İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yazmamak Üzerine – 4

Zordur aslında yaşamak, anlamak yaşamı, onunla birlikte yürümek, huzuru yoktur çoğu zaman, acı doludur, sevimsiz bir dışlanmışlık hissi verir, aynı zamanda dengesizdir, belirsizlik hâkimdir, anlamlı ya da anlamsız kılan belki de budur.

Hayatımız değişti, alışkanlıklarımız değişti, zaten değişmişti de, pandemi daha da değiştirdi, iyice saçmalamaya başladık. Anlamsız bir yığın insan, düşünmeye lüzum görmeyen, aldığı nefesi gün boyu kullanmayı marifet sanan, çoğunlukla nezaketsiz, amaçsız, vurdumduymaz, tüm bilgisizliğinin hıncını başkasından çıkarmaya meyilli bir topluluk. Neye yarar diye soruyor insan, neye yarar bunca mantıksızlığın kol gezdiği dünyada; mantıklı, işe yarar işler yapmak, ne gerek var, uy düzene, takma kafana, kafa pırıl, hayat anlamsız anlamlı hüviyetine girmiş seni bekliyor, ne gerek var zorluyorsun, zorlama kendini bırak cahilliğin kollarına, bak keyfine, tıpkı su dolu şişme yatağa atlar gibi.

Yazmayınca bu düşünceler kafada kalıyor işte, yazmamak üzerine serisi bu düşünceleri dışarı çıkarmaya devam ediyor. Okur bu satırları okuduğunda ne düşünüyor bilmiyorum, ben açıyorum müziğimi başlıyorum yazmaya, aklıma ne gelirse ya da gelmese de olur, akıyor bir şekilde bir şeyler, durmuyorum da, virgülle arkadaş olma pahasına, Saramago misali noktasız yazıyorum, okur bıksın usansın diye değil, nokta koymak gereksiz geliyor, ne gerek var, aksın metin, okur durmasın okusun, neyse gelsin bir nokta.

Uzun süredir yağmıyordu yağmur, soğukla beraber geldi, o da saçma sapan yağıyor, anlamsız, savruk, bir işe yarar gibi değil, barajlarda dolmuyor bu yağmurla, kendi kendine yağıp, rüzgarıyla savrulup gidiyor, o da anlamsız, ilginç, dünyada anlamsız zaten, anlam verip anlamsızlığında yaşamaya çalışıyoruz, geldik sonuçta ne yapalım ret mi edelim, gerek yok, dibine kadar kullan hakkını, ölüme doğduk sonuçta, yaşama doğsaydık ölümden medet umar mıydık hiç, hiç işte ummazdık, dışarı adım attığımda insanların yüzüne bakıyorum, gülen insan yüzü görmüyorum, ben de pek öyle gülmem, yolda sırıtacak halimiz yok sonuçta lakin bu öyle değil, sevimsiz suratlar, kin dolu, nefret dolular, bunun neden öyle olduğunu bilmiyorum, yirmi yıl önce insanların yüzü böyle gelmiyordu, yalan gelmiyordu, teyzeler, amcalar daha bir teyze amca idi, şimdi şeytanın dünyadaki hüviyetine bürünmüş iblis partisi üyeleri gibiler ama yapacak bir şey yok, onlarla da yaşayacağız, ne demiştik verilen hak alınmaz, sadece kullanım süresi dolar, o süre dolana kadar yani ölüm dansının borazanı ötene kadar, durmak yok nefes almaya devam, nefes alsa yeter prensibini benimseyerek değil elbette.

İnsanlar acaba kendilerini sorgulayabiliyorlar mı, yoksa kendilerine sürekli bir önem mi arz ediyorlar merak ediyorum. İç sesiyle konuşunca insan çok başka bir böbürlenir kendisiyle, her şey olur çıkar çünkü, benim dediğim tam tersi, kabaca ifade edecek olursak, kendisine giydiriyor mu acaba diyorum, yoksa güzelleme mi yapıyor, instagram fenomenlerinin fotoğraf karşısında yaptığı gibi, sonrasında yine anlamsız hayat ve suratlarına devam edip, mutsuzluklarını saçıyorlar etrafa, yalan sonuçta, gerçek olmayacak kadar yalan bir şeye özeniyor insanlar, al sana bir başka anlamsızlık, nereden tutsak elimizde kalmıyor, zaten elimizde de yok olup gidiyor işte, iyi de ne yapalım sorusu akıllara gelebilir, onun cevabı yok ben de, akıl verecek olsam sonuçta ilk kendime veririm, ama kendime veremediğim aklı size vererek böbürlenebilirim, sonuçta bu iş böyle yürür. Akıl verenlerin boktan hayatları, zaten boktan olan akıl verilen hayatla birleşince bombok bir şey çıkar ortaya.

Neyse, yazı başka şeylere kaymadan, ben olduğum yerde durup, yanıp sönen imlece bir son verip, müzik dinlemeye, kitabımı okumaya devam edeyim. Yaşayın yaşayabildiğiniz kadar ey nefes alanlar.

Latest posts by Murat Çepni (see all)

Yorumlar kapatıldı.