İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İnsan Kalarak Yaşamak: Aziz Nesin Üzerine Bir İnceleme

20 Aralık 1915 yılında, Birinci Dünya Savaşı’nın en kötü günlerinde, Heybeliada’da dünyaya gelir sevgili yazar Aziz Nesin. Aslında adı Mehmet Nusret’tir. Arapçada “Tanrı yardımı” anlamına gelen Nusret ismini ailesi verir ona. Mehmet Nusret. Yoksulluk içinde geçen çocukluğunu adında da taşır. Annesi daha 26 yaşındayken dünyadan ayrılarak yalnız bırakır onu ve o bu acısını ileride “Annemin Anısına” şiirini yazarak dışa vuracaktır. Her şeye rağmen öğrenime olan inancını yitirmeyerek eğitimini tamamlar. Ardından tam on dört yıl sürecek olan askerlik yaşamı onu beklemektedir.

“Türkiye gibi okuyamayanların milyonları bulduğu bir ülkede okuyabilenleri aslında halk okutuyor. Beni de halk okuttu. Bu borç ödenmez. Ama ödemeye çalışmak gerekiyor. Şimdi ben vakfa yatırdığım parayla başka bir iş yapsaydım milyarder olurdum. Ama borcumu ödememiş olacaktım. Birçokları sorumluluktan kaçıyor. Ben mükemmel biri olmayabilirim ama aydınım. Bana bunu halkım kazandırdı.”

Her Türk vatandaşına bir soyadı verilmesini zorunlu kılan Soyadı Kanunu 1934 yılında kabul edilir. Herkes kendine bir soyadı seçerken Mehmet Nusret de kendine Nesin soyadını seçer. “Herkes Nesin diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim,” sözleriyle açıklar sonraları seçiminin nedenini. Akıllardaki “-Peki, neden Aziz?” sorusuna da bir röportajında “Yıl, 1942… Üsteğmenim. ‘Aziz Nesin’ takma adıyla dergilere öyküler gönderiyorum. O sıra ne sağcıyım, ne solcu… Dünyadan haberim yok. O zamanlar, gazetelerde yazan askerlere üstleri iyi gözle bakmadıklarından, yazılarımı kendi adımla değil babamın adıyla, Aziz Nesin diye yazdım. Bu ilk takma adım gerçek adımı örttü, Nusret Nesin unutuldu,” cümleleriyle cevap verir. Babası bahçıvanlık yaparak geçinen Abdülaziz Bey’dir.

Çocukluğundan beri aslında insanları ağlatacak yazılar yazmak ister toplumcu gerçekçi Türk Mizah Yazarımız, belki ağlanacak halimize güleceğimiz için belki de insanları gülerken ağlatarak halimizi göstermek istediği için. İşsiz olduğu yıllarda iki yüzden fazla takma ad kullanarak gazete ve dergilere yazılar gönderir. Yazarlık yapamadığı yıllarda bakkalcılık, muhasebecilik gibi işlerde çalışsa da başarılı olamaz ve yine de yazmaya devam eder. Yavaş yavaş kitapları çıkmaya başlayacak ve ardından hapis cezaları gelecek; 1944’te 3 ay 10 gün, 1947’de 20 gün, 1947’de 14 ay, 1948’de 4 ay, 1949’da 6 ay, 1950’de 16 ay, 1955’te 4 ay, 1961’de 2 ay, 1971’de 5 gün ve daha başka beraat ile sonuçlanan tutuklanmalarla beraber toplam 5 buçuk yıl cezaevinde kalacaktır. Dergiler çıkaracak ve dergiler kapatıldıkça o tekrar çıkarmaya devam edecektir.

Böyle gelmiş
Ama böyle gitmeyecek.

Dergiler arasında en önemlisi, Türk basın tarihinin en yüksek tirajlı yayınlarından, editörlüğünü Sevgili Sabahattin Ali’nin yaptığı haftalık bir kara mizah dergisi olan ve 1946 yılında yayımlanmaya başlayan Markopaşa dergisidir. Dergi, o dönemin muhalifi konumunda yer aldığı için birçok dava açılarak bazen toplatılsa ve bazen elden dağıtılsa bile 1947 yılında dek çıkmaya devam eder. Nesin bir konuşmasında derginin başarısına şu cümlelerle değinir: “Markopaşa, o zamana değin bilinmeyen bir gülmece ve taşlama yeniliği getirmiştir. O zaman ve daha önce çıkan gülmece gazetelerinin bütün amacı – çok öncekiler arasında istisnaları vardır – hoşça zaman geçirtmekti. Markopaşa’ysa, halk hizmetinde, halk dertlerini belirtmek ve halka yararlı olmak için gülmeceyi bir araç olarak kullanırdı. Markopaşa’nın kullandığı dil, halkın dilinin ta kendisiydi. Markopaşa’nın çıkış zamanı, siyasi olayların en civcivli zamanına raslamıştı. O dönemde muhalefet şimdiki kadar sertleşmemişti. Markopaşa, putlaştırılmış olanları en çirkin yerlerinden halka göstermiş, en yürekli eleştirileri yapmıştır.”

