka bir şey, onu bağımsız bir insan olarak sevmek bambaşka bir şey. O insanı o insan olarak seversin. O özelliklere, o değerler dediğimiz etik değerlere sahip bir insan olduğunu görünce seversin. Ama senin de görecek gözün olması gerekir, der İoanna Kuçuradi. Nasihat niteliğindeki bu sözlerini özellikle hayatı son surat yaşayan gençlerin kulaklarına adeta bilgece eğilerek fısıldar. Görecek göz kadar duyacak kulak da arar.  

Erdem öğretilebilir mi, doğuştan mı gelir yoksa yapa yapa mı edinilir? Sokrates şöyle diyor: Bir şeyin ne olduğunu bilmeden onun nasıl edinildiğini de bilemezsin. Ama biz bunu yirmi altı yüzyıldır pek öğrenemedik.  

İoanna Kuçuradi öğretmenler konusunda şanslıydı. Şiir ve edebiyata tutkuyla bağlandı. Hayatta olup bitenleri anlama çabası onu felsefeye götürdü. Onu bu uzun ve meşakkatli yola çıkaransa şu çelişki oldu: Aynı eylem farklı insanlar tarafından birbirinden çok ayrı bakış açılarıyla değerlendiriliyor. Aynı olaya biri iyi derken öteki kötü diyor. Ama neden?  

 Ve ömrünü adadığı değerler düşüncesi artık insanlığın huzurundaydı… 

 İoanna Kuçuradi’ye göre üç değerlendirme tarzı vardır: Değer biçme -Değer atfetme- Doğru ya da yanlış değerlendirme. 

 Doğru değerlendirme eğitimle elde edilebilir. Etik değerler göreli değildir. Göreli olanlar iyi kötü olarak kabul edilen değer yargılarıdır. 

 Belki çok şey değiştiremeyeceğini bilsen de bir eylemi doğru olduğunu bildiğin için yapmak ve bu yoldan hiçbir zaman sapmamak düşünesi İoanna Kuçuradi’nin  felsefesini özetliyor. İnsanı ana değer olarak kabul etmek, insan onurunu merkeze koyup herkese bu şekilde davranmak ve bir şeyi çıkarımıza uyduğu için değil doğru olduğu için yapmak İoanna Kuçuradi’nin yıllardır mücadelesini verdiği insan hakları meselesinin odağındaki meseleler olarak hayatlarımıza dokunuyor.  

 Eğitim konusunda da düşüncelerinden taviz vermeyen filozof, insanlaşma eğitimi adını verdiği, öğrencilerin ruhuna işlemeye yönelik bir yöntemi savunuyor: ‘’Sadece düşündürmek değil, oradaki etik sorunu görebilmek önemli. Bu eğitim hiç yapılmıyor. Tüm dünyada orta öğretim çocuklarının bilgisel yeteneklerini geliştiriyoruz. Robot yaptırıyoruz, ama değer konusunda hiçbir şey öğretmiyoruz. Oysa kişilerin etik yetenekleri vardır ve onlar da gelişebilir. Ama bu, değer yargılarını öğretmekle değil değer sorunlarını görmekle olur.’’  

Tütsü kokuyordu oda, 
dinlenirken gördüklerini anımsamaya çalıştıkları: 
Geniş bahçelerde çeşit çeşit köşkleri 
bizleri sağanaklardan korumuş, 
gölde hep yeni fışkıran suların biçimlerini, 
gür çimenlerde birbirini kovalayan 
ya da kalın gövdeli ağaçlara tırmanan sincapları, 
bir hışırtıdan ürkmüş. 
(İçime kazınanları: 
kızgın alnını tutan elini 
– tütsü kokuyordu oda –, 
yüzümde aranan parmak uçlarını, 
yumuşak, çekingen, 
kocaman açılmış gözleri, görünmeyene dikilmiş.) 
Tütsü kokuyordu oda, 
ama kimse anımsamıyordu hiçbir şey, 
gölün birinde yüzen iki aptal, siyah kuğudan başka. 

Hukuk eğitiminde hak hukukla korunan menfaattir diye öğretiyorlar. Bu tanım benim tüylerimi diken diken ediyor. Hak nedir biliyor musunuz? Kimin hakkıysa, birinin hakkından söz ediliyorsa, yerli ya da yersiz ona muhakkak verilmesi gereken bir şeydir.  

 Bir insanı değerlendirirken kritik durumlarda ne yaptığına bakarsanız fikir edinebilirsiniz. Zor durumlarda, çıkarıyla çatışan durumlarda ne yapıyor? Hak koruyor mu, korumuyor mu, nasıl davranıyor? Yoksa kenara çekilip ne isterseniz yapın mı diyor? Onu uyanık gözlerle gözlerseniz bir değerlendirme yapabilirsiniz. En zor değerlendirme bir insanı değerlendirmektir.  

 İyiyi istemek çok önemli onsuz hiçbir şey yapılmıyor, ama yetmiyor. Kant’ın dediği gibi iyi niyet çok önemli. Ama, iyi niyetle başkasını da öldürebilirsin. Değer bilgisi ile aydınlatılması gerekir. Bilgi çok önemli.  

