İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Kapak Kızı”, “Yeşil Peri Gecesi” ve “Osman” | Üçlemesi Üzerinden Ayfer Tunç

Doğumla büyüme arasında geçen zamanda, dürtülerle bedenindeki değişimleri kendi kendine göğüsleyen, cinsellikle içgüdüsel tanışan, neyin ne olduğunu ve de sonuçlarını yeteri kadar bilmeden cinsellik yaşayan genç Cumhuriyet’in yeni nesil kuşağının zamanında başlar Ayfer Tunç’un üçleme romanının ilki. Ve ilk roman Kapak Kızı olmayacak bir tesadüfle, zihinde bir dolu soru işaretiyle sonlanır. Yüklendiği öfkeye teslim olan bir kız çocuğu ve bu çocuğun ergenliğini, gençliğini, orta yaşında da aynı öfkenin sebep olduğu kalıtımsal güzelliğinin ödettiği ağır bir bedel. Güzel fakat temel eğitimi eksik bir kadının, erkeklerin dünyasında ezber bozan bir üstünlük taslayan Yeşil Peri Gecesi yapıtı, yer yer arabeskleşse de Akdeniz insanının patırtılı gürültülü, kısmen birbiri içine geçen arkadaşlıklardan, aile içi ilişkilerden, aşklardan ve de tümünün bir bütüne yansımasını taşır. Tunç, ikinci kitabında kapak kızının dünyasını, anlatısında kapak kızının kim olduğunu değil de kim olmadığından öğreniriz, zira güzellik başa beladır. O, aslında her olumlu şeye başkaldıran güzeller güzeli bir kadındır. Annesinin de başına gelenler onunki kadar acı doludur. Fakat kapak kızının annesi kızı gibi değildir, kendisine zarar vermez ve kendisiyle ilgili her hikâyeden sıyrılmayı başarır. Cinsel dürtüleri hedef alan bir dergiye on sekiz yaşındayken kapak kızı olan bir genç kadının yaşam şartlarına tamamen zıt bir ortamda büyüyen Osman’sa kendince farklı bir varoluş sergiler. Kapak Kızı’nda adı bile geçmeyen Osman’la Yeşil Peri Gecesi’nde kısmen tanışırız. Osman’ın da kapak kızı gibi kendisine zarar veren yoğun bir öfkesi vardır, fakat onun öfkesi babasına ve erkek kardeşinedir. Yine de erkek kardeşinden kopamaz. Hatta ona bağımlı yaşar.

Çağdaş Türk Edebiyatı’nın son dönem yazarlarından Ayfer Tunç, 2005’te Can Yayınevi’yle anlaşır. Kapak Kızı, birinci basım 1992’de Simavi Yayınları’ndan, Can Yayınları’nda birinci basım, 2005’te, on dokuzuncu basımsa, Kasım 2021’dir. Romanın adıyla ilerleyen Kapak Kızı, genç bir kızdır, kusursuz denecek kadar güzeldir, bir o kadar da gizemlidir. Genç bir adamla bir kadın, trenin yemekli vagonunda birbirlerine yabancı birer yolcuyken, cinsel dürtüleri hareketlendiren bir derginin kapağındaki o genç kızı konuşurlar. Bu konuşma kapak kızının geçmişini sorgulamaya varır.

Ayfer Tunç’un Kapak Kızı romanının ardından 2010 senesinde yayımlanan Yeşil Peri Gecesi, Kasım 2021’de yirmi ikinci baskıyı yapar. Yine aynı yayınevinden 2020’de yayımlanan Osman, Ocak 2022’de dokuzuncu baskısını yapar ve bu romanla 2021 Vedat Türkali Edebiyat Roman Ödülü’nü de kazanır Ayfer Tunç.

Tunç’un üçlemesinde, aynı düzlemde kentin farklı noktalarında yaşayan iki Türk ailesi ve o ailelerin akrabalarını kapsayan kurgusal hikâyeler vardır.Ailelerin başına gelenleri, Kurgusal, kabul ediyorum, etmezsem, Kaza ve kadere iman, meselesini sorgulamam gerekir ki bu hassas konu Tunç’un da üçlemesinin meselesi hiç değildi. Çünkü iki aile de kendi hikâyesinde ilerlerken, Ak şeker, kara şeker, bir damar soya çeker, başlığında tesadüfler zinciri öyle bir başlar ki iki farklı ailenin yaşamı bir şekilde kesişir ve zaman hızla akar. Yer yer arabeskleşen anlatıda, kurgulanan olaylar ve o olayları kapsayan ilginç tesadüfler vardır. Yeri gelir, Şimdi bu olmadı, dersiniz. Fakat Ayfer Tunç, tesadüflerin her birinde, olaya yeni bir karakterin dahil olduğu yan hikayeleri o kadar güzel ekler ki o bölümün ardından, Olmamış, diye yorumladığınız o tesadüf, sizi rahatsız etmekten çıkar ve satırların içine siz de dahil olursunuz.

