İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kime Kadın Denir?

Neden mi soruyorum; çünkü bilinsin istiyorum. 

Doğduğunda kurbanlar kesilmez cinsiyetin kadınsa. “Olsun!” ya da “Bir dahakine inşallah.” diyerek tebrik mi teselli mi belli olmayan cümleler duyarsın daha ultrasonda kız doğuracağın belli olduğunda. Sana bile sonradan pençe atacak bir aslan parçası değildir ne de olsa kucağına alacağın.

Sonra daha bebekken üstünü örtmen, oturuşuna kalkışana dikkat etmen gerektiği fısıldanır kulağına yıllarca, çınlamalara sebep olacak bir volümde. Üstelik sen sadece çikolata için ağlamak isterken. Sokakta koşup oynadığın, daha erkek-dişi ayrımını yapamadığın dönemlerde arkadaşın sıcak havalarda üstsüz koşabiliyorken sen eteğini çekiştirmeyi öğrenmişsindir. Yaşın kemale erdiğinde bile kurtulamazsın bu tikinden. Kulağında o sesle, bir elin hep eteğinin ucunda yürürsün farkında olmadan. Öyle fazla sesini yükseltemezsin. Ne de olsa “Kız çocuğu dediğin azıcık edepli olur.” Evinde duyduğu, sebebi çok da önemli olmayan sövgü dolu sözcükleri oyun oynadığı erkek arkadaşın abin kadar özgüvenli söyleyebiliyorken sen söyleyemezsin; çünkü ahlak, sadece ama sadece hanım hanımcık kız çocuklarına özeldir.

Büyüdükçe artar yapman ve yapmaman gerekenlerin listesi. Okulda erkek arkadaşınla yan yana oturmaman gerektiği söylenir öğretmenine lisan-ı münasiple mesela. Kız ile erkek olabildiğince uzak tutulmalıdır. Karşı cinsle ne kadar mesafe koyabilirsek o kadar fazla koruyabiliriz kızımızı diye düşünülür hep. Gerçek olanı görmezden gelip, onların sadece iki küçük çocuk olduğunu unutarak, ayrıştırarak büyütmeye çalışırız çünkü böyle güvende hissederiz kendimizi. 

Sen küçük bir kadın muamelesi görürken, arkadaşına sadece erkek olduğu için prens kostümlü düğünler yapılır. Erkeklik mertebesine ilk adımı atmanın dayanılmaz mutluluğunu yaşıyordur tüm ailesi. Özellikle anneler: “Oğlumun evlilikten önceki mürüvveti…” diyerek, gelin misali sünnet düğünlerinde beyaz giyerler.

Sense kadınlığa ilk adım olarak görülen regl dönemine girmişsindir ama düğün bir tarafta dursun annene bile söylemezsin biyolojik olarak yaşadığın bu gerçeği. Erkeklerde saç telinden tırnağına kadar her zerren cinselliği çağrıştırdığı gibi bu da tahrik konusu olabilir çünkü. Ayıptır, günahtır. Zaten artık onlu yaşlarında bile olsan olgunlaşmış sayılırsın. Asla unutmaman gereken gerçek, şu cümleyle özetlenir: “Artık Kadın sayılırsın, yarınların anne adayısın!” 

Bu coğrafyada kadın olmak demek sokağa adımını attığın andan itibaren tedirgin olmak demek olduğundan, belli saatlerde evde olman gerekir biraz daha büyüyünce, çünkü geç saatlerde sokak bir hortum gibi içine çekebilir seni. Erkekler karanlıkta çok daha tehlikeli olabilirler; çünkü her yerde olduğu gibi geç saatlerde sokakta olma hakkı da onlarındır. Komşunun oğlu, abin, baban, dayın, istediği saatte gelip giderken senin karanlık bastığında, çoğu yerde de ezan sesiyle eve varmış olman gerekir. Göze alıyorsan başına gelecekleri çıkabilirsin tabii. Hodri meydan! Neticede her şey senin namusun içindir zaten. Çünkü namus sadece kadınlarındır. Üstelik bedenlerinde taşıyabildikleri, hemen kaybedebilecek ve çok kolay kirlenebilecek bir yerde öylece sahibini bekleyen bir mücevher gibi durmaktadır(!)

