İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Arkadaş

Arkadaş Zekai’ye

Ve ben durmuş bir rüzgâra bakar gibi,
Yedi karanfil toprağına kesiyorum bakışımı,
Bakışımı ıslak bir çamaşır gibi iplere asıyor annem,
İpler bir burak olmuş, miraç kadar uzuyor…
Kent ögesi bir yabancı bıçak oluyor saplanmış ruhuma,
“Heyhat!” diyor Hacivat,
“Yar bana bir eğlence!”
Karagöz olmuş olsa, “Kafana düşsün tencere” derdi.
“Bıy bıy bıy!” diyerek sakalını sıvazlar.
İçime dökülüyor tencereler,
Tanrılara edilen kurbanlar gibi içimin derinine düşüyor insanlar.

Şu uzayan caddelerin nereye gittiğini,
Sonra bu uzayan derelerin,
Uzayan iplerin,
Büyümesi ağaçlarının gölgesinin delice bir fide gibi,
Sanki tekmili birden saplanıyor saatimin tik taklarına
Her saniye boğazımda düğümlenir,
Bütün caddeler boğaza takılan bir ekmek gibi kenetlenir kursağımda
Ve her saniye boğazımı sıkan bir ip,
Sanırım ben de bir Mustafa olacağım yirmi beşindeyken o ipte.

Ya Arkadaş! Neylersin, her şey bir kıymık sanki,
Sokak ortasında çorabın içinden ayağa batar.
Sonra ruha, en son beyne.
Her şey biraz biraz kanatıyor hem ruhumu hem beynimi.
Arkadaş!
Seslerimiz varır mı dersin bir yaşama telaşının ortasındayken bir karanfile?
Bak şu dalga şahidimdir, ben demleme çayları çok sevdim.
Denizleri çok sevdim,
Varsın arkadaş olsunlar benim gayelerimle,
Gülüşüm dolaşsın yarın bu kentin caddelerinde.

Editör: Onur Özkoparan

Sabri Sür
Latest posts by Sabri Sür (see all)

Yorumlar kapatıldı.