İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Nermin Yıldırım’ın Saklı Bahçeler Haritası Adlı Romanına Bir Bakış | 1. Bölüm: Romanın Kurgusunda Karakterler

Saklı Bahçeler Haritası adlı romanda, Nermin Yıldırım, nefes verdiği karakterlere yaşanmışlıklarından ve fikirlerinden parçalar eklemiştir. Günün ve Güncelin Edebiyatı adlı radyo yayınında kendi hayatında da geçmişten beslendiğini vurgulamıştır.

İnsanların geçmişte bugünde ve gelecekte yaşayanlar olarak sınıflandırılması gerektiğinden ve kendisinin geçmişte yaşayanlardan olduğunu ifade etmiştir. Geçmişte yaşama sebebi olarak ise hem yazarken hem de yaşarken bugüne ışık tutabilmek adına geçmişe baktığını iletmiştir.

Romanın kurgusuna baktığımızda da aslında bu durumu birden fazla yerde görmekteyiz. Öncelikle romanın esrarengiz mektupların yayınevi sahibi Rıdvan’a gelişi bile aslında bunu ispatlar niteliktedir. Çünkü gelen mektupların kurgulanış şekli anından beslenerek oluşturulmuştur. Bu noktada da anılar, roman kurgusuna dahil olarak geçmişi yaşatmaya devam etmiştir. Nermin Yıldırım, anılardan oluşan mektupları heyecanlı yerlerinde keserek merak duygusunu arttırmıştır. Böylelikle roman daha akıcı hale gelmiştir.

Anı hem kişinin kendi tarihine hem de dönem ruhuna ve tarihine ışık tutan bir fener gibidir. Biz romanda, Behiye ve Suad üzerinden onların kişisel yaşamları harici yaşadıkları sıkıntılı dönemleri de görebilmekteyiz.  Buna da zaman ruhunu yansıtan kısımlar demek yanlış olmayacaktır. 

Suad, Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşanan olayları ve Cumhuriyet coşkusunu bize iletirken, Behiye ise İkinci Dünya Savaşı’nın getirdikleri ve yaşananları aktarmaktadır. Behiye’nin fikirlerinden yardımcı düşünce olarak savaşın kazananı olmadığını da çıkarabiliyoruz.

Romanın girişinde Behiye ile Suad’ı sevgili sanarız. “Sensiz yaşayabilirim sanmıştım ama yaşayamadım. Günler, aylar, yıllar geçti; unutmaya çalıştıkça hatırladıklarıma daha beter battım. Yeni bir hayat hayaline, mutluluk ihtimaline tutunmaya uğraştım. Ama sensiz her şey yarım kaldı, ben yarım kaldım.” 

Aslında Behiye ve Suad farklı coğrafyalarda zor dönemlerden geçmiş iki kardeştir. Behiye sevdiği adamla birlikte (Franz) Almanya’ya Berlin’e gitmiştir. Behiye’nin evi terkedişi aileye büyük bir hasar vermiştir. Özellikle de kardeşi Suad’a. “Gittiğinde aylardan ekimdi ve ben kasıma çıkmak istememiştim. Kalfanın odunlukta saklandığı fare zehrini mideye indirmekten kendimi balkon korkuluklarından sallandırmaya, odamdaki aynanın kırık parçalarıyla bileklerimde ince patikalar açmaktan babamın çalışma masasının çekmecesinde sakladığı revolveri kalbime dayamaya kadar pek çok curcunalı son geçirdim aklımdan.”

Evde Behiye’nin adının anılması yasaklanmıştır. “Zira senin hakkında konuşmak yasaktı. Bizimkiler seni tamamen silmişti…

Adeta Behiye’nin yerine gelen Halide, Suad’dan çok farklı olmasına rağmen evleninceye kadar evin kızı sayılmıştır. “Yanlarındayken kendimi başka bir gezegenden gelmiş gibi hissederdim. Eve adımlarını attıkları lahza kuş olup uçmak, ortadan kaybolmak ister, aralarına karışmaya mecbur kaldığımda da annemin çimdik geliyor bakışının tesiriyle yüzümde kerhen beliren tebessümün haricinde kimseye en ufak yakınlık göstermezdim.” Halide ile kocası Fikret’i, Suad muhabbet kuşlarına benzetmektedir. Bu benzetme Çalıkuşu göndermesi ile ve Fikret’in ölümü üzerine Halide’nin öğretmenlik yapmak için Anadolu’ya gitmesi ile tesadüf değildir. Feride de Kamran ile yaşadıklarını unutmak adına kendini Anadolu’ya adamıştı.

