Harun Candan’ın dördüncü kitabı Yarınsız, Doğan Kitap etiketiyle geçtiğimiz yıl raflardaki yerini aldı. Daha önceki üç romanında macera ve polisiye kurguları iç içe görüyorduk. Fakat bu romanında polisiye artık yok.

Bir kütüphaneci olarak bu kitapta beni en çok mutlu eden şey, karakterin bir dönem kütüphanede çalışmış olması; kendisine kitaplardan ve tablolardan bir dünya kurmuş olmasıdır.

İsmi verilmeyen küçük bir şehirde yaşayan Deniz, bir gün sevgilisinden aldığı veda telefonuyla, âdeta yaşamını değiştirecek birine dönüşür. Kendi kabuğunda, felçli babasıyla ilgilenen Deniz artık değişir.

Bu romanı okurken aklıma Mustafa Kutlu’nun uzun hikâyeleri geldi. Gerçekten Harun Candan iyi bir anlatıcıdır. İyi bir kurgulayıcıdır. Asla sıkıcı parçalara yer vermiyor ve roman kendi içerisinde yakaladığı akıcı ve sürükleyici diliyle ortaca kalınlığa sahip olmasına rağmen kısa sürede kendi içerisine çekiyor, bununla beraber siz de gözünüz izin verdiği sürece romanı elinizden bırakamıyor; gözünüzün sözünü dinleyip bıraktığınızda bile bir daha ne zaman okumaya başlayacağınızı merak ediyorsunuz.

Macera romanlarının bir özelliği de budur diyeceksiniz. Akıcı ve sürükleyici olması…

Haklısınız.

Fakat daha önce de ifade ettiğim gibi karakterimiz Deniz’in zaman içinde ne kadar değiştiğine şahitlik edeceksiniz. Bir bakıma Emrah Serbes’in Müptezeller romanında olduğu gibi bu romanda da karakterin yaşadığı olaylar; zaman kavramı içerisinde, yaşamın büyük sorunlar getirdiği, bizi acıların olgunlaştırdığı, bütün zorluklara, kahırlara, sıkıntılara rağmen her zaman içimizde bir yaşam mücadelesi, kavga, umut ve hayalin olduğunu gösteriyor.

Bereketli Eller Altında İnsan

Yarınsız, sadece macera romanı değil.

Türünü bir kez açıklamayla bitiremeyiz. Aynı zamanda yeraltı edebiyatından da izler taşıyor. Deniz’in radyoculuk kariyeri, romanı bu türe en çok yaklaştıran bölüm olduğunu söylersem sanıyorum ki yanılmam. Aynı zamanda karakterin iç dünyasına yaptığı sayısız yolculuklar da Orhan Kemal edebiyatından izler taşıyor. Zaten yukarıdaki paragrafların birinde de söz ettiğim gibi umut ve hayal hiçbir zaman eksik olmuyor. Bir kere daha açıklamaya gerek duyarsak bu romanın suç romanı olduğunu da söyleyebiliriz. Ardından gelecek yeni bir açıklamada ise bu romanın aşk romanı olduğunu da rahatlıkla ifade edebiliriz ki bu da bizi yanıltmaz.

Kaçışlar bazen dönmeyi gerektirir. Her zaman kaçmak insanı yorar. Hele de kaçmanızdaki sebebin boş yere olduğunu fark ederseniz…

Harun Candan bunu nasıl başarıyor bilmiyorum. Sıkmadan, duraklamadan ve daima hareketli bir roman yazmak kolay olmasa gerek! Daha önceki romanlarına bakacak olursak Hayalname, Yağmur Dinecek Kimse Bilmeyecek ve Yarım Ay romanları için de bunları söylemek sakat bir söylem değil. Bir dil geliştirmek böyle bir şey işte… Yakaladığı bu üslup sayesinde çağdaş edebiyatta kendine ayrıcalıklı bir yer edindi.

Fakat onun da diğer çağdaş Türk yazarları gibi hak ettiği değeri görememe sorunu taşıdığını da açıkça söylemek gerekir. Hanımlar beyler, Türk edebiyatı sadece birkaç kişinin etrafında dönmüyor. Türkiye’de sizce yılda kaç kitap basılıyordur? Ve bunların sizce kaçı ilk kitaptır? Ve değerli okur, sizce Türkiye’de kişi başına düşen ortalama kitap sayısı kaçtır? Geçtiğimiz yıl kaç kitap satışı olmuştur?

Bunları size ev ödevi olarak yazmıyorum.

Harun Candan gibi pek çok yazarın hâlâ bilinirlik seviyesi çok düşük. Kusura bakmayın, ama edebiyata nitelikli eserler kazandıran pek çok yazarımız henüz yeterince bilinmiyorken biz tılsımlı, kurabiyeli kitaplara yönelirsek gelişme sağlayamayız. Edebiyat ve dolayısıyla sanat, insanların gelişmelerine doğrudan katkı sağladığı gibi ülkeler de bundan yararlanır. Bilinçli okur, bilinçli vatandaş; gelişimini tamamlamış ülke demektir.

Peki romana dair olumsuz eleştiri yok mu?

Elbette var. Romanın sonu belirgin bir açıklık yerine belirsiz bir açıklıkla bitirilseydi, romanın kapağını kapatıp önümüze aldığımızda daha fazla düşünebilir ve günlerce bu etkiden çıkamayabilirdik. Belki de bu yöntem romanın konusuna, kurgusuna ve en önemlisi de adına daha uygun olurdu kanaatindeyim.

Bir ikinci eleştiri de yayınevinin fiyat politikasına OLABİLİR. Kitabın okunmasında yayınevinin bu politikasının da engel olduğunu düşünüyorum. Ama sigara kullanıcısı değerli okurlar, iki paket almazsa, bu kitabı rahatlıkla satın alabilir…

Kitabı okurken epey yıprattım ne yazık ki. Notlar aldım, cümlelerin altını çizdim, çok önemli bulduğum paragrafları tamamen çizmek yerine bulunduğu sayfanın kenarını katladım. Şimdi de size seçtiğim birkaç küçük alıntı sunacağım.

Bir gölge kadar sessiz, bir gölge kadar karanlıktım.

Ziraat Bankası’ndan eşantiyon şapkamla, kahvehanenin önünden aldığım simit yahut poğaçamla, ben de tarlalara, toprağa aittim.

Ben durursam dünyam da duracaktı. Çiçekler solacaktı. Sonum olacaktı.

Sana böyle âşık olmasam, anlatır mıyım sanıyorsun. Benim hikâyem bu.

Nereye gidiyordum, hayattan ne bekliyordum? Daha kaç tane beyaz sayfayı kirletip atacaktım?

Âşık Olmak (Sevgililerimizi Neye Göre Seçeriz?) Kitap İncelemesi
Latest posts by Mete Karagöl (see all)