Kendi düşen ağlamaz, Ayağını yorganına göre uzat, Güzelin kaderi olmaz, Allah çirkin kaderi versin, Hazıra dağlar dayanmaz, bunlar gibi bilinen atasözlerinin her birine hizmet eden yan hikâyelerin defalarca tekrar edildiği bir üçleme Ayfer Tunç’un Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi ve Osman. Üstelik üçlemenin bütünü, Türkiye’nin belirgin bir zamanına ışık tutar. Ve üçlemedeki karakterler, Her şeyin bir bedeli vardır, her bedel günü gelince ödenir, diyen bir son hikâyeyle meselesini tamamlar.

Kapak Kızı merak uyandıran yalın bir anlatıda, Yeşil Peri Gecesi döne dolaşa sanki bir dizi film seyri anlatısında, son eser Osman’sa bir röportaj ve günlük anlatısındadır. Üçleme yapıt birden çok meseleyi birbirine bağlayan parçalardan oluşurken, romandaki karakterlerin çokluğu da üçlemenin ana meselesini besleyen yan meselelerin hikâyeleri için vardır. Tunç, üçlemesindeki karakter fazlalığı, kanımca, romanın bütününde eksik bir parça bırakmak istememesindendir.

Ne çapkın komşumuzdun sen Fahriye Abla! Ahmet Muhip Dranas’ın Fahriye Abla şiirinin üçüncü dizesinin son satırında dile getirdiği kadar çapkın ve arzu nesnesi olan güzel bir kadının kızıyken, cinsel dürtüleri tetikleyen bir dergiye kapak kızı olması ve ilerleyen yaşında hayatını farklı açılardan anlatan Tunç, üçlemesinin ilk parçası Kapak Kızı romanında, bir şehirden diğer bir şehre hareket eden bir yolcu treninin yemekli vagonunu mekân seçer. Lokomotifin çektiği birden fazla yolcu kompartımanı ve tek bir yemekli vagon vardır görselde. Ve o trende birbirine yabancı yolcularla, yemekli vagonda çalışanlar. Kapak Kızı’nda, seyahat boyunca yiyip içmeyi seven paralı yolcuların gözdesidir yemekli vagon. Yemekli vagon çalışanları içinse, evde bıraktıkları ailelerini bolca düşünerek geçirdikleri bir gidiş ve geri dönüştür. Zengin bir yolcunun sipariş verirken sergilediği bir tavırda, sonradan görme, ukalâ, burjuva ve bunlar gibi bir dolu dibe çeken yakıştırmaların yapıldığı bir gözlem istasyonudur Kapak Kızı’ndaki trenin yemekli vagonu. Birinci kitabın ardından gelen ikinci ve üçüncü yapıttaysa yemekli vagonun yerini markalaşan ve yozlaşan bireyler alır. Çünkü birinci kitapla ikinci kitabın arasında on beş senede değişen yeni bir Türkiye vardır. Yemekli vagonda çalışanların kısa sürede kaynaştıkları paralı yolcular son durakta indiklerinde unutmak istedikleri ne varsa seyahat ettikleri trende bırakır, çalışanlarınsa rutinidir varış ve dönüş.

Ayfer Tunç’un İzmit Adapazarı’ndan, yatılı okuduğu Erenköy Kız Lisesi’ne uzanan hayatındaki geliş ve gidişlerini düşününce, zamanının Ankara ve İstanbul arasında hareket eden yolcu trenini kullandığını ve o trenin yemekli vagonunu çok iyi gözlemlediğini, romanına mekân seçmesinden belli. Mekân bana da o kadar tanıdıktı ki İstanbullu annemin gelin geldiği Ankara’dan bizi ailecek annemin memleketine götürüp, babama geri getirendir sihirli demir yığını. Sihirli demir yığını, dememdeki sebep, lokomotifin kömürle çalışmasıydı. Aile apartmanımızın kömürlü fakat sobalı olmasından dolayı eskidiği söylenip de yıkılmasını da hesaba katınca çocuk aklımda bir vagon dolu kömürle iki şehri birbirine bağlayan vagonları çeken bir lokomotifin çelik raylar üzerindeki hareketi benim için sihirliydi. Üstelik annemin, her öğün yemek yediğimiz masaya serdiği kolalı beyaz örtülerin bir benzeri de yemekli vagonun masalarındaydı. Öyle ki, hatıramdaki yemekli vagonda tüm masalar doluydu. Barın arkasından bana kola şişesine uzatan beyaz giysili garsonun yüzü hâlâ zihnimde belirgin.Tunç’un karakterleri de o kadar belirgin ki her bir masada oturanın yediği içtiğine kadar bilgi verir, adlarına kadar. Söylenen isimler, siparişler, düşünceler, söylemlerin takibi yer yer güçleşse de bir bölümden diğerine geçerken ciddi bir sorun yaşanmaz, çünkü karakterlerin sadece adlarıyla rol kapmadığını, her birinin rengi, hatta kokusu olduğunu güçlü göndermelerle verir Ayfer Tunç. O addaki karakter, buydu, dedirten satırları bir birbiri arkasına sıralar ve karakterin adı da birden akılda belirir.