Suad, sorunlarından hayal yoluyla uzaklaşmış adeta kaçmıştır. Evlilik konusundaki düşünceleri ile de yalnızlığını yüceltmiştir. Nevzat Bey’in bahsettiği kişilerin hayalini kurarak kâh Şirazi kâh Hezarfen olmuştur. “Gökyüzüne bakmakla Şirazi olunurmuş gibi…” Bu kurduğu hayallerden kimseye bahsetmemiştir. Taa ki Eliz ile arkadaş oluncaya kadar. Eliz,  Fikret’in kız kardeşi olup sağır ve dilsizdir.

Nevzat Bey romanda adeta Garp’ın karşılığıdır. Yurtdışı seyahatlerinden edindiği bilgileri Avni Bey ve ailesine birebir anlatarak aileyi adeta o memlekete götürmeyi başarmıştır. Suad Behiye’nin gidişi ile Nevzat Bey’in anlattıklarında ve Eliz’in arkadaşlığı ile teselli bulmuştur. 

Bu yalnızlığın içerisinde Eliz’in arkadaşlığı ona çok iyi gelmiştir. Hatta onu o kadar samimi bulmuştur ki herkesten deli diye nitelendirmekten korktuğu için sakladığı oyununu (hayal kurarak şairlerin ve bilginlerin yerine geçmeyi) Eliz’e de öğretmiştir.

Nevzat Bey’in Eliz’e âşık olduğunu ilk ağızdan öğrenen Suad, bir kez daha yıkılmıştır. Eliz’in arkadaşlığını kaybetmekten korkmuştur.

Romandaki kalfa da oldukça folklorik bir karakterdir. Kurduğu cümleler, inandıkları ve hatta dünyaya geliş şekli bile olağanüstüdür. “Eskiden kalfa, kayıp eşyaları bulmak için günde yirmi beş kere kayıp duası okur, bahçeye et gömüp, kedinin teki eti buluna dek beklerdi…”

Çocukluk ve gençlik romanda aslında önemli bir yer kaplamaktadır. Çünkü hayatın küçük bir fragmanı gibidir. Ailenin içerisinde her şeyi görürüz. Acı, mutluluk, heyecan, üzüntü, korku, şaşkınlık…

Bu nedenle özellikle çocukluk döneminde yaşanan ve daha sonrasında da gençlik döneminde devam eden bazı durumlar kişilerin karakterlerini oldukça etkilemektedir.

Örneğin; Behiye’nin gidişinden sonra Suad’ın yalnızlığından kurtulmak için zaman zaman kendini başka kişilerin yerine koyması, bunu hayal etmesi, yalnızlığını yüceltmek uğruna evliliğe karşı çıkması, annesinin ve kalfanın fikirleri ile babasının fikirlerinin çatıştığı bir ortamda yetişmesi gibi…

Dışarısının tehlikeli içerisinin yani evin güvenli olduğu tezi ile büyüyen Suad, dışarıdan çekinerek büyütülmüştür. Dolayısıyla sosyal becerileri çok da gelişememiştir. 

Aile içerisinde yaşanan çatışmalar genellikle eski düşünceler ve yeni düşünceler etrafından olmuştur.

Anne Şark iken baba Garp demek hiç de yanlış olmayacaktır. Anne kızların yalnız başına ya da yanlarında bir erkekle (Nevzat Bey) dışarıya çıkmasından hoşnutsuz iken baba tam tersi artık devrin değiştiğini ve gençlerin bu şekilde sosyal hayata katıldıklarını belirtmiştir.  “Annem benim akrabadan bile olmayan yabancı bir erkekle böyle sıkı fıkı olmamı yakışıksız buluyordu ama babam artık kaçgöçün bittiğini, modern hayatta kadınla erkeğin pekâlâ ahbaplık edebileceğini söylüyordu.”

Tek tek karakterlerin ruhsal ve fiziksel özelliklerini, bulundukları yer ile yaşadıkları durumlar arasındaki bağlantıları, mekânların özelliklerini, çatışmaları, millî duyguları ve çok daha fazlasını açıklamak isterim. Fakat bunlar oldukça detaylı ele almamız gereken meseleler olduğundan dolayı bir sonraki yazıma bu ayrıntıları bırakmaya karar verdim. 

Detay severler için bir sonraki Saklı Bahçeler Haritası yazısında görüşmek dileğiyle…

Yorumlar kapatıldı.