Yazar: 18:00 İnceleme, Kitap İncelemesi, Melisa Kesmez Dosyası

Bir Mükemmellik Eleştirisi Olarak “Şiirsiz” Öyküsü

Melisa Kesmez’in kalemi ile anneliğimin zorlu yollarında düşe kalka, bata çıka ilerlerken Küçük Yuvarlak Taşlar aracılığıyla tanıştım. Kitabı bitirip kapağını kapattığımda, bir el uzanmış, ellerimi sıkıca tutup, “Üzülme, utanma, böyle hisseden sadece sen değilsin, itiraf edemiyoruz. Hepsi bu,” demiş gibi içim sıcacıktı.

Bu yazımızda bir öyküsüne eğileceğimiz ve yazarın ilk kitabı olan Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz öyküsü de “Her şey normal, insanız,” diye fısıldıyor kulaklara. Arka planda ise Melis Danişmend’in Her Şey Normal’i çalıyor. Kesmez, bu ilk kitabıyla yürüyeceği yolu okura belli etmiş ve gittikçe kendini bulmuş. Onun öykü gelişimi bana derinleştikçe kumlardan, bulanıklıktan arınarak dibi görünen masmavi denizleri düşündürüyor.

Kitapta, kadın ve kadınlık hallerine dair yirmi dört öykü var. Bu öykülerde aldatan, aldatılan, başka bir kadına âşık, bir travestinin sarılmasıyla içi huzur bulan, toplumsal normlara uyumlanamayan, kanlı canlı veya başkaları tarafından görülmek istenmeyen kadınlar var. Her alanda erkeklere ve erkek dünyasına hizmet eden bir düzende bir objeye indirgenen kadın, bu kitapta düşünüyor, hislerinin farkına varıyor, erkeklere ait olduğu düşünülen bazı imtiyazlı duyguları taşıyor, kanlı canlı konumlanıyor ve patriyarkanın karşısına çıkıyor.

Kitabın içinde Barış Bıçakçı ayrıntısıyla gönlümü çelen bir öykü var: “Şiirsiz”. Barış Bıçakçı’nın Sinek Isırıklarının Müellifi kitabındaki Cemil, Nazlı’nın yanından ayrılıp ona çok ihtiyacı olan kadın kahramanımızın hayallerine konuk olarak bizi şaşırtıyor. Bu ayrıntıyı görünce öyküdeki “Pazarda annesini kaybetmiş de bulmuş çocuk gibi sevindim,”[1] cümlesi daha da anlam kazanıyor. Sevdiğim bir romanın, sevdiğim başka bir yazarın öyküsüne konuk olması beni mest etti.

Öykü, iki ay sonra evleneceği adamla katıldığı bir etkinlikte müstakbel damat ve onun arkadaşlarıyla bir masada otururken kendini, seçtiği eşi ve hayatını sorgulayan bir kadını anlatıyor. Kadın, evlenmek üzere olduğu adama uzaktan bakıyor, bakıyor. “Yakın da dursam aşamayacağım bir mesafe bu,” [2] diyerek tanımlıyor bu uzaklığı. “Göz göze gelmek yeter bazen,” [3] diyor ama adamla göz göze bile gelememek ona bir aydınlanma yaşatıyor.

