Yazar: 17:30 Öykü

Mavi Ne Dedi?

Odanın muntazamlığından iyice emin olduktan sonra iki valizi de sürükleyerek sokak kapısının yanına götürdü Mavi. Her ne kadar endişe hali baskın gelse de görünmeyen kanatları bir an önce havalanmak için acele ediyordu. Sıradışı başladığı günü rutin bir günmüş gibi yaşayıp kendini kandırmak istedi. Kolundaki saate baktı, gelmek üzeredir diye düşündü. Kahve fincanlarını hazırlamak için mutfağa yönelmişti ki alacaklı gibi çalınan sokak kapısı ile irkildi. Hem kapı yumruklanıyor hem zil çalınıyordu. Bir sıcaklık dalgası yayıldı tüm bedenine, kalbi pır pır etti yeni yetmeler gibi. Acele etmeden sakin sakin ulaştığı kapıyı umursamaz bir tavır takınarak açtı. Tam hoş geldin demek için ağzını açmıştı ki “Ne oluyor Mavi?” diyerek hışımla içeri giren annesi Belma Hanım lafı ağzına tıkadı. Sabahın köründe nereden aldığını merak ettiği bu enerjiye hayret ederek ayakkabıları ile girdiği evinde bıraktığı ayak izlerine baktı Mavi. Oldum olası böyle dalardı içerdi. “Sokakta ayakkabı ile gezmiyorum, arabadan inip arabaya biniyorum,” dediği birkaç sefer tartışmışlardı. Başka zaman olsa hemen arkasından bir bez ile silerdi. Peşinden gitti çaresiz.

“Sabaha kadar gözüme uyku girmedi. Kaç vakittir sende bir haller olduğu belliydi de işte ana yüreği konduramıyor. Sabah kahveye gel, söyleyeceklerim var dediğinden beri sabahı sabah ettim. O kapının önündeki valizleri de fark etmedim sanma,” dedi annesi. Camın önündeki her zamanki koltuğa oturmuş, masmavi gözlerini açmış, pembe rujlu dudaklarını iyice büzüştürmüştü. Çok komik duruyordu, Mavi gülmemek için zor tuttu kendini. Yeni yaptırdığı botoks ile burnundan yukarısı kırk, burnundan altı altmış, manikürlü olmasına rağmen benekli ve damarlı elleri ise gerçek yaşını gösteriyordu. Dudaklarını ısırarak mutfağa yöneldi Mavi. Kahveyi kendisine duble yapsa iyi olacaktı. İçerden gelen “Telefonda söylenemeyecek kadar önemli olan şey ne?” sorusuna içinden yanıt verdi.

“Ah anne ah, biraz sakin olabilmeyi becerebilseydin telefonda da söylerdim ama sen ne zaman sakin kalabildin ki?”

“Geliyorum dur, kahveleri koyuyorum,” diye seslendi Mavi.

“Bırak kahveyi mahveyi de geç karşıma otur. Nedir alıp veremediğiniz anlamıyorum. Elâleme rezil mi edeceksiniz bizi. Hem Sinem’e ne diyeceksiniz. Koskoca kız yarın öbür gün evlenecek barklanacak, ele güne karışacaksınız. Şu haline bak. Gözlerinin feri sönmüş, kurbağa gibi şişmiş göz kapakların. Kaç kere dedim sana yuvayı dişi kuş yapar. Azıcık kendine bak. Kocana karşı işveli, cilveli, nazlı ol. Oldum olası bilemedin zaten kırıtmayı, edalı olmayı. En tehlikeli zamanlar bu yaşlar kızım. Erkek kısmı boş bırakılmaya gelmez. Her dem bakımlı olmalısın. Kadının en güzel, en verimli çağıdır kırklı yaşlar. Devirme gözlerini öyle. Bana bak. Git şu valizlerini boşalt. Git bir kuaföre, saçını başını yaptır, azıcık kadına benze. Giyin, süslen, hoş karşıla kocanı. Erkeği eve bağlayan kadındır. Sanki bütün evlilikler güllük gülistanlık.”

Konuşmanın, cevap vermenin, savunmanın boşa nefes tüketmek olduğunu çok iyi bildiğinden söze nereden başlayacağını bilemiyordu Mavi. Oysa bütün gece kafasında tasarlamıştı. Hâlâ nasıl bu kadar annesinin etkisi altında kaldığına, çocuk gibi karşısında nutkunun tutulduğuna hayret ediyordu.

