Yazar: 19:00 Öykü

Sezaryen

Bugün günlerden Salı. Salı mı, değil galiba. Salıları sakin olur genellikle. Çarşamba olabilir. Bu kadar gürültü, patırtı çarşambaya yakışır. Hem ne fark eder ki hangi gün olduğu, önemli olan bu kargaşa. Nerden çıktı şimdi bu? Ne güzel sessiz sakin devam edip gidiyorduk, çok da kalmamıştı hani. Salıları bunun için mi sakinmiş, sessizmiş, fırtınanın geleceğini haber vermek içinmiş, çarşambayı çağırıyormuş da haberim yokmuş.

Bir saldırı mı var ne, kuşatma mı yoksa? Teyakkuz pozisyonuna geçmekte fayda var sanırım. Bir şeyler olduğu çok açık. Tedirginliği, huzursuzluğu hissediyorum. Damarlardan yavaş yavaş bana doğru akıyor. Bir küçülme, daralma hissediyorum. Gerginlikten çelik gibi oldu her yer. Bıçak gibi keskin. Katı hale dönmeye az kaldı içinde olduğum havuz. Sesler azaldı. Geçti mi taarruz? Geçti galiba, baksana bir rahatlık, gevşeklik hissediyorum. Gevşeklikte bir haller var ya hadi hayırlısı. Hissizlik mi desem yoksa başka bir şey mi, anlayamadım.

Ohh, ne rahat. Bırak kendini, dünya sana güzel. Bu ne rahatlık, bu vurdumduymazlığı anlamak zor. Bu kadarı da fazla! Ee, böyle mi devam edeceğiz bundan sonra, böyle mi olacak yani? Hop! Bir dakika ne oluyor, lan! Kapıdan gelsenize, hey neler oluyor? Bir şey demeyecek misin? Öylece elini kolunu sallayarak içeri girmelerine müsaade mi edeceksin? Vay! Boş gelmemişler ha. Bu mudur ulan delikanlılık? Erkekseniz elinizdekilerini bırakıp da öyle gelin. Tam teçhizatlı ha, fiyakalı hem de. Tepedeki ışık vurdukça parlıyorlar. Tamam, anladım, önce savunmayı yıkıyorsunuz sonra da… Teyakkuz hali falan hikâye diyorsunuz öyle mi?

Boşuna dememişler, biri kapıdan girmiyorsa vardır onda bir pislik. Apansız yakalandık desenize. O sessizliğin, gürültünün, hengâmenin sebebi buymuş demek ki. Ee, sen de dünden razıymışsın ama ya, gıkın çıkmıyor. İnsan bir şey söyler. Küçük de olsa bir cümle kurar. Bırakın lan! Dokunmayın bana. Çek elini üzerimden. Eyvah! Bu neydi şimdi böyle? Bir serinlik hissediyorum göbeğimden. Serinlikten de öte bir şey, acı. Evet evet acı bu. Ağlasam yenilmiş mi sayılırım acaba. Dayanılacak gibi de değil ki. Hay gözlüğüne sıçayım senin, bütün bunlar senin başının altından mı çıktı. Bırak beni, bırak diyorum yoksa fena yaparım. Ha şöyle söz dinle. Efendi ol ciğerimi ye. Soğukmuş lan burası, üşüyorum, yok mu bir insan evladı üstümü örtecek. Sen dur dur! Bunun hesabını elbet bir gün vereceksin. Ne yorucuymuş dışarısı. Yorucu ve soğuk. Soğuk ve aydınlık…

Bırakıp gidersin tabii, nerde sende o cesaret, durup yüzleşsene, yaptıklarının arkasında dursana. İzinsiz girdim desene. Gözlerimin içine bakarak, “Üzgünüm ama gitmem gerekiyor,” desene. Git git, hiç üzülme, ben yalnız kalarak yeneceğim bu terk edilmişliği, ayrılığı. Lan! Gerçekten de gitti, şaka yapıyordum, gel. Demagoji yapıyordum ama bakıyorum da hiç etkileyemedim seni, o kadar mı kötü oynadım?

Hey dostum, sen de mi terk edildin? Cevap versene, neden öylece tavana bakıyorsun, çevrene bak biraz neler oluyor gör. Kaderine razı olma dostum, bunu biz istemedik ki, yani en azından ben bunu istemedim, seni bilemem. Aaa, evet bu daha iyiymiş, en azından gülümseyen bir yüz, görmeyeli çok olmuştu. Hey hey, dur biraz, alamazsın beni, arkadaşımı bırakamam, bırak beni. Geleceğim dostum, sıkma kendini, inan bana döneceğim.

Aman Allahım, bu da ne? Az önce gülümsediğini sandığım kadının yanında bu bakışlar, bu gülüşler, bu dokunuş, sarılış, sıcaklık, bu koku… Evet, bu o. Bu, bu, bu… Lan! Beni elinde neşterli adama teslim eden korkak değil mi? Ne oldu da şimdi böyle davranıyor? Beni orada, o mahpus damında yalnız bırakırken iyiydi. Annemi de anlamıyorum, ne bulduysa bunda. Adam beni neşterliye teslim ediyor, annem bu kaypağın ismini haykırıyor. İyi de dur bir dakika, kaypak falan dedik de, şimdi niye böyle davranıyor bana, vicdan mı yapıyor yoksa. Gerçi hiç de pişmanmış gibi değil ama. Daha çok mutlu gibi, gururlu mu yoksa? Yok, gurur değil de sanki böyle nasıl desem, yok yok sevinçli, evet, evet bu bakışı, gülüşü nerede olsa tanırım. Sevinçli insan bakışı bu. Aman, neyse ne, boş ver seviyor işte. Oh be, bu koku bile bütün huzursuzluğumu, tedirginliğimi alıp götürmeye yetti. Hayda, ne oldu yine? Tamam, anladım bu adamda bırakma hastalığı var. Dur, dur, nereye bırakıyorsun şimdi? Aha, evet ait olduğum yer burası. İyi de neden bu kadar uzun sürdü ki. En başta buraya getirseydiniz ya. Ya ne acayip bir şey bu böyle. Her insan suç mahalline mutlaka döner şeyi mi bu? Değilmiş vallahi, oh be huzur buradaymış. Size anne diyebilir miyim sayın bayan? Bayan mı, bayan ne ya?

Editör: Mete Karagöl

Hüseyin Bul
Latest posts by Hüseyin Bul (see all)
Visited 25 times, 1 visit(s) today
Close