İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Harfler, Annem ve Ölüm

Heyecanlıydık, özellikle de babam. Ben birinci sınıfa başlıyordum, ablam da ortaokula. Annem önlüğümü, yakamı, Kadıköy’den aldığımız püsküllü lacivert ayakkabılarımı akşamdan hazır etmişti. Çok şanslıydım, okulum evin bir sokak uzağındaydı. Ablam gibi erkenden kalkıp servise binmiyordum. Hatta o kadar yakındı ki annem bir kere zilin sesini duyduğunu bile söylemişti. Babam, “Bak ablan çok çalıştı, en iyi okulu kazandı, sen de onun gibi çalış oğlum,” diyordu. Annem sabahları elimden tutup beni sınıfıma kadar bırakır, bazen de almaya gelirdi. Okuldan dönerken camda bekler, sokağın başından göründüğümüzde el sallardı. Bizi böyle beklemediğinde evde altın günü var demekti. Ben o günlerin olduğu zamanları çok severdim. Tarçınlı kekin, susamlı kurabiyelerin kokusunu daha merdivenden çıkarken alırdım. Eve girdiğimde benim için hazırladığı kocaman tabak, mutfak masasının turuncu çiçekli örtüsünün üzerinde dururdu. Hepsini bitirir, akşam yemeğine kadar hiç acıkmazdım. Annemin kokusu, komşular olduğu zaman evden gelen tarçınlı, elmalı kek kokusuydu.

Okulun başladığı ilk günlerde, teneffüste bahçeye çıkınca kaybolup sınıfımı bulamayacağım diye çok korktum. Sabah uyanır uyanmaz camdan bakıyor hava yağmurluysa rahatlıyordum; çünkü o zaman ya sınıfta kalıyor ya da koridorda oynuyorduk. Bir sabah camdan bakarken yüzümdeki endişeyi anlayan annem, “Oğlum baksana! Ne güzel, güneşli hava. Okulda istediğin gibi oynarsın. Neden öyle üzgün bakıyorsun?’’ diye sordu. Ona korkumu anlatınca hemen siyah benli elimi avcuna alıp öptü. Annem küçük siyah benimi çok severdi.

“Gel bugün biraz erken gidip okulun bahçesinde gezelim, her yeri keşfedip sınıfına giden bütün yolları bulalım,’’ dedi. Okula annemin yanında seke seke gittim. Birlikte her yeri dolaştık, koridorlarda sevdiğim işaretler bulup takip ettim. Rahatladım. Annemle birlikte okulu keşfetmek harikaydı. O günden sonra bahçeye herkesten önce çıktım.  

Okulun ilk ayı bitmek üzereydi. Daha kış gelmemiş, hiç kar yağmamıştı. Annem bir gece çok hastalandı. “Başım, başım,” diye çok inledi. Ambulans gelince annemi yürüyen bir yatağa koyup götürdüler. Giderlerken camdan baktım. Ambulansın karanlıkta dönen kırmızı, mavi ışıkları hoşuma gitti. Annem hastanede kalınca babam:

“Merak etmeyin çocuklar, anneniz iyileşene kadar dayınlarda kalacaksınız.”

“Peki, annemin nesi var baba?’’

Ablam sormuştu, ben zaten annemin iyi olacağını biliyordum. Anneannem de ambulansla hastaneye gitmişti, ama o çok yaşlı olduğu için geri dönmemiş ve orada kalmıştı.

“Annemin saçları daha siyah, benim annem genç, iyileşip geri döner,’’ dedim. Ben asıl okula nasıl gideceğimi düşünüyordum. “Dayımların evi uzak. Ben oradan okula kadar yürüyemem ki.’’

“Derslerin daha yeni başladı, birkaç gün gitmesen de olur,” dedi babam.

Ablam başka bir şey sormadı, bir daha hiç konuşmadı. Üzgündü. Anneme ilk çizdiğim çizgileri, öğrendiğim harfleri, boyadığım resimleri gösterebildim diye sevindim. Okulda her gün yeni harfler yazıyor, başka resimler çiziyordum. Annem orada çok kalırsa yeni öğrendiklerimle, eskileri birbirine karışmayacak onları da evimize döndüğümüzde anlatacaktım. Defterimi turuncu çiçekli örtünün üzerine koyar, annem mutfakta yemek hazırlarken ona rahat rahat anlatırım diye karar verdim.

Dayımlarda bir sürü gün kaldık, babam da gelmedi. Babamı da annemi de çok özledim. “Gidelim yanlarına,’’ dedim.

“Çocukları almıyorlar hastaneye,” dedi yengem.

Yengem çayın yanına kek de yaptı. Annemin keki gibi olmadı, elma da koymamış, zorla yedim. Zaten kaldığımız oda da soğuktu, geceleri hep üşüdüm. “Camların pervazından rüzgâr giriyor, ondan soğuk,” dedi ablam. Gece üşüyorum diye gelip yanımda yattı. Ablamı çok seviyorum. Hem çalışkan hem de iyi.

Mutfakta kahvaltı ediyorduk. Evin girişindeki küçük sehpanın üzerinde duran telefon yerinde zıplarcasına çaldı. Yengem koşup telefonu açtı. Ahize elinde öylece kaldı, hiç konuşmadı. Sehpanın yanındaki kırmızı koltuğa oturdu, çok ağladı. Koridorun duvarları çınladı. Ben o zaman anladım, çok kötü bir şey olmuştu. Ablama baktım, ben de ağlamaya başladım. Ablam bana sarıldı, o hiç ağlamadı. Akşam olduğunda herkes geldi, annem gelmedi. Anneannem gibi hastanede kaldı. Orada üşür mü diye üzüldüm, çünkü bir kere televizyonda duymuştum.

“Ölüp kaldıysa oralarda üşür benim çocuğum,” diye ağlıyordu teyze.

Evimize geri döndüğümüzde defterimi turuncu çiçekli örtünün üzerine koydum. Okulda öğreneceğim yeni harfleri anneme nasıl anlatırım diye düşündüm, bir yol bulamadım. Ablama sordum. O da bir yol bulamayınca üzüldü. Bana sarıldı, ağladı.

Babam, siyah benli elimi tutup, “Yarın sabah seni okula ben götüreceğim oğlum,’’ dedi. Hem sevindim hem de üzüldüm.

Okula giderken, “Arkadaşlarıma annemin öldüğünü söyleme olur mu?’’ dediğimde siyah benli elimi daha sıkı tuttu.

Latest posts by Yeşim Başaran (see all)

Yorumlar kapatıldı.