İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Monty Python and The Holy Grail Film İncelemesi

Giriş

İnsanlar hem gündelik yaşamlarında karşılaştıkları şeylere, hem kurmaca hikaye anlatımlarına, kimi zaman da akıllarına gelen bir şeye gülerler. Gülmek insanların içinde bulundukları durumla daha iyi baş etmelerini sağlamış, toplumsallaşma sürecinde insanlar arasındaki organik bağı güçlendirmiştir. Dolayısıyla komik olanın ne olduğu, gülme eyleminin nasıl gerçekleştiği merak ve araştırma konusu olmuş, bununla ilgili çeşitli teoriler ortaya atılmıştır. Gülmek her zaman mizah ile ilgili değildir, kaldı ki her mizah ürünü de insanı güldürmez. Ben incelememde mizah kaynaklı gülmeyi ele alıyorum. Komedi anlayışı toplumların ve teknolojinin gelişmesiyle değişimlere uğramış ve yeni anlamlar kazanmıştır. Güldürünün çağımızdaki en büyük temsilcileri ise komedi filmleridir. Yazımın ilk bölümünde mizahi anlamda gülünç olanın ne olduğuna dair bir takım teorilere yer vereceğim. İkinci bölümde komedi filmlerinin türsel özelliklerine değinerek üçüncü bölümde komedi sinemasına yön veren ingiliz komedi ekibi Monty Python’ın ”Monty Python and The Holy Grail” filmi üzerinden komedi teorilerini ve tür olarak komedi filmlerini tartışacağım.

1. Gülme Üzerine Teoriler

1.2 Henri Bergson’un Gülünç Olan Üzerine Teorileri

           Henri Bergson’a göre gülme şu üç koşulda gerçekleşir : 

  1. Güldürü öğesi insana ait ya da insan olma durumu ile ilgili olmalıdır. Tümüyle insana özgü olanın dışında komik yoktur. 
  2. Gülünç olan şey akla ve zekaya hitap etmelidir. Gülmenin ortaya çıkabilmesi için insan kısa bir süre de olsa duygusal heyecanlarını bir kenara bırakmalıdır. Kişi kendisinde acıma,sevgi vb duygular oluşturan bir şeye gülmek istiyorsa bu duyguları bir süre için bastırmalıdır.
  3. Gülme kolektif olmalıdır. İnsanlar diğer insanların da güleceklerini düşündükleri şeye daha çok gülerler. Bu yönüyle gülme toplumsal bir suç ortaklığı duygusu da taşır.

 Bergson’a göre, bir komik sonuç, belli bir nedenden doğduğunda, bu nedeni ne kadar doğal buluyorsak, sonuç da o kadar komik olur. Gülme ”töreleri düzeltme” işlevi görerek gülünen kişinin kendine çeki düzen vermesini sağlar. Gülme toplumsal bir jesttir ve salt estetiğe bağlı değildir çünkü herkesi yetkinleştirme gibi yararlı bir amaç güder. İnsanlar hayatlarına devam edebilmek için bazı katı alışkanlıklar, otomatik tepkiler ve değişmesi zor mizaç durumları geliştirmek zorundadırlar. İşte komik, gelişen bu katılık, gülme ise buna verilen cezadır. 

 Bergson’a göre insan bedeninin durumları, jestleri ve devinimleri bu beden bize basit bir makineyi düşündürdüğü ölçüde gülünçtür. Yaşamın temel kuralı hiçbir konuşma ya da bedensel devinimin tıpa tıp aynı şekilde yinelenmemesi ve canlı kalmasıdır. Öyleyse kişinin içinde çalışan bir mekanizma görmek ve bu mekanizmanın belli aralıklarla yinelenen diyalog ve devinim üretmesi bize komik gelir.

 Bergson söz ile sağlanan komiği de ikiye ayırır. Birincisi dilin anlattığı komiktir. Bu gerektiğinde başka dillere çevrilebilir ama kültürel farkların fazla olduğu bir ülkenin diline çevrilirken özgünlüğünü büyük ölçüde yitirir. İkincisi dilin yarattığı komiktir ki bu genelde başka dillere çevrilebilir değildir, özelliğini tümcenin yapısına ya da sözcüklerin seçimine borçludur. Komik olan dil aracılığıyla saptanan şey değil, dilin kendi komikliğidir.