Damadın ve arkadaş çevresinin toplum normlarına göre kusursuz bir hayatı var. Bu; geçmişi, geleceği, görüntüsü pasparlak fakat ruhsuz, belki tutkusuz, travmasız, sürprizsiz hayatlar karakterimizin içini bunaltıyor. Müstakbel eşi de onu tamamen unutmuş vaziyetteyken kendini sorguya çekip sonunda oradan kaçıyor, Cemil’e sığınıyor. Bu sorgulamada kahramanın kendisinin şaşırdığı gibi okur da “Yeni mi fark ettin, bu aşamaya gelene kadar nasıl anlamadın?” diyebilir. Ancak bu durum öykünün gerçekçiliğini sarsmıyor. Aksine bu ani farkına varış sırasında başka bir kitabın karakterine sığınmak, kaçış için bu hayali karakterden medet ummak gibi bir metafor, öyküyü güçlü kılıyor. Şiirsiz bir adam olan sevgilisinin karşısına; bütün gün evde ruhsal söküklerle uğraşan, güzel bir şiir okuyunca içinde hemen eve dönme isteği uyanan Cemil’i yerleştirmesi, sevgilisiyle karakterimiz arasındaki zıtlığı vurgulamakla birlikte metinlerarasılık bağlamında oldukça estetik bir gönderme olmuş da diyebiliriz.

Kahramanımız masadaki herkesi şiirsiz diye adlandırıyor ve devam ediyor. “Bir matkabın kullanma kılavuzundaki metinlerden farksız! Şiiri yok bu adamın! Düz! Dümdüz!”[4]

Barış Bıçakçı da şöyle diyor bu adamlar için. “Evet, yolun sonunda iki adam, şiirin bile fayda etmediği çünkü şiir çaredir bir bakıma ölüme, özellikle de son dize ve her şeye çengel atan kafiye.”[5] Melisa Kesmez ile Barış Bıçakçı’nın böyle insanlara bakış açılarının oldukça benzer olduğunu gördüğümüz bu cümleler, onların şiir sevgisini de ortaya koyuyor. Şiir onlar için insan ruhunun ekmeği, suyu, şarabı.

Kahramanımız, içine düştüğü girdaptan kurtulmak ve düşüncelerini çürütmek çabasıyla, masadaki diğer evlenilecek kızlarla iletişime geçmek istiyor. Fakat aklı fikri düğünde, güzellikte olan bu kadınların arasında ayrıksı bir ot olduğunu fark edip bundan vazgeçiyor. Bu uyumlanamama hali onu üzmek yerine tam aksi iyi hissettiriyor. “Tek taşsız parmağım ve fönsüz saçlarımla resmin kusursuzluğunu bozuyorum gibi geldi, hoşuma gitti.”[6] Başka bir bakış açısıyla estetik-güzellik-mükemmellik sarmalı içinde debelenen kadınlığa eleştiri sunan Aylin Balboa da “Şişedeki Mesaj” öyküsünde benzer bir modern dünya uyumsuzu kadını işliyor fakat o bunu biraz kibirli buluyor. “Bahsi geçen konularda alenen cahildim. Böyle olmasına içten içe sevindim. Onlar gibi olmamak kendimi bir şey sanmama neden oldu.”[7]

Kafasını toplamak için sigaraya çıkıp masaya dönen kadın, kimsenin onun yokluğunu fark etmediğini görüyor, sonra müstakbel kocasından boşalan sandalyede Cemil’le karşılaşıyor ve onunla derin bir sohbete dalıp içini döküyor. Saatler süren konuşmalar, yakınlaşmalar derken kadın Cemil’in hayalini de alıp çıkıp gidiyor mekândan. Geceyi de onunla geçiriyor ve sabah uyandığında elinde buluyor Sinek Isırıklarının Müellifi’ni.

Editör: Hatice Akalın


[1] Melisa Kesmez, Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz, İletişim Yayınları, İstanbul, 2023, s.57.

[2] Melisa Kesmez, a.g.e., s.54.

[3] Melisa Kesmez, a.g.e., s.54.

[4] Melisa Kesmez, a.g.e., s.55.

[5] Barış Bıçakçı, Sinek Isırıklarının Müellifi, İletişim Yayınları, İstanbul, 2016, s.7.

[6] Melisa Kesmez, a.g.e., s.56.

[7] Aylin Balboa, Belki Bir Gün Uçarız, İletişim Yayınları, İstanbul, 2022, s.63.

Visited 28 times, 1 visit(s) today
Close