İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Burning (Şüphe) Film İncelemesi

Yönetmen: Lee Chang-dong
Senaryo: Lee Chang-dong // Eser: Haruki Murakami
Yapım: Güney Kore
Yıl: 2018
Süre: 2 saat 28 dakika
Ödüller-Festivaller:
Cannes Film Festivali 2018 – FIPRESCI Ödülü
Amerikan Film Ödülleri 2018 – En İyi Film Ödülü
Asya Film Ödülleri 2018 – En İyi Yönetmen
Key West Film Festivali 2018 – Yabancı Dilde En İyi Film
Londra Film Haftası 2018 – En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo

Burning: Bilinmeze teslim olmak ve yeniden doğmak

Haruki Murakami’nin Barn Burning adlı öyküsünden uyarlanarak Lee Chang-dong tarafından sinemaya aktarılan Güney Kore yapımı Burning ağır temposunun altında ilmek ilmek işlenen hikâyesiyle hayattaki anlam arayışı hakkında bir filme dönüşüyor. Film, Güney Kore ve hatta ötesindeki “toplumdan soyutlanma” duygusuna bir tepki olarak genç neslin öfkesini ürpertici bir şekilde yansıtıyor. Ana karakterlerin içinde bulunduğu farklı yaşam koşulları aracılığıyla sınıf ve cinsiyet eşitsizliklerini vurgularken aynı zamanda yabancılaştırıcı, postmodern bir toplumun ortak mücadelesindeki sınırları gözler önüne seriyor.

İnsan ilişkilerinin bu çok katmanlı tasviri, filmin ortaya koyduğu temel soruya işaret ediyor: “Bıkkınlık ve arzu arasındaki sürekli bocalamaya karşı koymak için her birimiz kendi bireysel yaşam koşullarımızda neye tutunmalıyız?”

Lee Chang-dong, Burning ile bu soruyu üç kahramanın bakış açısından soruyor ve bu karakterlerin bağlantı ve anlam arayışlarının nasıl hiçliğe yol açtığını gösteriyor.

Film, hayattaki misyonunu ve geleceğini sorgulayan parasız bir kız olan Hae-mi’nin ortadan kaybolmasına yol açan bir aşk üçgeni ile başlıyor. Eski komşusu ve aynı zamanda bir roman üzerinde çalışan hevesli bir yazar olan Jong-su ile uzun zamanın ardından karşılaşması Hae-mi’nin ikili ilişkilerinde yeni bir kapı açıyor. Hae-mi bu karşılaşmanın ardından Jong-su’ya insanların “Büyük Açlık” adını verdiği ritüele tanık olmak için Afrika’ya yapacağı ziyaretten bahseder. Anne-baba sevgisi olmadan büyüyen Jong-su ise yaşanan cinsel birliktelikten sonra Hae-mi’ye âşık olur ve her geçen gün ona daha da bağlanır, ancak Hae-mi zengin ve gizemli bir genç olan yeni erkek arkadaşı Ben ile geziden döner. Bu dönüşün ardından üçü birlikte takılırlar, ta ki Jong-su, Ben’in kendisine onun bir ahır yakıcı olduğunu ve yakacak yeni bir ahır bulduğunu itiraf etmesi karşısında şaşırıp kalana kadar…

Birkaç gün sonra Hae-mi ortadan kaybolur. Jong-su onu bulmak için gerçekleştirdiği denemelerin ardından eli boş dönünce Ben’in onun öldürüp yaktığından şüphelenir. Olaydan sonra Ben’in başka bir genç kızla birlikte olduğuna ve çıktığı tüm kızlardan Hae-mi’nin saati de dahil olmak üzere bir hediyelik eşya koleksiyonu sakladığına tanık olur.

Tüyler ürpertici derecede çekici olan şüphesiyle birlikte meydana gelen öfkesini artık bastıramayan Jong-su, Ben’i son sahnede bıçaklayarak öldürür. El kamerasının Jong-su’nun hareketine tanık olmak için onunla birlikte ileri geri hareket ettiği beş dakikalık uzun bir sekans. Ben ise direnmek yerine, sanki ölümü ve kaderini tamamen kabul ediyormuş gibi Jong-su’ya sıkıca sarılır. Kendi davranışından rahatsız olan Jong-su ise çakmağı almaya çalışırken kusar ve sendeler. Daha sonra Ben’in cansız bedeninin yattığı araca geri döner, kıyafetlerini tek tek çıkarır… Bu sahnede Jong-su’nun iç çamaşırını dahi çıkarması belki de sadece kanıtları yok etmek amacıyla yakma işlemini gerçekleştirmediğine bir ipucu oluyor. Tüm kıyafetlerini aracın içine attıktan sonra çakmakla ateşe veren ve artık benzine doymuş olan Jong-su yeni doğmuş bir çocuk gibi tamamen çıplak bir şekilde kameradan uzaklaşıp kendi aracına doğru yürür.

Bununla birlikte, filmin öyküsü açısından çok önemli olan kapana kısılma ve belirsizlik durumunu özetleyen de bu son sahnedir. Filmin son sahnesi ayrıca Murakami’nin öyküsünden bağımsız olarak yönetmen Lee Chang-dong’un kendisi tarafından filme eklenen en önemli iki sahneden biridir. Bir diğeri ise Hae-mi’nin Ben ve Jong-su’nun önünde üstsüz dans ederek canlandırdığı “Büyük Açlık” ritüeli sahnesi.

Jong-su tarafından gerçekleştirilen cinayet kasvetli gökyüzünü adeta yaran kablolar ve direklerin altındaki ıssız bir banliyöde meydana gelir. Jong-su kıyafetlerini çıkarırken kar taneleri düşmeye başlar ve bu sadece ölüm ve kasvetin değil aynı zamanda dönüşümün de işareti olmaya başlar. Jong-su cinayeti işlediği sahnede tamamen çıplak hale gelene kadar ağır bir şekilde nefes alıp verir. Film boyunca sürekli yaptığı gibi ağzını sanki hava alamıyormuşçasına açar. Jong-su sahne ilerledikçe boğulmaya başlar, fakat sadece havasızlıktan değil aynı zamanda Hae-mi’nin yok oluşundan, anne-baba sevgisizliğinden ve izole hayatından bir çıkış yolunun olmaması nedeniyle boğulur.

Yorumlar kapatıldı.