İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Mükemmelliyetçilik Girdabı

Toplum bizi daha mutlu, daha zinde ve daha zengin olmamız için hep tetikte tutuyor. Sade ve mütevazı olmaktan neden memnun değiliz?

Burnumuzu beğenmeyip estetik arayışına girmek veya bir heykeltıraşın eseri olan büstün boyutlarını kendimizce sorgulayarak nasıl olması gerektiğini fütursuzca beyan etmek, her şeye bir kulp bulmak; tüm bunlar kendimizce kusursuzluğu aramanın ve böylelikle de mükemmeliyetçiliğin girdabına kapılmamızın başlangıcıdır. Tüketimci hayatlarımıza musallat olan mükemmeliyetçi fantezilerimize bir kaç örnek: Kusursuz düğünler, evler ve tatil yerleri… Tüm bunlar reklam panolarından, televizyon ekranlarından ve sosyal medya platformlarından fışkırıyor, milyarlarca izleyicide kıskançlık, yetersizlik ve özlem duyguları uyandırıyor ve bizi de profesyonel, romantik, fiziksel veya ahlaki mükemmelliğin cezalandırıcı bir idealinin pençesine atarak mutsuzlukla baş başa bırakıyor.

Oysa yemek pişirmek, yürümek, okumak, dostlarla sohbet etmek gibi basit ve sade zevklere öncelik vermek kişiyi daha hafif bir şekle büründürür ve “hatlarımızla sevaplarımızla” der güler ve es geçme özgürlüğünü elde etmiş oluruz; tersi durum ise her gün daha çok baskı ve stres… Hedeflerimiz ne kadar sadeleşirse hayatımızda bir o kadar kolay ve sade olur.

Ne de olsa günahkâr birer faniyiz. Dört kutsal Kitap, ilahi olarak yaratılmış varlıkların lütfundan günah ve faniliğe düşmesiyle diye başlar…

Bu köken hikâyesinin bazı versiyonları kültürler arasında da bulunabilir. Babil Kulesi veya Prometheus’un mimarları gibi İncil veya mitolojideki ölümlüler, ilahi statüyü gasp etmeye çalıştıklarında, gerektiği gibi cezalandırılırlar. Dini tasavvurda, insanın mükemmelliği kavramı küfürdür. Kendi yarattığımız hikâyelerin sonunda bile ceza ve yargılamayı hayat felsefesi yapmış bir topluluğun bireyi asla mükemmeliyetçi olmaya çalışmak gibi bir hataya düşmemeli.

Sanayi toplumunun ortaya çıkmasıyla birlikte dinin bağları gevşedi. Nietzsche, Tanrı’yı ​​öldüren seküler bir modernitenin sakinlerinin onsuz yaşayamayacaklarını gözlemledi. Onun yerine bir dizi yeni tanrı icat ettiler: Kültür, Bilim, Ticaret, Devlet, Benlik ve Sosyal Medya…

Böyle bir kültürde, gençlerin hem sahip olduklarından hem de kim olduklarından memnun olmamaları muhtemeldir. Sosyal medya, mükemmel bir kamu imajı oluşturmak için ek baskı yaratarak yetersizlik duygularımızı şiddetlendiriyor.

İçsel değer duygularının yokluğunda, bir mükemmeliyetçi, kendi değerini dış ölçülere karşı ölçme eğilimindedir: akademik sicil, atletik yetenek, popülerlik, profesyonel başarı… İnsan beklentilerin altına düştüğünde utanç ve aşağılanma hisseder.

Ancak mükemmeliyetçilik yalnızca kötü niyetli bir güç değildir. Mükemmellik talebi boğucu olabilir, ancak bir mükemmeliyetçi aynı zamanda başarılarının onu bir arada tutan tek şey olduğunu hissedebilir. Hayattan bunaldığımızda ve yetersizliklerimiz için kendimizi azarladığımızda, harika bir test puanı veya binlerce Instagram beğenisi, her şeyin kontrol altında olduğu hissini verebilir.