“Belli ki Meltem’le konuşmuş. O da yalan yanlış duyduğu, gerisini uydurduğu senaryoyla büsbütün karıştırmış annemin kafasını. Ah annem sana da kıyamıyorum ya. Kocamın beni çok sevdiğine, onun babam gibi bir koca olmadığına seni hiçbir zaman ikna edemeyeceğim değil mi? Kendi korkularının baskısını hâlâ bu kadar yıl sonra bile üzerimde hissettirmen ne acı. Sanıyorsun ki…”

“Kime diyorum?” diye hışımla ayağa kalkan annesinin sesi ile düşüncelerinden sıyrıldı Mavi.

“Şimdi gidiyorum. Kendine çeki düzen ver, o kocan olacak adama söyle, akşam ikinizle de konuşacağım. Öyle kendi başınıza kararlar alamazsınız efendim.”

Üzerinden kamyon geçmiş gibi hisseden Mavi, annesine güle güle bile diyemeden kapattı kapıyı. Tam salona yönelmiş kahve fincanlarını toplayacaktı ki kapı bu sefer usul usul çalındı. Kimin geldiğini merak bile etmedi. Annesinin ajanı, üst kat komşusu, eltisi Meltem’di kesin. Her iki elinde de fincanlar olduğu halde dirseği ile kapının kolunu aşağıya indirerek kim olduğuna bile bakmadan mutfağa gitti Mavi. Belma Hanım’ın giderken bilerek ittirip kaktırdığı valizlere göz ucu ile bakıp elindeki anahtarları şıngırdatarak Mavi’nin peşinden mutfağa girdi Meltem.

“Ablacımmm nasılsın? Camdan Belma Hanım’ın gittiğini gördüm, teselliye geldim seni. Dün gece Samet’le ben çok üzüldük ablacım. Hayır yanlış anlama birazzz… Biraz fazla gürültü olunca biz de şey yaptık yani. Dinlediğimizi falan sanma sakın. Emin olamadık, inelim mi inmeyelim mi, araya girelim mi bilemedik. Bir süredir aranızdaki soğukluğun da farkındaydık.”

“Gürültü mü? Araya girmek mi? Ah Ahmet ah! O kadar diyorum sana şu sesinin tonunu ayarla biraz diye. Tahmin ettiğim gibi yine uydurmuş kaydırmış bire bin katmış aramış annemi. Hayır sana ne? Sa- na -neee?” diye haykırmak istiyordu Mavi.

“Laf aramızda senin gibi harika bir kadını bulmuş da bunuyor Ahmet abim. Tam rahat edeceğiniz zaman. Sinem üniversiteyi kazandı. Paraya pula da ihtiyacınız yok. Hayatın keyfini sürecek yaştasınız. Sen dik dur ablacım, biz her daim senin yanındayız. Samet de dedi hatta. E annesiz büyümüşler, baba desen hovardanın tekiymiş. Para pul, mal mülk tamam da başta baba olmayınca yine iyi adam olmuşlar ablacım. Hadi ben kaçtım.”

Sabah paparazzileri iş başındaydı yine. Kendi yazdıkları senaryoyu kendileri yönetip kendileri oynuyordu. Yorgun zihninde dolaşan tilkiler yetmiyordu bir de etrafında dolaşmaya başlamışlardı salına salına. “Madem esas kız benim, peki neden hiç repliğim yok bu filmde. Hah benimki de laf ne zaman oldu ki şimdi olsun. Her şeyin en iyisini en doğrusunu bilen bir annem var benim.” Göz pınarlarına biriken yaşların dökülmesine engel olamadı. Şimdiye kadar bastırdığını, unuttuğunu ya da sumen altı ettiğini sandığı tüm duygular atağa geçmişti. “Ne olduysa oldu, aranızda ne yaşandıysa yaşandı, bu ikinizi ilgilendirirdi. En çok acıyı çeken bendim ve bu hikâyeyi ben yokmuşum gibi mutsuz sonla bitirdiniz. Bunca zaman unutulmuş bir çocuk olarak özlemimin, hasretimin, eksikliğimin ezikliği ile sustum. Ama susmak çare değildi ki baba hasretini dindirmeye. Yaşadığını, bir yerlerde nefes aldığını bilmek ama görememek, sesini duyamamak, zamanla yitip giden baba kokusunu boşuna hatırlamaya çalışmak. İnsanlar boşanırken…” Zihni durmaksızın konuşuyordu. Bir kere olsun annesine bu konuda ne hissettiğini söyleyebilseydi.

