İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Mıguel De Unamuno – Sis: Sisin İçinde Bir Yazar

Romanda -Unamuno’ya göre Nivola- baş karakterimiz Augusto bir arayışa çıkar. Augusto, kendisinde eksik hissettiği sevgi ve sevgiden oluşacak mutluluk kavramlarını arama yoluna girer. Augusto, hayatında ilk kez gördüğü bir hanımdan hoşlanır. Hoşlandığı kişiyi araştırmaya başlar. Araştırmalar sonucundan karşısında bir engel çıkar; hanım yani Eugenia evlenme arifesindedir. Fakat bu durumu hiç aldırış etmez ve Eugenia’nın karşısına geçip ilan-ı aşk eder. Karşısına gene bir engel çıkar ve Eugenia tarafından bu teklif reddedilir. Augusto, ret edildikten sonra kararsızlık, belirsizlikler yaşar. Aradığı şeyi sorgulamaya başlar. Aradığı şey bir aşk mıdır, yoksa bir kişilik midir? Ya da romanın ismiyle örtüşerek söylersek; sis içinde kaybolmuş bir ruhu aramak mıdır?

Eugenia’nın teklifi ret etmesinden sonra, Augusto ütücü kız Rosario’dan hoşlandığını hisseder. Eugenia’dan uzaklaşır, Rosario’ya yakınlaşmaya başlar. Rosario’dan da istediğini alamayan Augusto, bu sefer Ludivina’ya yaklaşır. Fakat aklı Eugenia’da kalmıştır. Eugenia’ya son bir teklifini sunar ve teklifi kabul edilir. Artık birlikte olmaları için hiçbir engel kalmamıştır. Düğüne iki, üç gün kala Eugenia nişanlısı ile birlikte kaçar. Augusto daha önceden tanıştığı yazar arkadaşına gider. Yazar arkadaşı Victor ona intihar et demez ama intihar hakkında bir konuşma yaparak Augusto’nun aklına intiharı sokar. Augusto, artık geri dönüşü olunmayan bir yola girer.

İntihar kararından sonra romanın yazarı Unamuno’yu ziyaret eder. İntihar etmekten vazgeçtiğini anlatır. Fakat artık onun için karar verilmiştir. Unamuno, kafasında yarattığı bu karakteri öldürmek ister. Augusto buna direnir ve yaşamının sürecini sadece kendisinin belirleyeceğinden bahseder. İpler Unamuno’nun elindedir. Unamuno, nivola’sındaki başkarakteri -fazla yemek yedirterek- intihar etmesini sağlayarak öldürür. Augusto, ölmeden önce Unamuno’ya söyler: “Demek kurgusal yaratık olarak öleyim? Öyleyse yaratıcım Don Miguel, siz de öleceksiniz, siz de geldiğiniz hiçliğe döneceksiniz…” Burada gerçeklikle kurgusal yaşamı tartışma yoluna açar. Gerçek ne kadar gerçek? Kurgu ne kadar kurgu? Yaşadıklarımızın gerçek olduğunu görüyoruz, hissediyoruz, zannediyoruz. Peki, yaşamımız bizim karar verdiğimiz ve planladığımız kurgular üzerine mi? Yoksa dış etkenlere bağımlı olarak mı yaşamımızı sürdürüyoruz? Hepsi birbiriyle bağlantılı ama seçimlerimizi yaparken neye göre yapmaktayız? İçgüdüsel duygularımız da ağır basıyor, fakat daha çok yaşadığımız çevrenin bize biçmiş olduğu kalıp rollerle yaşam denilen yanılsamayı yaşıyoruz. Burada yanılsama dedim, evet hayatımız birer yanılsama. “Belki de insanlar aynı oyunları oynuyorlar, hayatlarını birbirine benzer oyunlarla geçiriyorlar.”(Oğuz Atay-Oyunlarla yaşayanlar)[1]

Seçim yapmaya başlamadan önce önümüze birçok tercih hakları sunuluyor. O tercihler arasında birçoğuna uzağız diye en baştan eliyoruz. Geriye kalanlar arasında başkalarının etkisi altında kalarak bir yaşam alanı -dünyası- seçiyoruz veya seçmek zorunda kalıyoruz. Halbuki yaptıklarımız kimin için? Sürekli kendimizi düşünüyoruz ama düşünürken bile düşünmüyoruz. Kendimiz için düşündüklerimiz başkaları tarafından aktarılmış düşünceler kirliliği oluyor. Bir bakmışsın istemediğin bir yerde, istemediğin bir konumda seni baş tacı yapmışlar ve sen bu durumdan hoşlanmadığını anladığında o rolüne devam etmek zorunda kalıyorsun. Çünkü hayat seni o yöne itmiş ve o yönden saparsan tamamen yaşadığın hayatı boşa geçirmiş olarak göreceksin, geriyi yeniden yazamayacağın, ileriyi de baştan yazmaya başlayamayacağın için her şeyi ret etmemeye yani maskeli baloya devam ediyorsun.

