İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İntikam

Gözlerimin karasına değen gün ışığı uykusuzluğumu parçalıyordu. Olduğum yere sıkışıp kalmıştım. Sadece iki saat! O aralıkta ne olduysa olmuştu. Kendi ellerimle kavradığım kalın, heybetli boğazından ince ince soluğunu almıştım. Buz gibi olmaya yüz tutmuş bedenini sıcacık vücudumla ısıtıp o pis kokulu muşambaların içerisine sarmıştım. Şimdi koskoca bir yokluğun duvarına toslayan gerçeğimin manasız sorusuyla hesaplaştım. Hatırlamalıyım! Hem de her şeyi en baştan hatırlamalıyım! Ama önce onu bulmalıyım!

Üzerime geçirdiğim kara, heybetli montumun içinde sonsuza dek saklanmak isteyen histerik ruhumla iç hesaplaşmaya başlamıştım. Hızlı hızlı yürürken alev alan avuçlarımı ceplerimden çıkardım. Sokaklara sağlı sollu serpiştirilmiş dükkânların somurtkan ifadeleri arasından sıyrılıp dar bir yokuşa saptım. Zamanında orada olmazsam aklımı kaçırabilir ve hiçbir yere gidemez, olduğum yerden kıpırdayamazdım. Bana sadece yardım edecek kişi oydu. Acele ile yürüdüğüm yokuştan sağa saptım. Ölüm dün gece benim parmaklarımın arasında şahlanmıştı, şimdi ise burada dilsiz bir şekilde beni karşılıyordu. Suskun kaldırımlara hınçla basıp onun yanına varmıştım. Beni köşedeki varoş kulübede bekliyordu. Dev cüssesinin ve kaslı kollarının arasında kalan kemikli, ablak yüzünden bıçak gibi keskin bakışları üzerime yıldırım hızıyla düşmüştü. Vaziyetimdeki telaşı fark etmiş olacak ki büyük adımlarla yanıma yaklaştı:

“Suat Ağabey, böyle gel.”

Onun beni çağırışındaki mana, senin ilacın bende, şeklindeydi. Halimden anlayan tek kişi oydu. Hemen o beyaz tozu avuçlarıma verdi, çektikçe çektim. Rahatladım, hafifledim, zihnimdeki bulanıklık aklımın iç sesini susturan tek şeydi. Düşünecek mecalim kalmayana dek çektim. Karıncalanan bilincim gitgide kararıyordu. Her yer kara bir deliğe dönüşmüştü. Ne oluyordu böyle? Konuşamıyordum, canlanamıyordum, sessizleşiyordum…

Komadan çıktığım gün, olayın üzerinden tam iki ay geçmişti. Ecel beni tekrar yaşam denen o kaosun içine atmıştı. Kaçacak gücüm ya da dermanım kalmamıştı. Uyanır uyanmaz ilk sözüm Güliver olmuş. Yüksek doz uyuşturucu ile beni öldürmek isteyen Güliver! Oysa o benim tek sığınağımdı. Neden böyle bir şey yapmıştı ki? Artık gökyüzünü dahi görmeye tahammülüm yoktu. Kendime geldikçe sızlayan vicdanımın dev dalgaları kalp çarpıntılarımı kâğıt kesiği gibi acıtıyordu. Her şeyi hem de her şeyi itiraf etmeliydim. Böylece canımı almak isteyen o haini de ele vermiş olacaktım. Ben, Suat Akdoğan! Ölümle güreş tutan adam, ben o kişi değilim! Tamamen iyileştikten sonra aylardır aranan Zafer Karagöz’ün katili olduğumu itiraf ettim. Sorgulanmak üzere götürüldüğüm yerde ise her şeyi en başından anlatmaya başladım:

“Size Zafer Karagöz’ü niçin öldürdüğümü anlatabilmem için önce kendi hayatımdan başlamalıyım. Her şeyi olduğu gibi anlatacağım. Çünkü ne ölümden ne de hapishaneden korkuyorum. Ben, Güliver haininin verdiği o dozlarla zaten öldüm. Sonrasında bana ne olacağı umurumda bile değil. Ama o haine ne olacağı umurumda!

“O halde her şeyi anlat Suat, eksiksiz bir şekilde, her şeyi.”

