Orhan Pamuk ilk romanı Cevdet Bey ve Oğulları ile üç kuşaklık bir dönemde toplumsal gelişmemizden üç kesit sunmaktadır. Yazarın 19 yüzyıl klasik roman biçimiyle yazdığı bir romanıdır. İkinci romanı Sessiz Ev ile biçimini değiştiren yazar, Çağcıllık romanının getirdiği yeni anlatım tekniklerinden yararlanan yeni bir biçim sunmaktadır.  Üçüncü romanı Beyaz Kale ise olayları 17 yüzyılda, IV. Mehmet zamanını işleyerek anlatmıştır. Düşle gerçeğin birbirine karıştığı geçmiş zamanda geçen romanını yine biçim değiştiği görülmüştür. Orhan Pamuk sürekli kendisini yenileyen romanlarında biçim ve anlatım değişiklikleri yapmayı ilke edinmiş bir yazardır.

2006 Nobel Edebiyat Ödülü alarak sürpriz bozan Pamuk, bu ödülü alan ilk Türk yazarımız olmuştur. Yazarımız ödüllerini aldıktan sonra başarısına başarı eklemeye devam etmiştir.2016 yılında yayınladığı “Kırmızı Saçlı Kadın” toplumsal sorunları, kişilerin aile içi yaşamları, usta-çırak, baba-oğul bağını ele almaktadır. Orhan Pamuk “Benim Adım Kırmızı” romanından sonra ikinci kez bir kitabının başlığında “kırmızı “kelimesine yer vermiştir. Romanın içerisinde konuya sezdirilmeye çalışılan Batı’nın ve Doğu’nun iki temel efsanesi Sophokles’in Kral Oidipus’u öldürmesi ile Firdevsi’nin Şehnamesi’nde yer alan Rüstem’in oğlu Sührab’ı öldürmesi anlatılmaktadır. Romanın sonunda da bu efsanenin neden önemli olduğu insanın kaderinden kaçamayacağı anlatılmıştır. Roman üç bölümden oluşmaktadır. Son bölüm Kırmızı Saçlı Kadın’ın anlatımına ayrılmıştır. Çok hacimli olmayan bu romanda olayları film gibi arka arkaya izlemekteyiz. Roman içerisinde efsanelerin çok sık tekrar ettiği görülmektedir.

Birinci Bölüm ana kahramanımız Cem ile başlamaktadır. Cem, eczacı bir babanın oğludur. Baba oğul arasında iletişim konusunda eksikler bulunmaktadır. Babanın siyasetle ilgilendiğini, annenin babaya bu yüzden kızgın olduğunu okuyoruz. Ancak ikinci bölümde babanın gençlik aşkından dolayı evden uzaklaştığını ve annenin kızgınlığının asıl sebebini öğrenmiş oluyoruz. Cem, akıllı ve yazar olmak isteyen bir gençtir. Babası bir gün evi terk edince Cem ve annesi zor durumda kalmaktadır. Cemde enişteyi sayesinde bulduğu bir işe gitmeye karar verir.1980’lerde geleneksel yöntemlerle kuyu kazan Mahmut Usta’nın yanında çalışmaya başlar. Halil Bey adında zengin arazi sahibi Mahmut Usta’yı su bulması için Güngören’e getirir. Çadırda kalan liseli Cem ilk kez kendi yetişkin gibi hissetmeye başlamıştır. Mahmut Usta ona babası gibi davranıyor. Yeri geldiğinde onu uyarıyordu. Kırmızı Saçlı Kadın’ı ilk kez Güngören’de şehir merkezine indiklerinde gören Cem yüzünü görmese de onun saçlarına tavırlarına âşık olur. Daha sonra onu görmek için sıkça şehir merkezine indiğinde bu kadının çadır tiyatrosunda bir oyuncu olduğunu öğrenir. Tanışma sonucunda bu kadınla bir ilişki yaşar. Bu arada Mahmut Usta ile kuyu açmaya çalışmaktalar ve çok yorulmaktalar.

Kuyu, Cem için hep korkutucu olmuştur. Ancak Ustasının yardımıyla ve babacan tavrı korkusunu azaltmasını sağlamıştır. Usta çırağı Cem’i sıkça uyarmaktadır. “Çırağına güvenemezsen kuyucu olamazsın” derdi.

Mahmut Usta Sivas’ta doğmuş fakir bir ailede büyümüş. İstanbul’a geldiklerinde babası kuyu kazmaya başlamış. Mahmut Usta ustam babamdı deyip övünürdü. Kırk üç yaşında hiç evlenmemişti. Cem’e her akşam hikâyeler anlatırdı.

Roman içerisinde Dini hikâyelerin, rüyaların, masalların anlatıldığını Mahmut Usta aracılığıyla görmekteyiz. Cem’in kuyuculuk işi, ustası kuyudayken elindeki kovayı düşürmesiyle örtülmüştür. Cem olayın şokuyla, kuyudan ses gelmeyince de ustasının öldüğünü düşünmüştür. Kırmızı Saçlı Kadın’ında Güngören de gittiğini öğrendiğinde artık her şeyi geride bırakmak ister. Ömrünü bu kapattığı defterin ne olduğunu bilmeden geçirir.

İkinci bölüme geçtiğimizde Cem’in eğitimi, evliliği, ilerleyişi anlatılacak. Tabi geçmiş Cem’in efsanelerinde olduğu gibi onu bırakamayacaktır. Romanın sonunda ilk aşkının hayatını etkileyecek meyvesi onun canına mal olacaktır. Yüz doksan beş sayfada yoğun bir dil kullanılarak geleneksel hale gelen kuyudan su çıkarmak, usta çırak bağı üzerinde durulması. Yaşanan hataların ve vicdan çatışmalarının yoğunluğu, evlat sahibi olamamanın acısı, insanın bir ömre sığdırdıkları ve rüya gibi her şeyin yok olması. Kırmızı Saçlı Kadın; Cem’i, babasını, oğlunu üç kuşağı hem bağlayan hem koparan bir kadın olmaya mahkûm bırakmıştır.