Hiçbir ışık yok farkındayım.  Herkes kendi karanlık ummanında kaptan . Üstelik yok tutup açacak bir el de. Ait olunmayan yerlerde tutunmaya çalışanlar. Çırpınıp başaranlar ve aynı zamanda başaramayanlar. Yüzde elli ihtimalin seni var ya da yok ettiği düzen bu. Bir iz olmak veyahut olmamaktı yaşamak. 

Tükeneceğiz belki bedbahlarca. Bilemem. Evvela uğraşıp çaba tohumlarını ekmeli. Herkese, her şeye, her şerre… Var değil de yok olmanı isteyenlere karşı.  Dimdik ve emin adımlarla… Zorlamak kör olmaktır ya çoğu zaman, olma. Bedel ödediklerin, ödüyor oldukların, ödeyeceklerin pusulan senin. Zamana yenik düşen her şey eskirmiş, canlısı da cansızı da. Öyleyse kendimizi karanlıkta, o büyük boşlukta harap etmeye değer mi? Hiçbiri, hiçbir şey, hiç kimse, … Değmez efendim. Kabuk tutmayan yara olmadığı gibi, ya da sararmayan sonbahar. Her şey zamanla layığına dönüşür unutma. 

Hep derler, deriz ya hani coğrafya kaderdir diye. Kendisinin bundan haberi var mı acaba? Sahi neydi bu mesele. İnsanların zihniyeti miydi karanlık ve kaderi olan, yoksa doğduğu toprak mı? Emsal fakat yaşam şartları eşit olmayan iki çocuğun hayaline ortak oldum. Biri aydınlığın içinde karanlık, diğeri ise yakamoz. Karanlık ya da aydınlık siz ne derseniz deyin. Çağın asıl salgın hastalığı budur işte. Kendi ışığından bahsedebilenler, bahsedemeyenler. Karanlığa mahkûm olup göz yumanlar veyahut direnenler. Bu yüzyılın denklemi böyledir. İnsanlarına emek o kadar yabancı ki. Bahaneden set yapıp ardında yaşıyor. Adına da fiyakalı isimler üretip köşesinden izliyor.

Artık ışığın varlığını sorgulamayı bir kenara bırakıp ışık olma zamanı. Hayatını umuda ve aydınlığa adamak şahsi değil, hepimizin şahsiyet meselesi…

Latest posts by Merve Turgut (see all)