Ayfer Tunç, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezundur. Üniversite yıllarında çeşitli edebiyat ve kültür dergilerine yazılar yazar, 1983’te adı edebiyat dünyasında geçer. Derken gazetecilik hayatı başlar, sene 1989. Sokak dergisinde, Güneş ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde çalışır. 1989 yılında Saklı başlıklı öyküsüyle Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği Yunus Nadi Ödülü‘nü kazanır. 1990 senesinde yazdığı Kapak Kızı romanı iki sene sonra Simavi Yayınları tarafından yayımlanır. 1999’dan 2004’e kadar Yapı Kredi Yayınları‘nda yayın yönetmeni olarak çalışır. 2001 yılında Yapı Kredi Yayınevi’nde yayımlanan Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek başlıklı yapıtı, 2003 yılında altı Balkan ülkesinin katılımıyla düzenlenen Balkanika Ödülü‘nü kazanır ve altı Balkan diline çevrilmesine karar verilir. 2003 yılında Sait Faik‘in öykülerinden hareketle yazdığı, Havada Bulut başlıklı senaryosu filme çekilir ve TRT’de gösterilir.

Ayfer Tunç’un senaristliği, üçlemesinde tekrara dayalı anlatısının nedenine ışık tutar, kendi üslubunu edebiyat dünyasına benimsetir, Kapak Kızı’nı takip eden Yeşil Peri Gecesi’nde, özellikle de serinin üçüncü romanı Osman’da tekrarlarla ilerleyen satırların akışında başarılıdır. Osman’ın kalabalık arkadaş çevresi bir günlük üzerinden röportajla verilirken, soru cevapta geçen isimler, Osman’ın ergenliğinden ölene kadar edindiği kalabalık kızlı erkekli arkadaşlarının adlarıdır. Birinci kitaptaki karakter fazlalığı, ardından gelen iki kitapta da o kadar fazladır ki yan karakterlerin takibi kolay olmasa da tekrar eden cümlelerine bilinçli bir tercihle kimlik yükler Tunç, adı geçen kişinin isminden çok kim olduğuyla karakteri hatırlatır; işte bu beceri de yazarı, üçlemenin üçüncü yapıtı Osman’la 2021 Vedat Türkali ödülüne götüren başlıca sebeplerden biridir. Tunç’un yazan kaleminin yazar gözlemi dikkat çeker ve de belirgindir. Üçüncü yapıt Osman’da ana karakterin hayatında önemli rol oynayan her bir karakter, ölü Osman’ın geçmişteki günlükleri ve cevap hakkı doğan her karakterin kendisiyle yapılan güncel röportajlarla konu başlıkları üzerinden Osman defalarca sorgulanır. Osman’a dokunan her bir karakterin gözünden Osman’ı tekrar tekrar tanırız. Bu tekrarlar, her bir insanın farklı bir bakış açısına sahip olduğunu, yargıların farklı düşüncelerle şekillendiği, hatırlanan şey farklı olsa da sonucun değişmeyeceği, hatta geçmişin anlatılarak bir kez daha yaşanmasının kişiye acı verdiği, geçmiş arkaya alıp ilerlenmezse kişi daha da dibe iner, sonuçta da oyundan düşer. Ayfer Tunç, renkli anlatısında meselesini işler.

Bir üçlemede en hoşuma giden yan, her bir yapıtın dilindeki gelişimini gözlemlemek. Kapak Kızı’nı, her iki baskısını da zevkle okudum. İkinci yapıt Yeşil Peri Gecesi’nin dil gelişimi de fark edilmeyecek gibi değildi. Yine de Tunç’un eserinde meselelerin takibini canlı kılmak için yaptığını düşündüğüm tekrar cümleleri fazla olduğunun altını çizsem de farklı karakterlerin aynı konuyu değişik algıladığından defalarca bir konuyu birkaç kez anlatması, Ayfer Tunç’un kabul gören üslubudur. Üç esere de aynı tarz hakimdir. Üçüncü eserin öncekilerden tek farkı kurgusudur. Hatta bir roman için alışık olunmayan bir röportaj anlatısında ilerleyen bu üçlemenin sonuncusu tek bir soruya cevap arar, yine de net bir cevap bulamaz. Üçleme, bu kadarı da olmaz canım, dediğim satırlarla dolu olsa da üçüncü kitap Osman’ın günlükleriyle kendi içinde Osman’ı belki akladı. Peki, Osman’ın bir aklanmaya ihtiyacı var mıydı, o zaten doğduğu andan itibaren çevresindekiler tarafından kullanılmamış mıydı? Kullanılan insan, gün gelir kullanan olur. Osman eş olarak seçtiği kadını kullanmıştı.