Kısa etek mi giyinmek istiyorsun? Olur, giyebilirsin ama bu “Bana dokunabilmenizi göze aldım.” demenin bir başka versiyonudur. Her şeyde tercih hakkı verildiği gibi bu konuda da çok eşitlikçi davranır sevgili toplum! Çatalın mutlaka kapalı olmalıdır sokakta. Maazallah bir erkeğin gözüne batar o çatal da kör edersin çocuğu. Göğüslerinin çıkmaya başladığında geniş ve ferah parçalar giyinmeye başlaman gereken evreye girmiş sayılırsın. Vücut hatlarını belli etmen hiç hoş karşılanmaz. Doğru da olmaz. Çünkü kılık kıyafete dikkat etmesi gereken de sadece erkek olmayanlardır. Toplu taşımada da kesinlikle son yolcu olarak kalmamalısın, eve kilometrelerce yolun olsa bile. Yürürken tenha bir yerden geçiyorsan en büyük silahın olan telefona mutlaka canın pahasına sarılman gerekir. Bir erkekten korunmak için yine bir erkekle konuşuyor gibi görünmeye mecbursundur.

Okuyorsan şanlısın. Çalışmak için bir hakkın olur. Ama tabii hafta sonu çalışılmayan, sabah dokuz akşam beş bir iş olursa tadından yenmez. Sonuçta zaten evlenince kocan kabul etmez ki geç saatlere kadar başka erkelerle çalışmanı. Kendinden bilir çünkü başına mutlaka bir iş geleceğini. Sana güvenir hep ama maalesef etrafa güvenemez bir türlü. Zaten ne yaparsan yap aynı işi yaptığın erkek kişisi kadar da maaş alamayacağın için çok da abartmaya gerek yoktur bu konuyu. O zaman ne için bu beyhude çaba. Zaten eve gelip yemek hazırlaman, sofra kurman, kocan gelince kocaman bir gülümsemeyle “hoş geldin” demen için evde olman gereklidir. 

Bir süre sonra çocuk doğurma mertebesine de erersin. Belli bir yaşa da geldiysen -ki bu yaşı komşun, teyzen zaten belirlemiştir senin için- fazla düşünmene gerek yoktur. Kadın dediğin anne olmalıdır, olmak zorundadır. Zaten toplumda saygı duyulan tek vasfı değil midir bu? Kadın seçemez anne olup olmayacağını, bir çocuk büyütüp büyütemeyeceğini; o bilmez ama toplum her şey gibi bunu da bilir. Çünkü anne olmak kadının isteyebileceği bir durum değil, ona bahsedilmiş bir görevdir.

Kadının üzerinde sürekli birilerinin elleri gezinir durur. Kendi elleri arkadan kelepçelenmiş olduğundan itemez bir türlü onları. Çığlığı boğazında düğümlenir her seferinde. O kocaman sesi, gözünde morarır, saçında yerde sürüklenir. Konuştukça susturulur kadın.  Kimi psikolojik kimi fiziksel ama mutlaka kendi dışında birileri hak sahibidir hayatında. Çünkü eğer kadınsan bir tek senin söz hakkın yoktur senin bedeninde ve senin düşüncelerinde.

Bilinsin istiyorum:

Evet, kadın olmak demek, giydiğin mini etekten başındaki örtüye kadar kıyafetini hep savunmak zorunda kalmak demek.

Evet, kadın olmak doksan yaşında da olsan sana tecavüz edilebilmesi için mutlaka kuyruk sallamakla suçlanabilmek demek.

Evet, kadın olmak, sadece ve sadece cinsiyetinden ötürü her adımda her şey için hesap vermeye mecbur olmak demek.

Evet, kadın olmak gülmek için bile sesini alçaltmak zorunda olmak demek.

Evet, kadın olmak hep daha çok çalışmak ama daha çok sömürülmek demek, biliyorum.

Ama en çok ne bilinsin istiyorum biliyor musunuz?

“Bu böyle gitmez elbet!” demeyi. Devran bir gün dönecek. Adalet işlemeye başlayacak. Konuşan kadınların sesleri dünyada susturulamayan bir çığlık olacak. Onun için direnmeyi bırakmayalım olur mu?  Konuşalım ne kadar konuşabildiğimize bakmadan; tek cümlelik, tek hecelik ya da haykırarak bir ağız dolusu… Ama mutlaka konuşalım. Herkese rağmen… Bazen kendimize rağmen konuşalım. Tüm engellemelere inat dik duralım. Bizim davalarımız mahşere kalmasın. Bedenlerimiz başkalarının bozuk psikolojilerinin ellerinde yok olmasın. Biz ölmeyelim ki, gelecek var olabilsin.

Evet, “İstanbul Sözleşmesi yaşatır!”dı ama artık bizi biz yaşatacağız. 

Yorumlar kapatıldı.