“Anlatıyorum komiserim. Yıllar evvel ilk eşim Bahriye ile evlendiğimde sebebi sadece toplumu mutlu etmekti. Biliyorsunuz ki “elalem” denen yargı komitesi size sürekli görevler tanımlar. Yaşın geldi, neden evlenmiyorsun? Evlendin, neden çocuk yapmıyorsun? Herkesin mükemmel(!) olduğu bu düzen zincirini bozmaya hakkımız olmadığından Bahriye ile görücü usulü evlenmiştik. Fakat benim içimde farklı duygular vardı. Bunu itiraf etmem mümkün değildi. Yaşadığımız topluma göre kıyamet alameti olacağımdan hep sustum. Ta ki onu görene dek.  Adı Cihan olan sevgilim bir erkekti. Evet, ben bir eşcinselim. Ama elalem komitesine göre bir şeytan, bir zebani, başa yağan taşların sebebiydim. Bunu açık edemezdim. Evliliğim devam ederken bir de kızım Yasemin dünyaya geldi. Evlat bambaşka komiserim. Onun için Cihan ile görüşmeye ara verdim. Ama ikimizde birbirimizin bağımlısıydık. Dillerimiz sussa bedenlerimiz, ruhlarımız bağırıyordu. Bu kısa ayrılığa mağlup olup bir araya geldik. Defalarca ya onun evinde ya da benim evimde gizli gizli birlikte olduk. Ta ki eşim Bahriye bizi uygunsuz bir şekilde yakalayana dek bu gizlilik sürdü. O anı size anlatamam. Karım çıldırdı, şok geçirdi. Bir saniye bile beni dinlemeden kızım Yasemin’i de aldı ve gitti. Sonsuza dek. Kısa zaman sonra boşanmıştık. Bir anlaşmamız vardı. Karım, kocasının kendisini bir erkekle aldatmasını hazmedemiyordu. Ben ise cinsel kimliğimi asla açığa vuramazdım. Birbirimiz için kim sorarsa öldü diyecektik. Boşanma sonrası evimi, mesleğimi, tüm hayatımı değiştirdim. Cihan’ı ise kızımdan ayrılmamın sebebi olarak görüyordum. Artık ona duyduğum tek his nefretti. Onun da yüzünü görmek istemiyordum. Cinsel tercihimi bastırmaya çalıştım. Bunun için ikinci evliliğimi yaptım. Şu anki eşim Hayrunnisa ile on iki yıldır evliyiz. Bir erkek bir kız iki çocuğumuz var. Ben ise kendi manav dükkânımı işletiyordum. Yeni hayatım huzurla sürüyordu. Fakat hayatımdaki monotonluk Güliver ile tanışana dek devam etmişti. Güliver, ikna yeteneği çok yüksek, insanın iç dünyasına çok hâkim ve anlayışlı biriydi. Garip bir şekilde ona içimi açma hissi duyuyordum. Bu hayatta beni yargılamayacak ve anlayacak tek kişiydi.

“Güliver ile tanışmanız nasıl oldu?”

