İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yeşil Pantolon

Pazarın girişinde, iki çocuğunu çekiştire çekiştire yürüyen bir kadın göründü. Çocuklardan
biri kadının elinden sıyrılarak giysi tezgâhının başına koştu, arkasından sinirle gelen annesine
heyecanla seslendi;
-Ana! Ana! tuman al, bak asker tumanı.
-Tumanmış bak hele! Önce don, çorap.
-Hep don hep don!
-Zırlama da yürü!


Çocuk, televizyonda gördüğü asker yeşili pantolonu, annesinin almamasına gücenmişti,
dudaklarını büzdü ve iç çekerek ağlamaya başladı. Annesinin ardı arkası kesilmeyen
çimdikleri işe yaradı ve ağlamayı kesti.


Epeyce ilerledikten sonra, bir iç çamaşırı tezgâhı önünde durdular. İki beyaz külot ve iki
çorap alabilmişti kadın. Ufaklık, yine heyecanı ele alarak annesinin eteğine yapıştı, burnundan
akan sümüğünü koluyla sildi ve omuz silkerek söylendi:
-Siyah istemem, yeşil don.
-Çocuk yeşil istiyor abla. Yeşil verem mi?
-Ne bilirmiş o kör olmayasıca, yeşil don mu olurmuş hem?


İstediği yine olmayan çocuk, kardeşine baktı. Her şeyden habersiz olan kardeşi, yanaklarına
bulaştıra bulaştıra yediği şekeri iştahla yalıyordu.


Pazar kalabalığı, yavaştan çekilmeye başlamıştı artık. Tezgâhlar toplanıyor, kadın ise; çıkma
sebzelerini de alıp pazar alışverişini bitirme telaşı ile yere atılmış sebze kasalarını yokluyordu.
Annesinin eteğinin dibinde, toplanan giysi tezgâhlarına son bir umutla bakan çocuk, sert bir
dürtüklemeyle irkildi.
-De hadi, eve. Dön önüne!
Annesinin çekiştirdiği çocuk, arkasına baka baka, yüzüne takındığı hüznü ve kursağına
akıttığı hevesleri ile pazarı terk eden insanların arasına karışarak gözden kayboldu.

Yorumlar kapatıldı.