Yazar: 18:15 İnceleme, Kitap İncelemesi

Hüzün Hazinesine Ortaklık           

Kanaatkâr bir hazine avcısı oluyorum hangi kitabı elime alırsam alayım. Belki de bu yüzdendir hemen her kitaptan heybemde cevherlerle ayrılışım. Gözlerimin dedektör tutuşu rehberliğinde, zihnim ve yüreğim, kazma kürekle hazine aramaya girişmek üzere temkinli bir o kadar da sabırsız bir bekleyiş içerisinde, yola koyuluyorum. Bu yazımda inceleyeceğim kitap için de yine öyle yapıyorum. Öyle adım atıyorum, haritanın işaret ettiği ilk noktaya.

Kardeşim Özgür, haritasını Deniz Kazan’ın çizdiği oldukça değerli bir hüzün hazinesi. Hazineyi değerli kılansa okuyucuyu derin bir hüzne ortak etmesi. Evet, mutluluğa ortak etmek kolaydır başkalarını. Hüzne ortak etmekse yürek ve samimiyet ister. Deniz Kazan, bu hüzün hazinesine ortaklığı, acı bir veda yangının en alevli yerinden başlatıyor bir abi korumacılığında.

Daha ilk sayfada ciyak ciyak ötüyor dedektör. Zihni ve yüreği alarma geçiriyor. “Bak burda bir şey var. Uzaklaş olandan ve odaklan.” diyor adeta. Ve tüm gürültüler sessizleşiyor. Bir yangının alev alev çıtırtıları duyuluyor umutla acının kılıç vuruşturduğu şu cümlede:

“Bir başka hastanın kayıp gitmesi üzerine kurulmuş eğreti umutlar.”[1]

Heybem cevherlerle dolmaya başlıyor daha haritanın girişinde. Karşıma neler çıkacağının merakıyla ilerliyorum. Bir abinin aklından uzak tutmaya çalıştığı acının ürkek adımları eşliğinde giriyorum, beyazın hem umuda hem ayrılığa çalan soluk tonuyla boyanmış odaya. Pencere kenarında bir yatak, kafayı kaldırıp bakabildiğinde denizi gören. Gündüzleri mavi, geceleri karanlık. Tam da Deniz Efendi’nin dışına sızdırmamak için özen gösterdiği fırtınalı iç denizi gibi.

Deniz Efendi, Öcco’nun abisi.

Öcco, Deniz Efendi’nin canının kopmaya yakın parçası.

Deniz Kazan, bir günlük devamlılığında anlatıyor kardeşiyle birlikte yürüdüğü dikenli bir dönemecin derin sıyrıklarını. “Özlediğinde en küçük ayrıntıları bile özlüyor insan,” diyerek hastane odasından çıkarıp bazen hatırlanamayacak kadar eskiye götürüyor, bazen dün yakınlığında berrak anıların kucağına bırakıyor okuru. Bu yolculuğa kendisi rehberlik etse de zaman zaman dümeni Öcco’ya bırakıyor. Öcco’nun kelimelerinde bekleyiş, çare ve umutla üzerine kat kat sıva yapılmış ayrılık, acı ve veda duvarına çarpıyor insan.

“Hastalık, dinmeyen acı değil artık. Dört yanı ölüme kesmiş bir bekleyiş,” [2]diyor bir yerde Öcco, gözleri denizin karanlığına dalmışken. Birden kaldırıp kafasını, canlılığın izdüşümü şehir ışıklarından ilham alıyor, alnında abisinin kendisini ele vermiş ayrılık boyalı dudakları. “Ayrılacakmış gibi öpüyor abim… Çare bulunacaksa şu ayrılıklara, yitip gitmelere bir çare bulunsun,” diyerek başlıyor artık giderek sıklaşan ağrı nöbetlerinin bir yenisine.

Bir hüzün hazinesi olsa da bu kitap, tebessüm ettirecek masum ve çocuksu anılar bırakılmış haritanın farklı renkle işaretlenmiş noktalarına. Hem Deniz Efendi’ye hem Öcco’ya hem de okura nefes aldırıyor bu noktalar. Bir hastane odasından, geçmişin unutulmaya direnen köşelerine pencereler açıyor yazar. Kısa ve yavaş adımlı gezilerin ardından durak yine hep aynı, hastanenin giderek kalabalıklaşan odası.

Çare beklenen gözlerin giderek donuklaşmasını ve bir noktadan sonra Öcco’nun gözlerine değmemek için ezilmişlikle gösterilen gayreti yüreğimize saplıyor, “Ayrılıklar” bölümünde yazar. En son cümlede içimize saplanan acıyı, kanatacağını bilerek, gözlerden yaş akıtacağını görerek hızlıca çekip çıkarıyor.

“Geri dönüşsüz yolculuklardayız artık.

Ellerim yine başını okşuyor, bu sefer uyandırmak için değil.”[3]

Acıyı okumak zormuş. Peki yazmak? Deniz Kazan, yaşanması hepsinden zor olan bir acıyı, çok duraklı bir yolculuğa bölerek anlatıyor. Okura istediği yerde, istediği kadar mola verme imkânı sunuyor ve yolculuğun her anında “bitmesin” dedirtecek bir keyifle “bitecek” çaresizliğinin karışımı bir kokteyl ikram ediyor.

Her ne kadar, “Ölüm tek kişiliktir. Ve sadece ölen kişiyi kapsar,” [4] dese de ustalıkla seçilen kelimeleri, sade samimiyeti ve mütevazı acısıyla okuru bu hüzün hazinesine ortak etmiş Deniz Kazan. Ne de iyi etmiş.

İçine dalmanızı tavsiye edeceğim bu hazinede, eminim kendinizden bir şeyler bulacaksınız. Heybelerinize dolduracağınız o kadar çok cevherle karşılaşacaksınız ki kiminde gözyaşının berraklığı, kiminde acının kırmızılığı, kiminde umudun maviliği ve kiminde ayrılığın karalığıyla boyanmış nice paha biçilmez duygu demeti kalacak elinizde.

Heybeme doldurduklarımdan biriyle bitireyim bu yazıyı, sizin heybenize düşecek olanların merakı içinde:

“Gök mavisi, su yeşili, çocuk pembesi… Hayatı sadece bu renklere boyasak; sonra çıkarsak hüzün sarısını gece karasını…”[5]


[1] Deniz Kazan, Kardeşim Özgür, SRC Yayınları,İstanbul, 2023, sayfa 7

[2] Deniz Kazan, a.g.e., sayfa 21

[3] Deniz Kazan, a.g.e., sayfa 65

[4] Deniz Kazan, a.g.e., sayfa 94

[5] Deniz Kazan, a.g.e., sayfa 89

Editör: İlknur Sıdar Gülbay

Ahmet Kalkan
Latest posts by Ahmet Kalkan (see all)
Visited 30 times, 1 visit(s) today
Close