İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Muhsin Bey Film İncelemesi

“Zaten güzelim İstanbul’u kebapçı salonuna çevirdiniz

Belki de filmi en iyi özetleyen sözlerden biridir bu. Bir yanda Kanadıkırık Yapım Şirketinin sahibi Muhsin Kanadıkırık bir yanda İstanbul’a gelen Urfalı Ali Nazik.

Borç batağında bir yapımcı olan Muhsin Kanadırık, ofisini de kaybetmesi üzerine her zaman uğrak yeri olan kahvehaneye taşınır. Askerlik arkadaşının oğlu olan Ali Nazik’ in gelişi ile onu şöhret yapma yolunda bir davada bulur kendini Muhsin Bey. Bu davada uğruna dolandırılır, kaset yarışmalarından hem para kaybeder hem para kazanır ama bu kazandığı paralar yüzünden kendini bu kez hapishanede bulur. Sırf alaturkayı kaybetmemek onu korumak pahasına. Sonunda da yine rüyalarında görür istediği klasik hayatı.

Yıl 1985 sinemanın duraklama yılları, Yeşilçam furyası bitmiş artık yerini seks filmleri almıştır. Ama bunun da modası bir süredir ondan sonra çamura batmış ve onu kimin çıkaracağı belirsiz bir sinemamız vardır elimizde. Abdurrahman Keskiner, Ertem Eğilmez’in bir gün kapısını çalar ve şu sözleri söyler: ” Bir film yapmak istiyorum ama Şener Şenli bir film.” Ertem Eğilmez’in kulağına kazınmıştır bu söz ve her gece Ertem Eğilmez “müridleri” diye tabirlediği oyuncular, senaristler ve yönetmenlerle hasbihaller gerçekleştirir. Yine böyle bir gece Yavuz Turgul’a bu durumdan bahseder ve başlar Turgul filmin konusunu yazmaya. Eğilmez, Keskiner’in ziyaretinde bulunduğu bir gün “Buldum senin filmi, Yavuz yazıyor. Söylerim ona o yönetir yine” der ve “Muhsin Bey” çıkar böyle bir ortamda. Eh boşuna sinemamızın değerli taşlarından biri değil Şener Şen, sonuçta koskoca Muhsin Bey onun için yazılıyor. Başrol için cast falan düzenlenmiyor, Şener Şen düşünülerek yazılıyor film, üstelik onun bu durumdan haberi dahi yok iken. Böylece ilk başrol filmi olan “Namuslu”dan sonra “Züğürt Ağa” performansı ile göz dolduran Şener Şen’ e yeni bir kapı aralanıyor mudur?

1988 yılında giriyor vizyona sinemamızın mihenk taşı. Çünkü bütün sinema salonları kapatılmış ve onu alevlendirmek ise bayağı güç bir durum. Ancak yine sıcak bir film ile oluyor ve film çekildikten bir yıl sonra salonların hepsi bu film sayesinde açılıyor. Bütün karanlık atmosfere karşı Muhsin Bey adeta bir ışık hüzmesi gibi aydınlatıyor karanlığı. Bu aydınlatma ise o yıl Antalya Film Festivali ile taçlandırılıyor. En İyi Film ödülünü kucaklıyor kaldı ki karşısında “Anayurt Oteli, Asiye Nasıl Kurtulur, Asılacak Kadın, Hayallerim Aşkım ve Sen” gibi zorlu rakipleri yer alıyordu. En İyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödüllerini de kucaklamaya hak kazanıyor. Atilla Özdemiroğlu’nun bestelediği filmin müziği ise En Özgün Müzik ödülünün sahibi olarak filmin her alanda başarılı olduğunu gösteriyor.