1.3 Gülme Üzerine Geliştirilen Diğer Teoriler

1.3.1 Üstünlük Teorisi

 Bu kuramın geçmişi Platon ve Aristotales’e kadar uzansa da kuram Thomas Hobbes sayesinde erginliğe ulaşmıştır. Bu kuram gülmeyi bir kişinin diğerinin üzerinde kurduğu üstünlük duygusunun bir yansıması olarak ele alır. Hobbes’e göre kişinin kendiyle gurur duyması gülmeyi açıklar. Kişi bir başkasında gördüğü zayıflık karşısında yücelik duygusunu deneyimler, kendi üstünlüğünün farkına varır ve gülme gerçekleşir. (Morreal, 1997,10)

1.3.2 Uyumsuzluk Teorisi

  Kant, Henri Bergson ve Arthur Schopenhauer’un öncülüğünde geliştirilen uyumsuzluk teorisine göre gülme davranışı; hiç beklenmeyen, mantıksız ya da herhangi bir ölçüte uygunsuz şeylere gösterilen zihinsel bir tepkidir. Kurama göre dünyadaki nesneler, nesnelerin nitelikleri, olaylar, olgular vb. arasında belli bir düzen ve kalıp vardır. Bu düzen ve kalıpların dışında bir şeyle karşılaşıldığında gülme eylemi ortaya çıkar. (Morreal, 1997, 24-

25) Özetle bu kurama göre insanın alışkın olduğu dramatik beklentinin kırılmaya uğraması komiği yaratır. 

1.3.3 Rahatlama Teorisi

 Literatürde psikanalitik kuram olarak da geçen bu teoriye göre gülme, kişinin bilinçaltında bastırdığı, biriken enerjilerin ,doyurulmamış arzuların birden ortaya çıkmasıyla gerçekleşir. Günlük yaşamda insan üzerinde baskı yaratan yasaklarla karşılaşır. Bu yasaklamalardan doğan enerji bilinçaltı düzeyde bastırılır ve uygun koşullarda bu enerji ortaya çıkar, gülme bu sayede oluşur. (Morreal, 1997, 34)

2. Bir Tür Olarak Komedi Filmleri 

 Komedi terimi Antik Yunan’daki cümbüş, alay” anlamına gelen ”komos” sözcüğü ile ”ezgi” anlamına gelen ”ade” sözcüklerinin birleşmesinden doğmuştur. Kelime olarak ”diriliş şarkısı” anlamına gelmektedir. Komedi Antik Yunan’da bağ bozumu tanrısı Dionysos adına yapılan hasat törenlerinden doğan bir tiyatro türü olarak ortaya çıkmıştır. Tragedyalar asillerin, komedyalar da orta ve alt tabakanın oyun türü olmuştur. Tragedya acıklı ve ciddi konuları ele alan, komedya ise güldürmeyi amaçlayan oyunlar olarak şekillenmiştir. 

 Komedi yıllar boyunca değişimlere uğramış ve modern bir hikaye anlatma aracı olan sinemada da kullanılmıştır. Sinemanın ilk yıllarından itibaren komedi, insanları güldürmek ve eğlendirmek için başvurulan türlerden olmuştur. Sesin sinemaya dahil olmadığı dönemlerde aşırılık yapan karakterler, durum komedileri ve ilhamını tiyatrodan alan komedi filmleri yapılmıştır. Henüz erginleşmemiş olan yedinci sanat tiyatrodaki oyunculuklardan, dekorlardan ve öykülerden yararlanmıştır. Sinemanın bu ilk yıllarında Mack Sennett ve Charlie Chaplin komedinin temsilcileri olmuşlardır. 