“Manav dükkânıma alışverişe gelmişti. Sonra ürünlerimi çok beğenip sürekli müşterim haline geldi. Bir baktım, sohbetimiz çok uyuşuyor. Dışarıda da görüşmeye başladık. İçsel olarak erkeklere karşı olan duygusal hazzımın da beni ona doğru tetiklediğini söyleyebilirim. Güliver sanki zihnimi okuyordu. Bilinçaltıma inip çıkan cümleleri, bakışları, dokunuşları vardı. Sonradan öğrendim ki hipnoz ile de uğraşıyormuş. Kliniği varmış. İnsanların geçmişindeki olumsuzlukların etkilerini uysallaştırıyormuş. Öylesine ikna ediciydi ki kendimi ona bırakmak istedim ve bıraktım. Seanslarımız sıklaşmıştı. Bu hipnozlar sonucunda ben evrilip bambaşka biri olmuştum. Eşim ve çocuklarım ile çatışıyorduk. Bir süre ayrı yaşamaya karar verdik. Eşim çocuklarımızı da alıp annesinin yaşadığı şehir olan Aydın’a gitti. Ben ise koskoca şehirde tek başıma kalmıştım. Bir tek Güliver vardı. İçimdeki hazların açığa çıkması ile sanki birisi beni Zafer’e itmişti. Evimin tam karşısında oturan Zafer de benim gibi eşinden ayrıydı. Yıllardır yalnız yaşayan bu adam bir gıda fabrikasında kalite kontrol departmanında çalışıyordu. Nedenler yaratarak onunla daha yakın oldum. Dostça yaklaşımımın arkasında ona duyduğum ilgi vardı. Zafer’in bundan haberi yoktu. Cinsel kimliğimi, duygularımı bilmiyordu. Ama Güliver ile yaptığımız her seans sonrasında sanki bana bir cesaret geliyor ve iç sesim emrediyordu. Son seansımızı yaptığımız günün akşamı Zafer’i bizim eve davet ettim. İki bekâr yemek yer, dertleşiriz, demiştim. Asıl niyetim ise ona duygularımı ilan etmekti. Güliver cesaretlenmem için bana küçük dozda bir uyuşturucu vermişti. Bağımlılık yapmaz, sadece cesaret verir, bunu iç ve duygularını özgürleştir, demişti. Dahası da var, hatırlıyorum. İç sesimi sanki Güliver yönetiyordu. Karşı koyarsa boğazına sarıl, nefesini kes ve o bedene sahip ol! İçimden gelen komutlardı bunlar. Öyle de oldu. Duygularımı söylediğimde Zafer’in yüzünün rengi attı. Şaka yaptığımı düşündü ama ona göre hoş bir şaka değildi. Oysa ben çok ciddiydim. Garip bir şekilde hoşlanmaya başladığım Zafer duygularıma karşılık vermeyip direnince boğazına sarıldım. Olanca gücümle sıktım, sıktım, sıktım! Onun nefesleri kısıldıkça ben daha da büyüyordum. Bir nevi Tanrılaşmış hissediyordum. Cesaret veren o dozdan biraz daha aldım ve henüz soğumamış bu taze ölüyle birlikte oldum. Kendi sıcaklığım ile hızla soğumaya başlayan bedeni ısıtma yarışındaydım. Sızmışım, kendime geldiğimde iki saat geçmişti. O an Zafer’i her yerde aradım. Evin her yerini deli gibi arıyordum ama yoktu. Komiserim onu gerçekten ben öldürdüm. Ama cesedin yok oluşunu hala anlayamıyorum. Yarıldığını düşündüğüm yeri bile tırnaklarımla eşip bakmak istedim. Ama yoktu. O an Güliver ile sözleştiğimiz aklıma gelmişti. Ona gecenin nasıl geçtiğini anlatmak için erkenden buluşacaktık. Güliver ’in seçtiği yere gitmek için hızlıca çıktım. Aklımın içi dağılmış puzzle parçaları gibiydi. Toparlayamıyordum. O gün Güliver’e daha çok ihtiyacım vardı. Ona ve beyaz toza doğru hızla çekiliyordum. Yanına vardığımda ise aciz halimin farkında olarak bana yüksek doz uyuşturucu vermişti. Ölmemi istedi. Yok olmamı! O yüzden de beni o varoş yere çağırmıştı. O içimdeki emirler benim iç sesim değil Güliver ‘in sesiydi. Seanslarımızda bana her ne yaptıysa sanki onun programlanmış robotuydum. Beni Zafer’e yönlendiren, zayıflıklarımı kullanan, hayatımı yöneten aslında Güliver’di. Komiserim suçumu kabul ediyorum ama Güliver ‘in de en az benim kadar suçlu olduğunu bilmenizi isterim.

Sorgulamanın akabinde cezaevine götürülmüştüm. Vermiş olduğum ifade sonrasında Güliver ‘in peşinde olan polis ekipleri bir ay gibi bir süre içinde onunda izini bulmuştu. Güliver benim gibi itirafçı olmamıştı. Onu konuşturmaları, olayların asıl nedenini öğrenmeleri güç olmuştu. Ama çıkarıldığımız mahkemede olayların aslını öğrendiğim gün bir intikam planının parçası olduğum gerçeği ile yüzleşmiştim. Dahası da vardı. O parçaya ailemden dahil olan tek kişi ben değildim! İlk göz ağrım, evladım, kızım Yasemin de vardı. En son iki yaşında gördüğüm kızım kocaman yetişkin bir kadın olmuştu. Mahkemede yüz yüze geldiğimiz o an dipsiz bir kuyuya çekilir gibi hissetmiştim. Kızımın yüzüne bakamıyordum. O da benim yüzüme bakmıyor, titreyen sesiyle tane tane seçtiği cümlelerini kuruyordu:

“Neriman Hanım ile kızımın gittiği anaokulunun bahçesinde tanışmıştık. Onun torunu ile benim kızım aynı sınıftaydı. Birbirimizi gördükçe sohbetimiz ilerledi ve özel hayatımızda da görüşmeye başladık. Neriman Hanım’a karşı garip bir güven duymuştum. Saygın bir kimliği vardı ve onunla görüşmek hoşuma gidiyordu. Oğlu Güliver psikolog gelini ise hemşireydi. Bu ailenin bir parçası olmak gururumu okşuyordu. Aramızdaki muhabbet ilerleyince çekinmeden hayat hikâyemi ilk kez birine anlatmıştım. Yıllarca anlatamadıklarımı içimde bir yük gibi taşıyordum. Eşimden bile sakladığım gerçekleri ilk kez Neriman Hanım’a anlatmıştım. Anlattıklarımın bir intikamın doğuşuna sebep olacağını tahmin bile edemezdim. Babamın eşcinsel oluşunu yargılamadan, anlayışla karşılayan, yaşadığımız hüsranları yine empati kurarak hisseden bu kişi hepimizin muhtaç olduğu o insanlardandı. O muhtaçlığa mahkûm kılan ve her şeyi eleştirmeyi kendine vazife edinen, ön yargı patlaması yaşayan topluluktan arıtılmış insanlardı bu kişiler ya da rolleri buydu. Ben, annemden dinlediğim kadarı ile geçmişimizi anlatırken onlar da babamı araştırmıştı. Bu araştırma sonucunda eski kocası Zafer Karagöz’ün babam ile aynı mahallede oturduğunu öğrendiklerinde ise o hain planı yapmışlardı. Güliver tam bir hipnoz ustası idi. Önce insanların zihinlerine cümleleri ile dokunuşlar yapıp onları ikna eder sonrasında ise yavaş yavaş kendine çekerdi. Hâkîm Bey,  güvendiğim bu aile bir şekilde bilincimizi yönlendirerek bizi kendi cinayetlerinin maşası yapmışlardı. Nedenini bilmediğim bu cinayeti size anlatamam ama kullanıldığımı söyleyebilirim.