Augusto istemediği bir hayata yöneldi. Hep istediği arzuladığı bir yaşam vardı. Ama yaşamaktan önce kendini tanımak istiyordu. Tam olarak gerçek Augusto’yu bilmiyordu. Öğrenme yollarına girdi, fakat hep -Augusto’ya göre- başarısız oldu. Belki de hayatında yaptığı en kararlı duruşu ölmeden önce romanın yazarıyla yüzleşme esnasında gerçekleştirdi. Kafasına koymuştu intiharı. “Yetişkinlerin çoğunun kendilerini başlarından vurarak intihar etmesi tesadüf değildir. Böylelikle kötü efendileri vurmuş oluyorlar. Bu intiharların çoğunda gerçek olan şu ki, aslında tetiği çekmeden çok önce zaten intihar etmiş oluyorlar…”(David Foster Wallace) [2]

Unamuno’nun karakteri Augusto, intiharı kafasına soktuğunda zaten bu dünyadan nefesini kesmeye yavaş yavaş başlamıştı. Yaşadıkları yüzünden intiharı düşünecek duruma dahi geldi. Böyle olayları yaşayan her insan intihar eder mi? Varoluşunu bulamamış ve hayat dengesini kuramamış insan bu yola girme ihtiyacı duyabilir. Kendini bulamayan, bu dünyada ne aradığını bilemeyen, geleceğini göremeyen insan “sonunda zaten öleceğim, ha başta ölmüşüm ha sonda ne fark eder?” düşüncesine kapılır. Tek yolun intihar olduğunu düşünür. Böylelikle hem fiziken hem zihnen intihara kalkışır. Augusto, bulamadığı varoluşunu tamamlayarak son nefesiyle varoluşuna bir anlam katar ve veda ederek intihar eder.

Unamuno, öldürmüş olduğu karakteri Augusto’yu diriltme kararı alır. Fakat çok geç kalmıştır. Diriltme kararı aldığı gece rüyasında Augusto’yu görür. Augusto, dirilmesine karşı çıkar. Bir insan doğar, yaşar ve ölür. Öldükten sonra tekrardan dünyaya gelemez. Bir roman karakteri için de bu geçerlidir. Bir roman karakteri aynı özellikte bir daha yaratılamaz. O bir kere, özgün bir şekilde yaratılmıştır ve ölümsüzlüğünü bu özellikleri sayesinde kazanır. Unamuno’da ölmüştür ama yazdığı bu roman ile yazdığı karakter ölümsüzleşmiştir. Fakat bir daha ikisi de geri gelemez. Bir daha -Unamuno dahil- hiç kimse bu karakteri tekrar baştan bu şekilde yazamaz.

İnsanlar bir kez -bazı inanışlara göre birçok kez- bu dünyaya gelir. Dünyada yaşamaya başladıklarından itibaren hayatlarında mutlu olmayı hedefler, iyi ve düzenli bir hayat olmasını dilerler. Elbette herkes bu istediklerine ulaşamaz ve farklı yollarda sis içinde kaybolmuş bir ruhu ararlar, zorluklardan kolay ve yaşanılabilir bir hayata ulaşmak için. Ruhumuzun boşluğunda bir kancaya tutunmaya çalışır ve tutunuruz da. Tutunduktan sonra tuttuğumuz kanca, artık bizim hayatımızdır. O kancayı nasıl nereye takacağımız, nerelere saplayacağımızı kendimizi karar veririz. Kararlarımız neticesinde bu tek seçenekli hayatta yaşamı sürdürmeye çabalarız. Okuduğumuz bu kitap gibi, okuduğumuzun kitabın yazarı gibi tekizdir ve yaşamımız boyunca ne yaparsak yapalım ölümsüzlüğe ulaşırız. Varoluşumuzun sebebini anlamasak da her yaşayan insan, hiçbir şey yapmasa dahi sadece yaşayarak nefes alarak da ölümsüzlüğe -kendi ölümsüzlüğüne- kavuşur…


[1] Oğuz Atay- Oyunlarla yaşayanlar-İletişim yayınları

[2] https://tr.wikipedia.org/wiki/David_Foster_Wallace

Yorumlar kapatıldı.