 Zaman içerisinde gelişen film üretim teknolojileri, sesin sinemaya dahil olması ve sinema dilinin zenginleşmesiyle beraber sinemada komedi yapmak daha incelikli hale gelmiştir. Böylelikle komedi, kaba güldürüden sıyrılmış ve toplumsal gözlemlere dayanan, daha çok zekaya hitap eden bir tür haline gelmiştir. İnsanları mizah aracılığıyla güldürmenin birden çok yolu olduğu için bugünlerde komedi türü bir çok alt türü de içerisinde barındırmaktadır. 

 İncelememin konusu olan Monty Python and The Holy Grail filmi bağlamında bu alt türlerden olan İngiliz güldürüsüne özellikle yer vermek istiyorum. 

2.1 İngiliz Güldürüsü 

 İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’de ortaya çıkmıştır. İngiliz Tiyatro Geleneği ve Anglo-Sakson kültüründen ilhamını alır. İngiliz güldürüsünde inanılması güç, saçma bir olaydan yola çıkılarak bunun neticeleri soğukkanlı bir biçimde ele alınır. Aynı zamanda toplumsal taşlama ve geleneklerin eleştirisine yer verilerek bireylerin psikolojik çözümlemeleri yapılır. İngiliz güldürüsünün en önemli özelliği ise, ölen kişiler ve ölüm olayı ile ilgili mizaha fazlasıyla yer vermesidir. (Özön, 1972, 172-175)

3. Filmin Komedi Öğeleri Bağlamında İncelenmesi

3.1 Filmin Künyesi

Orijinal Adı : Monty Python and The Holy Grail

Yönetmen : Terry Jones, Terry Gilliam 

Yapımcı : Mark Forstater, Michael White, John Goldstone

Senaryo : Monty Python Ekibi 

Yapım Yılı : 1975

Ülke : İngiltere

3.2 Filmin Özeti

 Monty Python and The Holy Grail’de Kral Arthur ve şövalyelerinin tanrının emriyle İsa’ya ait olan kayıp kutsal kaseyi arayışlarını ve bu uğurda önlerine çıkan engellerle mücadelelerini izliyoruz.

3.3 İnceleme

 Orta Çağ’ın baskıcı Hristiyan kilisesinin gülmeyi yasakladığını ve şakacı insanları akılsız olarak nitelendirdiğini biliyoruz. Çünkü İsa acılarla dolu bir yaşam sürmüş ve hiç gülmemiştir. (Baudelaire, 1997, 4) Mizah üzerinde böyle bir baskının olduğu dönemle ilgili bir komedi filmi çekmek bile aslında başlı başına komik ve absürt bir olaydır.

 Film açılışından itibaren komedi unsurlarını barındırıyor.  Tanıtım jeneriğine eşlik eden epik bir müziğin altında zaman zaman jenerikten alakasız Felemenkçe altyazılar görüyoruz ve jeneriğin sonunda bize altyazılarda hata olduğunu, sorumluların ise işten atıldığını söyleyen başka altyazılar dizisi görüyoruz. Film bu anlamda film yapma süreciyle dalga geçeceğini ve seyirciyi film yapım sürecine ortak edeceğini bize baştan söylüyor. Gerçekten de film boyunca bazen oyuncuların kameraya bakıp film hakkında konuşmasıyla, bazen senaryodaki sahne numaralarının söylenmesiyle, bazen de sinema dili kullanılarak, film yapma süreci de alaya alınıyor. 

 Filmdeki teknik sorunların bir çoğu bir fırsat olarak görülmüş ve komedi kullanılarak bu sorunlar çözülmüştür. Ekip filmi bir an önce çekmek istiyordu ve binicilik eğitimi alacak vakitleri yoktu. Açılış planında Kral Arthur (G. Chapman) ata binermiş gibi yaparak yürüyor ve arkasındaki yaveri iki hindistan cevizi kabuğunu birbirine vurarak at nalı sesi yapıyor. (Bkz : Görsel 1) Bu ses tek başına dinlendiğinde gerçekten at nalı sesine benziyor. Burada Monty Python ekibi film yapımında bilincin nasıl kolayca yönlendirilebileceği üzerinden komediyi oluşturuyor.  

