İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Atların Pasif Melankolik Nalları; Tabancam, Magnum; Ellerim Soyulmuş Don Quijote Ve Değirmenlere Bakıyorum Ve Ardından Sadece Ölmek Ceplerimde Taşıdığım Paslı Nallarla

1

meliha, bu nasıl bir duraksamadır böyle
oturmuş oda da
açılan içime garları izliyorum.

öldü. çok sessizdi.
oysa “bir tekne her zaman düşüncelidir”*
herhangi bir rahatsızlık duymadan sustum.
rutine oturmuş, sürdürülebilir bir yaşamım vardır
halbuki sessizlik kana bulanmış
tüm bunlar ne için karmaşa
ne için yaşıyoruz
ne için bunca at
bunca at âdet, bunca âdet
âdet olmuş bir at
başka bir ölüden farksızdı, taşrada oturmuş insanları izlerken.
kasaba hayatı ve kozmopolit bir yıkım da mümkündü
aynı anda bakışlarımız da.

intihar saatleri ölümlerimi çeşitlendiriyor
ölülerimi, gözaltlarıma biriken ölü atları
bakışlar ve sağlam bir ahşap sandalye
boğazıma kadar birikmiş
boğazıma kadar ray sürülmüş

fabrikalarda üretilen kahırlar sevgilim
yatağımıza kadar sızıyordu.
bileklerime, yapayalnız kaldığım taşrama
iplerime, görüşümün ince bulanıklığına

oysa her şey olabildiğine karmaşıktı
her dosyaya adım karışıyor
her gören polis peşime takılıyordu
böylece bir polis devleti kurabilirdik sevgilim
yeterince polis, taşra ve ağacımız var olabilirdik.

geveze istihbaratçılar, 19. asırda nasıl hayatta kaldılar
halbuki ölmek için her şey vardı
ellerimin içinde.
uzayıp boğazıma dolanan kollarımda.

ufkumuzun aşılmaz çukurlarında ıstırap çekiyorduk.
anların yeniden ürettiği tek şey rölatif anılardı
kozmopolit bir imgenin bakışlarımızdaki bulanıklığını
michael
hiç izledin mi?

hiç yoktan acele gerçekleştirilmiş bir intiharım olmalıydı.
kaç papelse ödenmeli
bir at kaç papel edebilir ki, kaç günah?

meliha, bu nasıl bir duraksamadır böyle
üç asırdır bitmiyor
cesetlerle yaşıyoruz, sanki birazdan varımızı yoğumuzu alıp
gitmek üzereymişçesine toparlanmışız.
bir eve bakmak bu kadar uzun sürmemeli
kahroluyorum. bunca yıl nasıl yaşanır?
düşünüyorum çünkü
benim ölümüm atların ölümüne eşdeğer olmalı.

2

en kötüsü de bir zalimi dahi anlayabiliyor olmak mı sevgilim?
bunun ötekiyle ne alakası var?
sadece biz varız, sen ben michael
michael ve sen
uzun sürmüş bir yazın getirdiği bulanıklığı hepimiz hissediyoruz
michael ben sen.
ölmek atmosferden dolayı mı bu kadar uzun sürüyor,
yoksa bütün bunlar zulmün bir parçası mı?

meliha, bu nasıl bir duraksamadır böyle
susmuyor zalimler hiç sevgilim.

çivilerim, mızraklarım, tanklarım… zemheri bir acıyı daha fazla tüketemiyorum
oysa böbreklerim bilincim kadar acıyor.
hepsi çok ağır bir böbrek havası veriyorlar
tüm objeler varoluşsal bir kaosun küçük tecellileri gibi.
yine de fikirlerime bir kurşun giriyor.
anlam muğlak bir hal alıyor.
beni anlamaya çalışma sevgilim.

yirmi iki defa ölüyorum şimdi.
sana bakarken sevgilim, işçiler ve insanlar içinde,
bavulumu yutuyorum
yırtılan boğazımla intihar diyorum
çenem kırılıyor
tren içimden michael…

“seni yollara düşüren neden,
seni bunaltan nedenden ayrı değil” demiş sokrates
o kadar huzursuzum ki
ve de kendi düşüncelerimin dalgalarına alıştım, sillesine.
onların da kendi düşünceleri olmasına daha değil.

bugün michael, şimdi, tam şu an
böbreğimi mi varoluşsal kaygılarımı mı düşünmeliyim
hangisi beni kurtaracak?
bilincim acıyor, gözlerim dalıp gitmiş,
bir ağacı kemiriyorum.
ağaç beni kemiriyor.

*Melih Cevdet Anday, teknenin ölümü

Emra Göndüz, Temmuz 2021

Yorumlar kapatıldı.