Bu his elbette hızla kaybolur ve sürekli yenilenmeyi gerektirir. Psikanalitik fikirlerle yoğunlaşan yazar olan Moya Sarner’ın söylediği gibi: “Ne olduğundan çok, ne olmadığı için yaşanmış, zayıf bir yaşam sağlar. Sonsuza kadar hayatınızı istediğiniz gibi yapmaya çalışıyorsanız, gerçekten sahip olduğunuz hayatı yaşamıyorsunuz demektir.”

Amerikalı psikolog Randy Frost, mükemmeliyetçiliği ölçmek için tasarlanmış 35 soru geliştirdi. Onun “Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği” üç geniş mükemmeliyetçilik türü arasında ayrım yaptı.

İlk tip, kendi kendine odaklı mükemmeliyetçiliktir, daha iyisini yapmanız konusunda ısrar eden, zulmeden bir nakarattır. Kendinizin idealize edilmiş bir versiyonu olmak için son derece motive edici, ancak nihayetinde yorucu bir zorunluluk doğurur: daha mutlu, daha zinde, daha zengin… Hep daha hep daha…

İkinci tip, sosyal olarak emredilen mükemmeliyetçiliktir ve bu da bizim başkalarının beklentilerine göre yaşamaya çalışmamıza neden olur.

Üçüncü sırada, etrafımızdakilerin de imkânsız ideallerimize uygun yaşamasını talep ettiğimizde, bu zulmedici sesi dışa çeviren, başkalarına yönelik mükemmeliyetçilik gelir. Bu, bir güç aracı olarak kullanıldığında çok zararlıdır: çocuğuna neden sadece 4 notu aldığını soran ebeveyn ya da çalışanının neden gripten kurtulamadığını anlayamayan patron. Başkalarına yönelik mükemmeliyetçilik neredeyse her zaman yansıtmadır, kendimizde görmeye dayanamadığımız başarısızlık ve hayal kırıklığını başkalarında, otoriter eleştirinin çürük kisvesinde bulur.

Mükemmeliyetçilik kaygandır. Klinik olarak baş döndürücü bir dizi semptomda kendini gösterir: depresyon ve anksiyete, saplantılı bozukluklar, “ince tenli” narsisizm psikosomatik hastalık, intihar düşünceleri, vücut dismorfisi ve yeme bozuklukları.

Mükemmeliyetçilik, kendini farklı karakter tiplerine ve zayıflıklara uyarlamak için bukalemun bir yeteneğe sahiptir, belki de bu yüzden hiçbir zaman ayrı bir zihinsel bozukluk olarak kategorize edilmemiştir.

Mükemmeliyetçiliğin tuzaklarından kurtulmanın zorluğu, insan ruhunun yapısında derin bir yere sahip olduğunu düşündürür. Nasıl yetiştirilirsek öyle yetişiriz, olmayı arzuladığımız kişinin idealini içselleştiririz.

Psikanalistler buna ego ideali, bebekken ebeveynlerimizin veya bakıcılarımızın hayran bakışlarında bize yansıdığını gördüğümüz mükemmel benliğin bir görüntüsü olarak atıfta bulunurlar. Ancak hayatımızın bu noktasında, aynı zamanda, öğretmenler veya patronlar gibi yetkili konumlardaki diğer yetişkinler tarafından tipik olarak çok daha sonra güçlendirilen, sert bir şekilde eleştiren bir ebeveynin içselleştirilmiş sesi olan bir “süper ego” da ediniriz. Ruhumuzda yaşayan her iki kişi de suçlayıcı hissedebilir. Mükemmeliyetçilik, kendini sevme ve kendini aşağılamadan doğar.

Mükemmeliyetçilik bizi yetişkin başarılarına teşvik ediyor gibi görünebilir. Ama gerçekte bu temelde çocukça bir tutumdur. Kendimizin en iyi versiyonu olma umudundan vazgeçtiğimizde hayatın sona ereceği inancını bize aşılar. Aksine, hayatın nihayet başlayabileceği andır o girdaptan vazgeçiş.

Latest posts by İdris Kenç (see all)

Yorumlar kapatıldı.