Çok konuşkan olmayışına gelen tepkilere “Mizahı ciddiye alan bir sanatçının her karşılaştığını güldürmeye mecbur bir hokkabaz olmadığını,” söyleyerek tepki verir. Çalışmayı çok sever. Bazen günde yaklaşık on altı saat çalışır ve yemeklerini dahi çalışma odasında yiyerek çalışmayı bırakmaz. UNESCO’ya göre eserleri yabancı dillere en çok çevrilen Türk yazarlar sıralamasında Orhan Pamuk, Yaşar Kemal ve Nâzım Hikmet’in ardından dördüncü olmuştur

Halktan biri, içimizden biri olan ve kendini Türk halkına borçlu hisseden Sevgili Aziz Nesin 1972 yılında Nesin Vakfı’nı kurar ve bütün varlığını bu vakfa bağışlar. Vakıf, kimsesiz çocukları himaye etmek ve yoksul olan çocukları bir meslek edininceye dek tüm ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulur ve çocuklardan gelecek hayatlarında hiçbir karşılık beklenmez. Çocuklara kültürel bir yuva olan bu vakıfta kütüphaneler, tiyatro salonları ve çalışma odaları bulunmakla birlikte yasak olan tek şey cezadır.

BBC Türkçe Radyosu’na 30 Mayıs 1993 yılında verdiği röportajında “Ve bütün yasaklara karşıyız. Ben yasağa karşıyım. Kitap yasağına karşıyım,” der. Yasaklanmış her şeyi yasak kılmaya çalışır sevgili Nesin kendi dünyasında. Ancak böyle ilerleyebileceğimizi aksi takdirde geriye doğru sürükleneceğimizi düşünür.

Tarih 2 Temmuz 1993’tür. Sivas’ta düzenlenecek olan Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne birbirinden değerli birçok yazar, şair, halk ozanı, sanatçı ve düşünürümüz katılır. Şenlikler sırasında içinde aydınlarımızın bulunduğu Madımak Oteli, Cumhuriyet karşıtı sloganlar atan bir grup Radikal İslamcı tarafından önce taşlanır ve canice ateşe verilerek yakılır. Yangına yaklaşık bir saat müdahale edilemez. Alevler tüm oteli sararken içerideki aydınlardan biri olan Aziz Nesin kurtarılır ve itfaiye merdiveninden bir görevli tarafından kalabalığın arasına itilerek linç edilir. Katliamdan iki yıl sonra 6 Temmuz 1995 tarihinde İzmir’de geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeder. Ardında hep yaşayacak bir vakıf ve çeşitli türde yüzlerce eser bırakarak vasiyeti üzerine Nesin Vakfı’nın bahçesine törensiz bir şekilde gömülür.

“…Başka türlü yaşayamayız. Müslümanlarla ya da Müslümanların içindeki Alevilerle Sünniler hoşgörü göstermezse Türkiye’deki başka dinden olanlar örneğin Süryaniler hoşgörü göstermezse dinsizler hoşgörü göstermezse biz barış içinde yaşayamayız. Bizim barış içinde, sağlıklı bir ülke olarak yaşamamızın baş koşulu hoşgörüdür. Biz hoşgörülüyüz…”

Madımak Katliamında 33 yazar, halk ozanı ve düşünürümüz ve iki otel çalışanı olmak üzere tam 35 kişi yanarak ve dumandan boğularak hayatını kaybeder. Katliamdan kurtulan Aziz Nesin, Madımak Olayı sonrasında şu ifadeleri dile getirir;

Tarihler 1 Temmuz 1993 idi. 4. Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’taydık. Daha şehre gelmeden, özellikle benim hakkımda bildiriler yayımlanmaya başlanmış, hedef gösterilmiştim. İlk günden itibaren gerginlik had safhadaydı. 2 Temmuz günü ise yerel gazetelerde kullanılan sözler, bir nevi olacakların habercisiydi.

Röportaj yapmaya gelen İhlas Haber Ajansı muhabiri, aslında o güruhun içinden geçenleri anlatmaya, cevap almaya gelmişti.