…sözleriyle aklımız kadar yüreğimize de dokunan İoanna Kuçuradi göre insan ne midir? 

 İoanna Kuçuradi şöyle tanımlıyor insan olmayı:  

 İnsan olmak insanlığın farkında olmaktır. İnsan olmanın ne demek olduğunun farkında olmak. İnsan olmanın özelliklerinin farkında olmak ve bu özelliklerin sonuçlarının farkında olmak. Gördüğümüzün ötesini de hesaba katmamız gerekiyor.  

 İnsan onurumuzu bize yapılanla değil yaptıklarımızla korur ya da yok ederiz. Bunun farkında mıyız? 

 Herkes kendi sınırlarını bilmeli. Sınırlarımızın genişlemesini açık tutarak sınırlarımızı bilmeliyiz. Boyundan büyük işlere kalkışmak da bir problemdir bugün. İnsanların boyunu aşan işlere kalkışması modernizmin bir ürünü. 

Hiç olmazsa bilseydik son kapının nereye açıldığını 
hep küçülürken güneşsiz, havasız odalar. 
Sona yaklaştığımızın belirtisi mi yoksa? Kim bilir. 
Nereden dolduruyor bu çavşır kokusu 
alaca karanlığı?  

Şöyle bir fikir var: Zıt görüşleri takıştırırsak hakikat ortaya çıkar. Hayır çıkmaz! Her zaman çıkmaz. İkisi de ezbere olabiliyor.  

 İnsanları normlara göre davranmaya zorlayabilirsiniz, korkusundan mecbur kalıyor. Ama etik davranmaya zorlayamazsınız. Herkes kendi başınadır orada. Kendisiyle hesaplaşması gerekir. Nedenleri, neden yaptığını o bilir. Bazı şeyleri görmeleri gerekiyor insanların. Etik bilgisine çok ihtiyacımız var. Etik ahlakla karıştırılıyor. Bir toplulukta en çok geçerli kültürel değer yargılarıyla karıştırılıyor. Oysa etik bilgilerden oluşuyor. Aynı şeye farklı adlar vermemektir. Farklı şeylere de aynı adı vermemektir. Etik kelimesini sadece bilgisel olan felsefenin alanı içinde kullanmakta yarar var. Önce nasıl yapıldığını öğrenmek gerekir. Nasıl yapıldığını öğrendikten sonra yapabildiği kadarıyla kişinin kendisinin yapması gerekir. İnsan hakları başta olmak üzere birçok konuda ben yapmam diyebiliyorsa; yapılmaması gereken bir şeyi ben yapmam diyebiliyor muyuz? Bu iddiada bulunabiliyorsak çok şey değişir. Önce kendimize hâkim olmayı öğrenmemiz gerekiyor.  

…derken hep umutlu İoanna Kuçuradi. 

 Yaşadıkları ona gözüyle görmeden hiçbir şeye inanmamayı öğretmiş. Ama o, insana inanmaktan hiç vazgeçmemiş. Hala insanın en değerli varlığı olan hakları için mücadele veriyor. İnsanı başına gelenlerden çok, yaptıkları ve yapmadıkları ile anlamamız gerektiğini savunuyor ve bizlere de bunu öğretmeye çalışıyor. Dersimizi çabuk öğrenelim. Acı bir tecrübe ile anlamak daha mı akıllıca?  

Er ya da geç görünecek günün birinde 
son kapı. 
Er ya da geç. 

 Neden mi İyi Ana diyorlar İoanna Kuçuradi’ye… Hoş bir hikayesi var. Harran’da Dünya Felsefe Gününü kutlamaya gittiklerinde bir çocuk ona bu şekilde hitap etmiş. 

 İyi Ana geliyor… 

 İyi ki gelmiş İoanna Kuçuradi. İyi ki… 

KAYNAKÇA 

CNN TÜRK. Aykırı Sorular (Televizyon Programı). İstanbul: CNN TÜRK TV, 18 Ocak 2014. 

Etik Değerler ve Eğitimi 1 (İnternet Programı). Ankara; Youtube, 10 Mart 2019. 

Etik Değerler ve Eğitimi 2 (İnternet Programı). Ankara: Youtube, 10 Şubat 2020. 

Habertürk Belgesel Ekibi. Başrol (Televizyon Programı). İstanbul: Habertürk TV, 17 Kasım 2019. 

Habertürk. Büyük Sorular (Televizyon Programı). İstanbul: Habertürk TV, 27 Kasım 2020. 

KUÇURADİ, İoanna. (2016). Perdenin Arkası. (Çev. Kornilia Çevik Bayvertyan). İstanbul: Kuçuradi Felsefe ve İnsan Hakları Vakfı.  

Maltepe Üniversitesi. İnsana Yolculuk (İnternet Programı). İstanbul: Youtube, 4 Ağustos 2014. 

Yorumlar kapatıldı.