Sabır taşı çatlamak üzereydi ama Mavi’nin taşı çatlamayan cinstendi. Aylardır kocası ile ettiği mücadelenin geldiği boyuta bak sen. “Ama bir müsaade edin yahu bir kendimi açıklamama müsaade edin. Ne oluyor, ne bitiyor, hayırdır diye bir sorun. Sorun ama sorarken de Mavi ne diyecek bir dinleyin.  İşgüzar tayfası ne olacak. Şu kahvemi bu sefer de içemezsem yangın var diye bağıracağım şart olsun ki.” diye söylenerek kafasını boşaltmaya çabaladı. Mutfakta gözüne ilişen Nutella kavanozundan birkaç kaşık aldı önce. Gözlerini yumarak anın ve Nutella’nın tadına varmaya çalıştı. Makineden gelen bip bip sesi ile iri fincana koyduğu bol köpüklü kahvesinden bir yudum aldı. İşte sonunda, oh be, diyerek içini çekti. Sükûnet, sessizlik, yalnızlık, huzur diye düşünürken gözleri doldu. Buruk bir sevincin, yorgun bir galibiyetin ağırlığı çöktü üzerine. Mavi’nin artık ne dediğinin ne diyeceğinin önemi yoktu. Ölçmüş, biçmiş, tartmış, enine boyuna düşünmüş ve bir karar vermişti. İlk zamanlar Ahmet’e çok kızmış, ondan gizli iş çevirdiği için küsmüş, şiddetle karşı çıkmıştı. Tartışmışlardı evet, bundan her ne kadar hicap duysa da Mavi, eşinin hatırlayamayacak kadar küçük yaşta kaybettiği babası için söyledikleri onu can evinden vurmuştu. Saatine baktı, öğlen olmak üzereydi ama sabahtan beri yaşadıkları üç güne bedeldi. Sonunda keyifle içebildiği boş kahve fincanını mutfağa götürdü. Valizleri çıkardığı derli toplu odaya baktı huzursuzca, usulca kapattı kapıyı. Valizleri alıp sokağa çıktığında çağırdığı taksiyi gördü. Şoför kapıdan inip hemen valizlere el attı. Onları bagaja yerleştirirken Mavi çoktan arka koltuğa yerleşmişti.

Şoförün dikiz aynasından çaktırmadan kendisine baktığını gören Mavi, başını camdan tarafa çevirdi. Pembemsi mor rengi ile seyrine doyum olmayan erguvanlar ona güç verdi. Telefonundan kocası Ahmet’e kısa bir mesaj gönderdi.

“Ben çıktım, yoldayım.”

Baharın rengi, kokusu mucize gibiydi. Yaşam enerjisi dolduruyordu insanın içini, kıpır kıpırdı Mavi. Gururluydu, mutluydu, annesine rağmen çok büyük bir adım atmıştı ama esas iş bundan sonraydı. Asıl mücadele şimdi başlıyordu. Büyük beyaz binanın önüne geldiğinde Ahmet’in çoktan gelmiş olduğunu gördü. Onun da en az kendisi kadar heyecanlı olduğu uzaktan bile olsa belli oluyordu. Mavi’nin taksiden indiğini görünce sigarasını fırlattı koşar adım geldi yanına. Bagajdan valizleri indirirken şoföre yardım eden Ahmet, iki büyük valizi görünce soran gözlerle baktı Mavi’ye.

“Ancak,” dedi Mavi kısaca.

Kanı çekilmiş ellerini tuttu kocası. Titriyor muydu ne. Bir şeyler söylemesi gerektiğini hissetti Mavi. Söyleyecekse şimdi tam zamanıydı. Gerçi söylenecek ne varsa söylenmiş, kelimelerin tükendiği yerde tavırlar devreye girmiş, uzun ve zorlu mücadelenin ardından en sonunda da pes etmişti Mavi.

“En doğru kararı verdin aşkım,” diye fısıldadı kocası kulağına. “Her ne olduysa oldu, yaşandı ve bitti. İçinde gitgide büyüyen o boşluğu ancak sen doldurabilirsin. Bunu ancak sen yapabilirsin, şimdi tam zamanı. Bunları defalarca konuştuk. İnan bana o da en az senin kadar heyecanlı ve gergin. Geçmişi geri getiremeyiz ama gelecek bizim elimizde. Yaşanmamışlıkları bir kenara bırakabilirsen, bundan sonra yaşama ihtimalin olanlara odaklanabilirsin. Biliyorum yüzlerce, binlerce kez aynı şeyleri söyleyip durdum sana. Her ne yapmış olursa olsun o senin baban. Yeri kızının yanıdır ve bunu söyleyemesen de ben ne kadar istediğini biliyorum.” Karısının ellerini şefkatle dudaklarına götürdü. Sıkı sıkı sarılırken kocasına Mavi, aklındaki tek soru bunca yıl sonra baba deyip diyemeyeceği idi. Ellerindeki boş valizleri doldurmak ve ebedi misafirlerini almak üzere Özel Güleryüz Huzurevi’nin ana giriş kapısına el ele ilerlediler.

Editör: Gülhan Tuba Çelik

Sibel Karaca
Latest posts by Sibel Karaca (see all)
Visited 35 times, 1 visit(s) today
Close