Sürekli camianın tahriklere kapıldığını söylüyordu. Tahrik olabilirler, bunda sıkıntı yoktu. Ancak tahrik olan dövmez, öldürmezdi. Duyarlılık öldürmek değildir arkadaş.

Bu tartışmadan sonra apar topar otele geçtim.

Zaten gün içerisinde gerginlik şehrin belli yerlerinde iyiden iyiye tırmanmıştı. Akşam saat 5 sularında ise gözü dönmüş kalabalık Madımak Oteli’nin önündeydi. (…)

Ancak kalabalığın öfkesi dinmiyor, güruhu sakinleştirmek adına konuşan belediye başkanı ne kadar reddetse de ‘gazamız mübarek olsun’ sözüyle adeta çığırtkanlık yapıyordu. Bundan sonra olacaklar kitle psikolojisinin sonuçlarıydı. ‘Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak’, ‘Laiklere ölüm’, ‘Yaşasın şeriat’ ve ‘Sivas, Aziz’e mezar olacak’ sloganları, aslında hedefin sadece ben olmadığımı anlatmaya çalışıyor gibiydi.

İlk fitil ateşlendi.

Önce yağmalama, sonra ise ‘yakın ulan, yakın’ sesleri ve tekbirlerle çevredeki araçlar ateşe verilmişti. Ateşin kızıllığı, dumanın siyahlığıyla birleşip çevremizi sarmıştı. Bu kaçıncı öldürülüşüm bilmiyorum fakat ölüme en yakın olduğum anı artık görebiliyordum.

Her şey 5-10 dakika içinde olup bitmişti.

Odamda Lütfi Kaleli ile birlikte çaresiz bir bekleyiş içerisindeyken aşağı taraftan korkunç çığlıklar gelmeye başladı. Bağırıldı, yardım istendi ve sonra sesler sustu. Artık sıra bendeydi. Kesin olarak ölüme hazırdım. Hatta Lütfi Kaleli birkaç kez ‘ölüyoruz abi’ dedi. Dedim ölüyoruz, öleceğiz. Başka çare yok. (…)

Ölenler ve kalanlar

Sonrasında Lütfi’nin önerisiyle camlara doğru koştuk ve yardım istemeye başladık. O sırada otelin önüne yaklaşan bir itfaiye bizi kurtarmak için yeltendi. 

Merdivenlerden inerken çökmüş haldeydik…

İtfaiye merdivenlerinden inerken sonradan Refah Partisi Meclis üyesi olduğunu öğrendiğim Cafer Erçakmak ‘Asıl öldürülecek hayvan burada’ dedi ve tam kurtuluyorum derken artık Sırat Köprüsü’nde gibiydim. Devam etsem linç, geri dönsem cehennem vardı.

O sırada görevlilerden biri beni bileğimden çekerek kalabalığın ortasına attı.

Yere düştüm, tekme ve yumruklarla vurmaya başladılar. Sonrasında polis arabasına kadar sürüklendim. Yaralı olarak kurtulmuştum ancak 35 can, 33’ü aydın 35 insan, yıllar sonra bile yeri doldurulamayacak onlarca değer katledilmişti.”

Katledilen değerli aydınlarımıza ithafen son olarak Ataol Behramoğlu’nun Bu Yangın Yerinde şiirinden dizelerle bitirelim yazımızı:

“Yaşamak görevdir bu yangın yerinde
Yaşamak, insan kalarak”


Kaynakça

Aziz Nesin Arşivi. “Aziz Nesin Belgeseli – Ethem Özgüven” Çevrim içi video klip. Youtube. Youtube, 11 Şubat 2014. Web. 29 Haziran 2021.

Aziz Nesin Arşivi. “Aziz Nesin’in ilk kez yayınlanan belgeseli” Çevrim içi video klip. Youtube. Youtube, 29 Haziran 2015. Web. 29 Haziran 2021.

BBC News Türkçe. “ARŞİV ODASI: Aziz Nesin, 1993 – BBC TÜRKÇE” Çevrim içi video klip. Youtube. Youtube, 2 Temmuz 2015. Web. 29 Haziran 2021.

“Markopaşa” Vikipedi. Wikipedia.org, 20 Aralık 2020. Web. 5 Temmuz 2021.

“Sivas Katliamı.” Vikipedi. Wikipedia.org, 2021. Web. 4 Temmuz 2021.

Söğüt, Mine. “‘Ben Aziz Nesin…’” Cumhuriyet Gazetesi 2 Temmuz 2021. Web. 4 Temmuz 2021.

Yorumlar kapatıldı.