 Sonraki sahnede kral ve yaveri bir kaleye gelir ve kalenin lorduyla konuşmak isterler, bunu da kalenin muhafızına söylerler. Ancak muhafız at yerine hindistan cevizi kabukları kullandıklarını krala söyler ve seyirci muhafızla özdeşleşim kurar. Seyircinin sormak istediği şeyi o sormuştur. Sahnenin sonrası kralın İngiltere’de hindistan cevizini nasıl bulmuş olabileceği ile ilgili diyaloglarla geçer. Kral statüsüyle üstünlük kurmak ister ancak muhafızın aşağı kalır yanı yoktur. Sonunda muhafız bilgisiyle kralı bezdirir ve kral ve yaveri oradan ayrılırlar. Burda açıkca görüldüğü üzere kralın üstün olduğunu düşünmesi ile muhafızın bilgisi çatışma yaratır. Sonunda muhafızın galip gelmesi ise üstünlük kuramına göre komedi öğesini oluşturur.

 Ölü toplayıcının vebadan ölenleri topladığı sahnede ise İngiliz komedisinin ölüme fazlasıyla yer vermesinin ve ölümle dalga geçmesininin izlerini görürüz. Sonraki sahnelerden birinde Kral ormanda kara şövalyeyle karşılaşır ve düello esnasında onun iki kolunu ve iki bacağını keser. Kanlar fışkırırken şövalye gövdesiyle yerde durmakta ve hala krala üstünlük taslamaktadır. Bizim bu duruma gülmemiz Bergson’un işaret ettiği gibi acıma gibi duyguları bir kenara koymamız gerektiği gerçeğine işaret eder. 

 Halkın bir cadıyı yakalayıp öldürmek istediği sahnede topluluğun duygusal anlamda çabuk harekete geçirilebilir olması ve Orta Çağ’da zarar gören rasyonelite hicvedilmiştir. Böylece komedinin toplumsal yapıyı düzeltebilme özelliğine vurgu yapılmıştır. Sahnenin sonunda cadının bir ördekle birlikte tartılması ve bunun sonucuna göre öldürülüp öldürülmeyeceğine karar verilecek olması ise bize şuanki çağdan bakıldığında uyumsuz gözükür. Bu uyumsuzluk komediyi yaratır. (Bkz : Görsel 2)

 Filmin kurgusunda bir zamanı sıkıştırma yöntemi olarak animasyonlara yer veriliyor. Bu da bize komedi türünün diğer türlerden daha özgür bir alana sahip olabileceğini gösteriyor.  Kral Arthur ve şövalyelerinin bir başka kaleye saldırdıkları sahnede kaleden inek fırlatılıyor ve inek bir yaverin üstüne düşüyor. Burada filmin fantastiğe varacak derecede absürt mizah kullandığını görüyoruz. Bu derece beklenmedik bir hareketin gerçekci olarak bize gösterilmesi uyumsuzluk teorisine göre komediyi oluşturuyor. Ayrıca saldırılacak olan kalenin bir Fransız kalesi olması ise İngiltere-Fransa ilişkileri bağlamında tarihsel bir hicvi de barındırıyor.

Sör Robin (E. Idle) ve yaverlerinin ormanda üç başlı şövalyelerle karşılaştığı sahnede diyaloglar Sör Robin ve şövalyelerin karşılıklı planlarıyla bir süre ilerler. Diyaloglar Sör Robin oradan geçmek istiyorsa şövalyelere ne vereceği konusundadır. Sonra bize şövalyelerin aralarında istedikleri şey konusunda tartıştıkları uzun bir plan gösterilir. Bu plandan sonraki geniş planda Sör Robin ve yaverlerinin şövalyeleri dinlemeden gittikleri görülür. Burada sinema dili bir mizah öğesi olarak kullanılmıştır. Bu anlamda bu durum Bergson’un ”dilin kendi komikliğiyle yaratılan” söz komiği dediği şeye işaret eder. Dil, sinemanın kendisi olmuştur.