Raf ömrü biten bir sütü içerseniz ve sonucunda bağırsaklarınız bozulur, aynen Osman da bir türlü iyileşmeyen sancılı ishal hastasıydı. Yoksa parasını düşüncesizce ve hesapsızca harcaması yetişme tarzından mıydı? Osman bireyleştiğinde kendi ailesinin geçmişten gelen katmanlarının onda beden bulan kısmını mı sergiliyordu?

Ayfer Tunç’un usta kalemiyle içine girdiğimiz olayların üç boyutlu anlatısında iki karakterin ailelerini ve yaşam şartlarını, üçlemede adı geçen tüm karakterlerin gözünden tekrar tekrar sorgularız. Zenginlik de gelip geçicidir. Üçlemenin anlatısı karakterlerle gülüp, ağlayacak kadar renkli başlıklarla ilerlerse de anlatının içinde kaybolduğum anlardan kurtulduğumda çoğu zaman kendi çocukluğuma gittim, öyle ki ara ara, Neden, diye sorguladığım aile büyüklerime ne kadar da haksızlık yaptığımı fark etmemi sağladı bu gidiş gelişler.

Geriye dönüp de Ayfer Tunç’un edebiyat yaşamının kronolojisine bakarsak, 2003 yılında Sait Faik‘in öykülerinden hareketle yazdığı Havada Bulut,başlıklı senaryosu filme çekilip ve de TRT’de gösterildiğini, Aliye ve Binbir Gece, dizilerinin senaryo ekibinde yer aldığı, Düş, Gerçek, Bir de Sinema (1995), Usta (2008), 72. Koğuş (2011)’de senaryosunda da çalıştığını biliriz. Üçlemenin son yapıtı Osman’daki kurgu tekniğinin kabul gören başarısı nettir, yoksa bir romanın röportaj tekniğindeki gibi soru cevap içermesi, ileride bu üçlemenin kurgu karakteri Osman’ın bir geçmiş zaman belgesel dizisine zemin mi, kim bilir? Keşke üçleme diziye dönüşse; hiç fena olmaz.

Yayınlanmış olsun olmasın bütün metinleriyle didiştiğini, kimiyle az, kimiyle çok, bazen yeni bir metin fikri heyecan verici olmasa da belki yazmış olduğuna Tamamdır,diyene kadar defalarca yazdığını, kaleminin böyle düşündüğünü, bu uğraşını kalemini daraltan bir çember gibi hissettiğinde de bir korkuya kapıldığını anlatmış, 2005’te Kapak Kızı’nın yeniden yazılışı hakkında birkaç söz başlıklı yazısında Ayfer Tunç. Edebiyat söyleşileriyle de dikkat çeken Tunç’a yöneltilen bir soruda, okuduğu bir kitabın karakteri yerinde siz olsaydınız nasıl yapardınız sorusuna verdiği cevapta, hiçbir zaman kendisine böyle bir soru sormadığını söylese de kapak kızı olduktan sonra kaderini daha da çıkmaza sokan bir kadın karakterin, yaptığı bir evlilikle yaşamını alt üst eden bir erkeğin ve diğer karakterlerin geçmişteki seçimlerini, kendi içlerinde her bir karaktere sorgulattığı satırlarda, her şeyin, her şarta tekrar eden olaylar zinciri olduğunu, üçlemenin ana meselesinin değişmeyen bir sona ilerleyeceğini, sona varan bir yaşamdan ziyade karakterlerin rolünü tamamlaması, meselelerin karakterleri bağlayan hikâyeleri kapsadığını gösterir Tunç’un üçlemesi. Anlatının zamanını ilgilendiren başlıklar içermesi, o başlıkların gelecekte kısmen, belki de tamamen unutulması, bu üçlemenin yeni doğacak kuşağın okuma listesine giremeyecek gibi gözükse de bunu şimdiden öngörmek Tunç’un üçlemesine haksızlık olur. Fakat üçlemenin birinci kitabı Kapak Kızı’nın yapıta seçilen mekânla unutulmayanlar arasına girmesi kaçınılmaz. Üçlemenin toplamdaki sayfa sayısını gözünde büyütenler için tek bir sözüm var, muhakkak Kapak Kızı’nı son baskısından okuyun. Pişman olmayacaksınız.

Yorumlar kapatıldı.