Kızımın anlattıklarının ardından sıra Güliver’e gelmişti. Onu hâkim karşısına getirdiklerinde oracıkta paramparça etme isteğim nüksetti. Sımsıkı yaptığım yumruklarımdan destek alarak dişlerimi öyle bir sıkıyordum ki tüm sabrımı içimdeki nefretimden alıyordum. Duymaya tahammül edemediğim sesindeki pes etmişlikten dökülen her kelime görülen davanın son cümleleriydi:

“Babam annemi terk ettiğinde ben on yaşımdaydım. Annemin içine girdiği bunalımı, çaresizliğini, acılarını, küçük olmama rağmen hatırlıyorum. Yıllarca babama kin besleyerek büyüdüm. Annemi o hale getiren adamdan bir gün bunun hesabını sormalıydım. İçimde pusuya yatmış olan kinim, Yasemin Hanım’ın anlattıkları ile uyanmıştı. Hayat hikâyesi ilginç kişileri ve onların hayatına dair yaşanmışlıkları mesleğim gereği araştırıp onları kliniğime çekmeyi iş edinmiştim. Bu işime annem de ortaklık ediyordu. Bu sebeple Yasemin Hanım’ın babasını araştırmamdaki amaç onunla iletişime geçip seanslarıma çağırmak istememdi. Fakat bizi başka kadınlar yüzünden terk edip yıllarca acı çekmemize sebep olan babam Zafer Karagöz ile aynı mahallede olduğunu öğrenince zihnimin derinliklerinde bir kükreme hissettim. Bunu annemle de paylaştım. Annem başta olumsuzdu, ama sonra onu da ikna ettim. O adamdan bize yaşattıkları için intikam almak istiyordum. Profesyonel olarak zihinlere girebilen bir ikna kabiliyetim ve hipnoz uzmanlığım var. Yurt dışında bunun için yıllarca eğitim gördüm. Bu yeteneğimi babamdan alacağım intikam için kullanacağımı hiç düşünmemiştim. Suat bunun için biçilmiş bir kaftandı. O farkında değildi, ama onu her seansta yönlendiriyordum. Son seansımızda Zafer’i eve çağırması için yönlendirdiğimde onu uyutmuştum. Cebinden evinin anahtarlarını alıp yakınımdaki anahtarcıdan bir kopyasını çıkartmıştım. Olanları izlemek için sinsice evine girip kuytu bir köşeye yerleşmiştim. Her şey planladığım gibiydi. Suat babamı öldürüp cesedine tecavüz ettikten sonra sızmıştı. O iğrenç cesedi aldım ve arabamın bagajına koydum. Varoş kulübenin olduğu yere götürdüm. Sanki ölüsünden hesap sordukça rahatlıyordum. Bağırdım, çağırdım, ağladım, tüm hıncımla kestim, doğradım. Leşinin bazı parçalarını etraftaki köpeklere attım. Kalan parçaları ise o varoş kulübenin zemininde kazdığım yere gömdüm. Huzurluydum. Suat’ı da ortadan kaldırıp oraya gömme niyetindeydim. Verdiğim yüksek doz uyuşturucu ile tam kendinden geçmişti ki köpeklerin her zamankinden daha fazla havlamaya başlaması ile birkaç insan olduğum tarafa doğru gelmeye başladı. Bunu fark edince de uzağa kaçtım. Komaya giren Suat için ambulans çağırdılar. Onu hastanede öldürmek için birçok plan yaptım ama olmadı. Odasına girecek fırsatı bulamadım.  Kimin katil kimin mevta olduğu belli olmayan bu hayatta şimdi ne ceza vermek isterseniz verin. Benim intikamım adaletimin bir parçasıydı. Onu da sağladım!

Latest posts by Sibel Gidici (see all)

Yorumlar kapatıldı.