İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tüm “Kırık Hayatların” Anlatıcısı: Halit Ziya Uşaklıgil

Servet-i Fünun döneminin ve Türk edebiyatının en önemli yazarlarından Halit Ziya Uşaklıgil, 1866 yılında İstanbul’da doğmuştur. Uşakizade ailesinin bir kolu İzmir’de yaşadığı için 93 Harbi döneminde ailesiyle birlikte İzmir’e yerleşmiştir. Yazarın İzmir’de geçirdiği yıllar, kişisel ve edebi hayatı üzerinde oldukça etkili olmuş; ünlü yazar ilk ürünlerini İzmir’de kaleme almıştır. Türk romanının bugünkü olgunluğa erişmesinde bir mihenk taşı kabul edilen yazar, edebiyatımıza birçok eser kazandırmış; bunun yanında çeşitli diplomatik ve siyasi görevlerde de bulunmuştur. Halit Ziya, 1945 yılında İstanbul’da hayatını kaybetmiştir. Bu yazımızda yazarın roman ve öykülerinden bazılarını incelemeye çalışacağız. İncelememiz sırasında, Halit Ziya Uşaklıgil’in eserlerinde yarattığı karakterlerin çoğunun birer ‘kırık hayatlar’ temsilcisi olmasına odaklanacağız. 

Bilindiği üzere roman türü, edebiyatımıza Tanzimat döneminde girmiştir. Edebiyatımızda bu türün ilk örnekleri olarak kabul edilebilecek İntibah, Sergüzeşt, Felatun Bey ile Rakım Efendi gibi romanlarda, yazarların roman türünün özelliklerine yeterince vakıf olmamalarının da etkisiyle geleneksel anlatı ürünlerimizin etkisi gözlenir. Bu ilk dönem romanlarının göze çarpan özellikleri, konu seçiminde pragmatist bir yaklaşım sergilenmesi, çizilen roman kişilerinin genellikle tip özelliği göstermesi, romantizm akımının etkisiyle tesadüflere çok yer verilmesi olarak sıralanabilir. Birbirine benzeyen temaların ve tiplerin işlendiği bu ilk dönem romanlarının ardından Servet-i Fünun dönemine girilmiş, bu dönem yazarları Halit Ziya Uşaklıgil ve Mehmet Rauf, kaleme aldıkları yetkin eserlerle roman türünü Batılı bir çizgiye yükseltmişlerdir. Halit Ziya Uşaklıgil, ilk eserlerini İzmir ’deyken Hizmet gazetesi bünyesinde yazmıştır. Bu gazetede kaleme aldığı yazıları ile edebiyat camiasının, özellikle Recaizade Mahmut Ekrem’in, dikkatini çekmiş; daha sonraları İstanbul’a gelerek edebi çalışmalarını bu şehirde devam ettirmiştir. Nedime, Sefile, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekası gibi eserleri ilk dönem ürünleri kabul edilir. Bu romanları duygusal, kısa romanlar olarak değerlendirilebilir. Yazarın asıl ünü ise 1897’de Servet-i Fünun dergisinde tefrika edilen Mai ve Siyah romanı ile başlar. Bu romanıyla birlikte yazarımız, Edebiyat-ı Cedide ’nin en iyi romancısı olarak görülmeye başlanmıştır.

Mai ve Siyah’ın başkişisi Ahmet Cemil ’dir. Genç yaşta babasını kaybeden kahramanımız, evin geçimini sağlamakla mükelleftir. Aynı zamanda bir şair olan Ahmet Cemil, yazdığı şiirle edebiyat dünyasına yeni bir soluk getirme hayalini taşır. Fakat roman boyunca kurduğu hiçbir hayal gerçekleşmez. Sevdiği kız başkasıyla evlenir, yazdığı şiir eleştirmenler tarafından alay konusu edilir, kız kardeşinin eşi tarafından maddi bir dar boğaza sokulur. Halit Ziya, Ahmet Cemil üzerinden dönemin entelektüel ortamını okurlara göstermek ister. Servet-i Fünun sanatçılarıyla Ahmet Cemil arasında bolca benzerlik vardır. Karamsarlık, gerçeklerden kaçış isteği, apolitik bir tavır çerçevesinde hataya bakma gibi özellikler Ahmet Cemil ile birlikte dönem aydınlarını da anlatır. Hiçlik ve boşluk duygusu, yaşama olan inancı sarsan bir karamsarlıkla Servet-i Fünun neslini etkileyen, besleyen en temel değerlerden birisidir.[1] Romanın isminde de yer alan ikilem, olay örgüsünün temel izleğini oluşturur. Mai ve Siyah, iyimserlikle karamsarlığın, idealizmle ekonomik determinizmin çatışmasıdır.[2] Biz kahramanımızın yaşadıklarını okurken hep bu unsurların çatışmasına şahit oluruz. Bir tarafta Ahmet Cemil’in ‘mavi’ hayalleri yer alır, diğer tarafta ise onu bekleyen ‘siyah’ gerçekler vardır. Ve romanın sonunda kahramanımız, siyah, yıldızsız bir gecede annesiyle beraber İstanbul ’u terk eder. Yani bir başka deyişle kaçmayı yeğler, çöle sığınır. Onun için, umut tükenmiştir. Ahmet Cemil, bir umutsuzluk figürüdür.[3]