 Bir başka sahnede kalenin içinde bir prens ve babasıyla olan diyaloğunu görürüz. Odanın dışında düğün hazırlıkları yapılmaktadır. Prens babasının evlenmesini istediği kızla evlenmek istemez, daha başka ilgi alanlarının olduğunu söyler. Babası kale odasından çıkarken kapıdaki muhafızlara prensi, kendisi gelinceye kadar dışarı çıkarmamaları gerektiğini söyler. Ancak muhafızlar durumu anlayamaz ve krala diyaloğu güçleştiren saçma sorular sorarlar. Bu durum yaklaşık iki dakika kadar sürer. Burada da Bergson’un işaret ettiği birinci söz komiğiyle yaratılan komediyi görüyoruz. İngiliz komedisinin absürt izlerini de taşıyor. Ayrıca bir alt metin olarak iletişim kopukluğu ve statü farkından doğan duygulanımlar başarılı bir biçimde komediyle işlenmiş.

 Sör Lancelot’un (J. Cleese) kaledeki evlenmek istemeyen prensi kurtarmaya geldiği sahnenin başında Lancelot’u uzaktan kaleye doğru koşarken görürüz ve hemen ardından muhafızlar gösterilir. Sonraki planda Lancelot yine kaleye koşmaktadır ancak bir önceki koştuğu planın aynısı tekrar gösterilir. Bu şekilde koşması 4-5 plan tekrarladıktan sonra birden muhafızları yıkar ve kaleye girer. Burada filmin kurgu aşamasıyla ilgili olarak bir alaya alma görüyoruz.  Ancak bunu teknik bir sorunu komediyle örtmek amacıyla mı yaptılar yoksa gerçekten bunu mu yapmak istediler bilemiyoruz. Bu haliyle sahne izleyiciyi canlandıran bir konuma gelmiş durumda zaten.

 Filmin sonlarına doğru Kral Arthur ve şövalyeleri bir büyücüyle karşılaşır ve ona kutsal kasenin yerini sorarlar. Büyücü bir mağaradan geçmeleri gerektiğini ancak mağaranın acımasız, zalim bir muhafızı olduğunu söyler. Bu acımasızlığı da bulduğu her fırsatta vurgular. Ardından kral ve şövalyeleri mağaranın başına gelir ve bu muhafızın bir tavşan olduğunu görürler. Haliyle hem seyirci hem de şövalyeler bu durumu komik bulur. Sonrasında ise şövalyeler tavşana saldırır ancak tavşan hepsini alt etmek üzereyken şövalyeler kaçmak durumunda kalırlar. Bu durumda dramatik yapı iki kere kırılmış, seyirci hem muhafızın kim olduğu konusunda hem de muhafız olan tavşanın gücüyle alakalı olarak beklenmedik durumlarla karşılaşmıştır. Komedi uyumsuzluk teorisi üzerinden başarıyla sağlanmıştır. 

Film, Kral Arthur ve şövalyelerinin Fransız kalesine saldırmak üzereyken bir polis arabasının gelip onları tutuklamasıyla biter. Son planda polis memurunun eliyle kamera objektifini kapatmasıdır. Bu final filmin içeriği ve biçimiyle çok uyumludur. 

KAYNAKÇA

Baudelaire, Charles, Gülmenin Özü, (Çev.: İrfan Yalçın), İris Yayınları, İstanbul 1997

Bergson, Henri, Gülme, ( Çev.: Yaşar Avunç), Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2015

Morreal, John, Gülmeyi Ciddiye Almak, (Çev.: Kubilay Aysevener, Şenay Soner), İris Yayınları, İstanbul 1997

Özçelik, Şeyda, Sinemada Komedi : Son Dönem Türk Sinemasının Analizi, Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi 2017

Özön, Nijat, 100 Soruda Sinema Sanatı, Gerçek Yayınevi, İstanbul 1972 Özünlü, Ünsal, Gülmecenin Dilleri, Doruk Yayıncılık, Ankara 1999

Tekin, Aslan, Edebiyatımızda Terimler, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 2012

Yorumlar kapatıldı.