İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ter (Sweat) Film İncelemesi

Yönetmen: Magnus von Horn 

Oyuncular: Magdalena Kolesnik, Julian Swiezewski, Aleksandra Konieczna, Zbigniew Zamachowski 

Gösterim-Aldığı Ödüller:  

2020 Cannes Film Festivali-Gösterim 

2020 Toronto İnternational Film Festivali-Gösterim 

2020 İnternational Film Festivali Rotterdam-Gösterim 

2020 Chicago İnternational Film Festivali-Gold Hugo-Best Feature 

2021 Göteborg Film Festivali-Angelos Award 

Yapım: İsveç, Polonya 

Yılı: 2020 

Süre: 128 dk. 

Filmimiz spor salonlarında fitness yaparken bir sosyal medya fenomenine dönüşen Sylwia’nın kişisel hayatına odaklanıyor. Sylwia giriş sahnesinden itibaren hayatta istediği her şeyi elde etmiş gibi görünen ve sosyal medyada yüz binlerce takipçisi olan, imrenilen bir karakter görüntüsü çizmektedir. Sylwia sosyal medyada daha görünür olmaya başladıkça, üzerindeki baskı artmakta ve kendisi gibi olmak için daha fazla çaba sarf etmek zorunda kalmaktadır. Magnus von Horn imzalı Ter, sosyal medya fenomenlerinin parlak hayatlarının görünmeyen kısmındaki yaşananları anlatırken, çağımızdaki şöhret kültürünün kırılgan noktalarını gösteriyor.

Yönetmen Magnus von Horn’un Mubi’deki film sonu röportajında belirttiği üzere bu senaryoyu yazmasına ilham olan şeyin sosyal medya üzerinden takip ettiği, çok takipçisi olan bir sosyal medya fenomeni olduğunu anlıyoruz. Fitness ve egzersiz üzerine videolar yayınlayan bu kadının günlük hayattaki yaşantısı ve duyguları üzerine düşündükten sonra böyle bir film çekmeye karar verdiğini bizzat kendisi aktarıyor. Yönetmenimiz filmin ilk sekanslarında bize ‘güçlü ve imrenilen’ Sylwia’nın günlük rutinlerini aktarıyor. Yapılan hemen her şeyin sosyal medyada canlı yayınla takipçilere aktarılması, fotoğrafların paylaşılması, egzersizlerin yayınlanması ve benzeri şeyler… Başlangıçta bir alışveriş merkezinin sahnesinde kendisini takip eden insanlarla buluşan Sylwia’nın onlarla birlikte spor yapmasına şahit oluyoruz; ancak arka planda, yani egzersizler bittikten sonra sahne arkasına geçen fenomenin (Magdalena Kolesnik) sosyal medya önünde görünmeyen yorgunluğuna ve bıkkınlığına tanıklık ediyoruz.  

Bir süre sonra Sylwia’nın alışık olduğumuz ve ön yargı ile yaklaştığımız rol kesen sosyal medya fenomenlerinden olmadığını anlıyoruz. Burada Magnus von Horn’a objektif kalayım derken fazla sosyal medya fenomeni güzellemesi yapmış olabileceğine yönelik küçük bir eleştiri yapmış olmakta herhangi bir sakınca görmüyorum. Magdalena Kolesnik’in acılı ağırlık kaldırma sahnelerindeki özveri dolu ve karakteri özümseyen başarılı oyunculuk performansını takdir etmekle birlikte Horn’un bize bu özveriyi hissettirebilmek için fazlaca yakın plan kullandığını söylemeliyim. Başlangıçtaki alışveriş merkezi performansından sonra Sylwia, doğum günü olduğu için, annesini ziyarete gitmeden evvel ona bir hediye almak ister. Gittiği alışveriş mağazasında karşılaştığı eski bir arkadaşına, Sylwia’nın ilk başta vakit ayıramayacağına yönelik endişelerimiz, arkadaşının bütün dertlerini dinleyecek kadar vakit ayırmasıyla ortadan kalkar.  Horn bize bir nevi: “Sizin sürekli linç ettiğiniz bu insanlar da duygulara önem veriyor.” mesajını iletir.  

Filmin devamında Sylwia’nın annesi ile olan mesafeli ilişkisine şahit oluruz. Horn ve Kolesnik film sonu röportajlarında bu ilişkiyi mevcut Polonya’daki komünizm ile kapitalizm arasındaki farka benzetse de aslında bir önceki nesil ile yeni nesil arasındaki kuşak çatışması Polonya’ya özgü bir durum değil. Kuşak çatışması tüm dünyada, özellikle teknolojinin hızla gelişmesi neticesinde daha da sarsıcı bir şekilde hissedilen bir durum, ama bu başka bir yazının konusu. Filmde doğum günü için toplanılan sahnede Horn’un işlediği anne-kız arasındaki iletişimsizliği vurgulayan anlar biraz yüzeysel kalıyor; zira Sylwia ve annesinin geçmişten gelen bir anlaşmazlıkları mı var yoksa ayrı yaşıyor olmalarının getirdiği bir soğukluk mu söz konusu? Bunu anlamakta da güçlük çekiyoruz. Sylwia annesinin doğum gününde, partiye katılan diğer aile üyelerinden sosyal medyada yaptığı işlerle ilgili takdir beklerken, annesinin (Aleksandra Konieczna) bu konudan rahatsızlık duyduğuna yönelik mimikleri başarılı oyunculuk örnekleri olarak karşımıza çıkıyor.  

Köpeği ile yaptığı günlük rutin yürüyüşü esnasında, Sylwia’nın kendisini takip eden bir tacizciye yönelik verdiği tepkiler de dikkat çekici. Sorunu güvenlik güçlerine haber vererek ya da hayatının adeta bir parçası haline gelen canlı yayın yaparak değil de kendi yöntemleriyle çözmeye çalışan Sylwia’nın yaşadığı bu süreç de filme sanki sonradan monte edilmiş ayrıksı bir bölüm olarak gerçekliğin sınırlarından uzaklaşıyor. Horn’un bir sosyal medya canlı yayınında, fenomen fitness karakterimizin gerçekliğini kuvvetlendirmek adına onu bir erkek arkadaşı olmadığı için gözyaşlarına boğması da yapay bir şekilde önümüze seriliyor. Sosyal medya fenomenleri de ağlar, sosyal medya fenomenleri de duygusal olabilir ve sosyal medya fenomenlerinin de bu ışıltılı görünen hayatın arkasında boğuştuğu ailevi problemler mevcuttur temasından hareketle, karaktere objektif yaklaşma amacını iyi bir film yapmaktan daha önde tutan Horn’un çalışması maalesef yüzeysel bir seviyede seyrediyor. 

Ter, yakaladığı konu itibarıyla daha derin işlenebilecek bir malzeme sunsa da karşımıza çıkan ürün anlamında pek parlak görünmeyen bir film; ancak hakkını teslim etmek gerekir ki oyunculuk anlamında kayda değer performansların yer aldığı bir yapım. Ara sıra yükselen müzikler, parlayıp sönen ışıklar ve hareketli egzersiz sahneleri üzerinde emek harcandığı belli. Cannes film festivalinde yer almasının hatırına boş bir vakitte şans verilmesi gereken filmlerden biri olduğu söylenebilir. İyi seyirler… 

Latest posts by Onur Özkoparan (see all)

Yorumlar kapatıldı.