Halit Ziya Uşaklıgil’in ustalık ürünlerinin ikincisi ve en dikkat çekicisi olan Aşk-ı Memnu romanı, dergide tefrika edilmesinin ardından 1900 yılında kitap olarak basılır. Birçok eleştirmenin üzerinde anlaştığı bir yargı vardır: Aşk-ı Memnu, ilk gerçek Türk romanıdır.[4] Bu değerlendirmeye biraz eğilecek olursak, romanın ilk gerçek Türk romanı kabul edilmesi oldukça doğru bir tespittir. Tanzimat romanlarının aksine, Aşk-ı Memnu birçok açıdan Batılı romanlara eş değer özellikler barındırmaktadır. Romanın başarısını etkileyen belki de en önemli unsur, roman kişilerinin nasıl çizildiğidir. Önceki romanlarda görmeye alıştığımız derinliksiz, tek yönlü kişilerin yerini, bu romanda ‘yaşayan’ kişiler alır. Her kişisi ayrı ayrı değerlendirilmeyi hak eden romanda biz, daha çok Bihter karakteri üzerine eğileceğiz. Karakter olma özelliği gösteren Bihter, kendinden sonraki roman kişilerinin çizilmesinde örnek teşkil etmiş; onun hayatın içinden oluşu ve gerçekliği diğer yazarları da etkilemiştir. Tanzimat romancılarının aksine Halit Ziya, romanında bir ahlak dersi vermeyi amaçlamamış; dar bir çevre üzerinden, yoğun ve katmanlı ilişkiler ağını bizlere aktarmıştır.[5] Realizmin etkisindeki yazar, sadece ‘gösteren’dir, yaşananları bize yansıtır. Bihter’i yaşadıklarıyla ilgili yargılamaz. Berna Moran’a göre Halit Ziya, Bihter’i ahlaksız bir kadın olarak değil trajik bir karakter olarak çizmiştir.[6] Bihter’in trajikliğinin ardında, naturalizm etkisiyle determinizm ve soya çekim gibi tabiat yasaları yatar. Yazara göre, annesinden aldığı genetik miras onu trajik sona doğru sürüklemiştir. Tıpkı Ahmet Cemil gibi, Bihter de bir ‘tutunamayan’dır. Romanın başında iyi, namuslu bir eş olmayı isteyen karakterimizin kendi arzuları ile toplumsal normlar arasında nasıl çatışma yaşadığını ve adım adım dönüşümünü romanda görürüz. Bazı eleştirmenlerce Emma Bovary etkisi görülen Bihter karakteri, her şeye rağmen kusurlu fakat son derece insani bir kişidir. Önceki romanlarda gördüğümüz kadın figürleri ile karşılaştıracak olursak Halit Ziya, Bihter karakterini romanın merkezine yerleştirmiştir. Roman kahramanlarının her biri kendi etrafında çıkışlar ve inişler yaşarken, yazar, bunların hepsini roman boyunca asıl kahramanın etrafında ustaca birleştirmiştir.[7] Romanda anlatılan hiçbir ayrıntı veya kişi gereksiz değildir. Yazar, Bihter’in hikayesinin sonunu bize sezdirerek olay örgüsünü -yan kişilerin de yardımıyla- ilmek ilmek örer. Kurgunun bu denli sağlam oluşu, belki de romanın en önemli yanlarından biridir.