Filmdeki karakterimiz Muhsin Kanadıkırık eski kültürleriyle sıkı sıkıya bağlı. Değişimin ise çok sevdiği eski adıyla Pera şimdi ise Beyoğlu olan semte zarar verdiğini düşünüyor. Eskiye o kadar özlem içinde bakıyor ki rüyasında Müzeyyen Senar’ın “Ağlamakla İnlemekle Ömür Gelip Geçiyor” şarkısını görüyor. Onun için eskiler ancak rüyada gördüğü, gerçek yaşamına döndüğünde ise kaybetmesine dur diyemediği bir anıdır sadece. Bunca hasrete dayanamayan Muhsin Bey evinde camın önünde baktığı çiçeklerin adlarını ise Müzeyyen, Ayla, Sevda gibi isimler koyarak kendini avutuyordur. Filmde Muhsin Bey’in karakterini sorgulatacak bir başka karakter ise Urfa’dan gelerek sanatçı olma hevesi ile Muhsin Bey’i bulan Ali Nazik adlı karakterdir. Onun hayali sadece şarkıcı olmaktır. Ne söylemek istediği veya nasıl söylemek istediği önemsizdir ki zaten filmin sonunda da ‘’Türki okiyrem ama hep arabesk istirler’’ repliği bunu kanıtlar. Ancak Muhsin Bey’e karşılık Ali Nazik kendi kültürünü beraberinde getirip yozlaşmaya maruz kalan İstanbul’a da bir darbe vurma niyeti vardır.Parayı bulurlarsa ikisinin de hayali olan replikler bunun en büyük savunucusudur.

”Çok paramız olursa Üsküdar’da bir ev alırım kız kalesine bakan…”

”Ben bir kebapçı dükkanı kapataram, sırf bene kebap yapsinler…”

”…arkadaşlar toplanıp fasıl geçeriz.”

” İpek bir göynek alaram… altın kolye, İbrahım gibi.”

Ama sonunda ilk kırılmalarını yaşayacak olan Muhsin Bey kaset yarışması düzenleyerek elleri titreye titreye parayı verecek olan bir garibin kayıt parasını eli mahkûm bir şekilde alır. Fakat Muhsin Bey kendi kimliğinden tavizler vermiştir bile. Aynı zamanda kendi içinde aşık olduğu sanatı etrafındaki değişime rağmen yeşertmek için eski bir sanatçı olan kadını ziyaret eder. Biliyordur dünya değişiyor, sevdiği Beyoğlu değişiyor, müzik değişiyor ama o bunlara rağmen değişime dur demek için hep ziyaret ettiği sanatçı ile durmadan eskilerden bahseder bir kuple olsun mutluluk arar.

Bol bol çatılarda gördüğümüz iki karakteri Turgul bile isteye çıkartır oralara. Çünkü değişen Beyoğlu’nu vurgulan en iyi yer orasıdır. Güzel bir İstanbul silueti arkada Galata Kulesi ama yozlaşan bir Beyoğlu. Apartmanları ve onun kadar kötü çatıları. Yine aynı yönetmenin “Eşkıya” filminde de çatı metaforlarını kullandığını görürüz. Her şey çatılarda başlar aslında; film içinde Muhsin Bey’in, Ali Nazik’in sesini anladığı an, Ali Nazik ile birlikte el ele vermeleri ve Sevda Hanım ile yakınlaşmalar. Muhsin Bey’in kendi kimliğini koruyarak düzenlediği evden çıkıp, çatıda gerçekleri daha yukarıdan görmesi en önemli vurgudur.

Filmin ortasında Ali Nazik’i çatıya çıkmış bulması ve ikisinin de yüksekten korkmasın rağmen anca birlikte kanca birlikte gibi bir motivasyonla çatıdan inerler ve Turgul bu sayede bize en güzel sahneyi vurgular. İkisinin de elleri sıkı sıkıya tutunmuş bir şekilde. İki ayrı fikir, iki ayrı kültür ve değer ama birlikte olma havası bu sahne ile verilmiştir. Ama ne yazık ki filmin sonunda Ali Nazik’in arkasında muhteşem bir beyaz ışık ile sahnedeki performansı ve onu izleyen Muhsin Bey’in arkası simsiyah bir atmosfer ile kaplıdır. Turgul’un bize vermek istediği mesajı bu sahne ayan beyan bizlere anlatmıştır.

Nedir sizce değişim? Eskileri korumak mı yoksa yeniyi olduğu gibi almak mı? Belki de istenilen şeylere ayak uydurmaktır veya reddetmek? Yazımı burada sonlarken Muhsin Bey’in rüyası gibi üç buçuk dakika boyunca kendi mazimize Müzeyyen Senar ile çıkalım.

Sezer Sezgin
Latest posts by Sezer Sezgin (see all)

Yorumlar kapatıldı.