Mai ve Siyah ve Aşk-ı Memnu yanında Kırık Hayatlar romanı da incelemeye değer bir eserdir. 1924 yılında yayımlanan romanda, Evli ve iki çocuk babası Ömer Behiç’in eşini başka bir kadınla aldatması, çocuğunun hastalanıp ölmesi üzerine bu durumu ilahi bir uyarı olarak görüp ailesine geri dönmesi ve pişmanlığı anlatılmaktadır. Yazarın hem çıraklık yıllarında hem de ustalık dönemi ürünlerinde ‘kırık hayatlar’ birbirini kovalar.[8] Ömer Behiç de bu kırık hayatlardan sadece biridir. Halit Ziya’nın diğer iki romanının aksine Kırık Hayatlar, sosyal bir romandır. Yalı, konak gibi yüksek zümrenin yaşadığı dar ve izole mekanlarda değil şehrin merkezinde, hayatın içinde geçer. Yazarın tüm eleştirilerin aksine, istediği takdirde halkın yaşamını da gerçekçi bir bakış açısıyla anlattığının bir göstergesidir.

Halit Ziya Uşaklıgil, romancılığının yanı sıra öykücülüğü ile de dikkat çekmiş bir yazardır. Öykülerinde anlattığı bireyler konaklarda, yalılarda, bir genellemeyle, yalnızca dört duvar arasında yaşayan insanlar değildir.[9] Yazarımız, romanlarının aksine öykülerinde ‘sokağa’ inmiştir. Ferhunde Kalfa ve Kar Yağarken gibi öyküleri, konuları ve üslupları açısından incelemeye değer eserlerdir. İsmi geçen öyküler arasında ilk bahsedeceğimiz, Ferhunde Kalfa öyküsüdür. Ferhunde, döneminde yavaş yavaş birey olarak görülen kadının anlatılması yönünden önemli bir rolde olduğu gibi inişli çıkışlı ruh haliyle de yazarın en dikkat çeken metinlerinden olma özelliğini kazanmıştır.[10] Bir zengin evinde köle olarak çalışan Ferhunde, evin kızı ‘gibi’dir. Tek hayali evin kızı Hafsa gibi, evlenip kendi yuvasını kurmaktır. Fakat bu hayali bir türlü gerçek olmaz, onun ömrü hep efendisinin isteği doğrultusunda sürüp gider. Kalfalıktan dadılığa, dadılıktan bacılığa mertebe atlayan Ferhunde hiçbir zaman kendi arzularını gerçekleştiremez. Servet-i Fünun yazar ve şairlerinin ellerinde bulunan olanaklarla tasavvur ettikleri âlemi uzlaştıramama halleri Mai ve Siyah’ın Ahmet Cemil’inde, Aşk-ı Memnu’nun Bihter’inde olduğu gibi Ferhunde Kalfa’da da kendisini göstermiş ve bu hâl iç çatışmaları, hayatla uzlaşmazlığı ve hayale kaçışı beraberinde getirmiştir.[11] Geniş çerçeveden baktığımızda görürüz ki, Ferhunde’nin hayatı da bir kırık hayattır. Yazar, Kar Yağarken adlı bir diğer öyküsünde, dilenci bir çocuğun gözünden ‘kürk palto’ imgesini ve bu imgenin çocuk için ne ifade ettiğini anlatır. Çocuğun tek hayali kürk bir paltodur. Soğuk havalarda sokaklarda olan bu çocuğu nispeten zengin, kürk paltosu olan bir çocuk, görür. Bu çocuk, öykünün sonunda sırtındaki kürk paltoyu artık kendisine yenisi alınacağı için dilenci çocuğa hediye eder. Halit Ziya, daha önce de değindiğimiz gibi romanlarının aksine öykülerinde toplumsal sorunlara eğilir. Fakat bunu yaparken estetik kaygıyı da bir kenara bırakmaz. Yazarın, bir sanatçı olarak en belirgin yanı, edebiyatı sosyo-politik bir düzleme yerleştirmeksizin, sadece estetik kaygılar güden bir tutumla değerlendirmesidir. Bu özelliği, onun romancılığının olduğu kadar öykücülüğünün de temelini oluşturur.[12]

   Yazımızda, Halit Ziya Uşaklıgil’in bazı roman ve öykü kişileri aracılığıyla yazarın hayata ve edebiyata baktığı noktayı anlamaya çalıştık. Hem kendi döneminin hem de tüm Türk edebiyatının en kıymetli yazarlarından biri olan Halit Ziya Uşaklıgil, olayları kurgulamadaki başarısı, karakter yaratmada gösterdiği titizliği ile dikkat çeker. Onun yarattığı kişiler, basmakalıp özellikleri olan sıradan kişiler değildir. Her biri, önceki dönem romanlarının aksine kendi davranışlarından mesul kişilerdir. Belli davranışları ile kaderlerine yön verirler, kaderin oyuncağı olmazlar. Bu yönleriyle oldukça bizden, hayatın içinden kişiler olarak kabul edilirler. Yazarın kişilerinde gözlemlenen bir diğer nokta da onların hep birer ‘tutunamayan’ oluşu, ‘kırık hayatlar’a sahip kişiler oluşudur. Yazar, dönemin halktan soyut aydın kitlesinin düşünüş tarzının da etkisiyle kişilerini genellikle dar çevrelerde yaşatır.Bu durum,romanların kişi kadrosunun sınırlı tutulmasına sebep olur. Böylelikle Halit Ziya, romanlarında kişiler arası yoğun çatışmalar inşa edebilmiştir. Romanlarında oluşturduğu dünya ve kişilerinin sahiciliği bugün hala okurların ilgisini çekmekte ve yazarın eserleri tekrar tekrar okunmaktadır.

Hatice AKALIN SEVEN

KAYNAKÇA

  1. ATLI, Ferda, Halit Ziya Uşaklıgil’in Ferhunde Kalfa Hikayesinde Beden Yapısı ile Kişilik Özellikleri Münasebeti,
  • FİNN, Robert P., Türk Romanı, (İstanbul, Agora Kitaplığı, 2003) 152.
  • KORKMAZ, Ramazan, ed., Yeni Türk Edebiyatı El Kitabı, (Ankara: Grafiker Yayıncılık, 2006) 126.
  • MORAN, Berna, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, (İstanbul, İletişim Yayınları, 2008), 98.
  • NACİ, Fethi, Yüz Türk Romanı, (İstanbul, İş Bankası Kültür Yayınları, 2012),  9.
  • ÖNDER, Elif Emine, Halit Ziya, PAÜ Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi

7.SAZYEK, Hakan, Halit Ziya Uşaklıgil’in Öykücülüğü,  (Adam Öykü, S.14, Ocak-Şubat 1998), 113-123.


[1] Ramazan KORKMAZ, ed., Yeni Türk Edebiyatı El Kitabı, (Ankara: Grafiker Yayıncılık, 2006) 126.

[2] Robert P. FİNN, Türk Romanı, (İstanbul, Agora Kitaplığı, 2003) 152.

[3] Robert P. FİNN, Türk Romanı, (İstanbul, Agora Kitaplığı, 2003), 158.

[4] Fethi NACİ, Yüz Türk Romanı, (İstanbul, İş Bankası Kültür Yayınları, 2012),  9.

[5] Robert P. FİNN, Türk Romanı, (İstanbul, Agora Kitaplığı, 2003), 206.

[6] Berna MORAN, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, (İstanbul, İletişim Yayınları, 2008), 98.

[7] Elif Emine ÖNDER, Halit Ziya, PAÜ Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi

[8] Fethi NACİ, Yüz Türk Romanı, (İstanbul, İş Bankası Kültür Yayınları, 2012),  8.

[9] Hakan Sazyek, Halit Ziya Uşaklıgil’in Öykücülüğü,  (Adam Öykü, S.14, Ocak-Şubat 1998), 113-123.

[10] Ferda ATLI,* Halit Ziya Uşaklıgil’in Ferhunde Kalfa Hikayesinde Beden Yapısı ile Kişilik Özellikleri Münasebeti, *İnönü Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi

[11] Ferda ATLI,* Halit Ziya Uşaklıgil’in Ferhunde Kalfa Hikayesinde Beden Yapısı ile Kişilik Özellikleri Münasebeti, *İnönü Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi

[12] Hakan Sazyek, Halit Ziya Uşaklıgil’in Öykücülüğü,  (Adam Öykü, S.14, Ocak-Şubat 1998), 113-123.

Latest posts by Hatice Akalın (see all)

Yorumlar kapatıldı.