İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Her Yaştan Kaybetmiş Gençler Üzerine

Uzun bir aranın beklenilen sonu bu gençlik dediğimiz. Cümleye “Büyüyünce…” diye başlıyoruz ve sonu gelmek bilmeyen bir hayal silsilesi takip ediyor bu kelimeyi. “Büyüyünce şuraya gideceğim, büyüyünce şunu giyeceğim, büyüyünce şunu yapacağım…”

Asıl can acıtan şu ki böyle kurduğumuz kaç cümlenin sonunda, hayalimizin gerçek olduğunu görüyoruz? İstediğimiz yerlere gidemedik, istediğimiz mevsimi yaşayamadık ve istediğimiz okulu bile okuyamadık çoğumuz. Daha kötüsü de büyüdüğümüzü fark etmekten kaçındık. Kimi büyüyeyim derken daha çok mücadele etmek isteyip travmatik kayıplara uğradı, delirdi yani. Kimi zaten elinde olan tek manevi kavramı: “Kaybetmişliği” kaybedemeyeceğini bildiğinden uyuşturmaya başladı beynini. Kimi bunu yalnızca hava olsun diye yaptı, çünkü bir tek öyle ilgi çekmeyi başardı kendi gibi olanlardan. Kendisinin de kendi gibi olanların da ilgi çekebileceği başka hava cıvası yoktu zaten. Kimi yalnızca sustu, hiçbir derdini anlatmadı, derman olmayı da düşünmedi açıkçası. Kimi başkalarına benzemedi. Sevdi, sevdirdi kendini iyiden iyiye. Bu dünyayı değiştirebileceğine bir nebze olsun inandırdı kendini sevgisiyle. Kimi öldü gitti, kulaklara küpe oldu “böyle olmayın” diye. Yaşlanmadan yaşlandırdı sevenlerini ardında bırakıp gittiğinde…

Bu soluksuz devinimde zamanın geçtiğini, kiminin büyüdüğünü kiminin yaşlandığını fark etmek bu zamanda bir akıllılık göstergesidir. Çünkü devrin getirdiği kötülüklerin içinde, “yüzeysel yaşamak” diye bir kavramla tanışıyor, hiçbir konunun detaylarına inmiyor, insanlık olarak yalnızca günü kurtarmanın haksız gururunu yaşıyoruz. Kimimiz “ben böyle görmedim büyüklerimden” diyecek asillikte davransa da önünde sonunda kurban edilmiş buluyor kendini bu rengarenk düzene. Henüz kaybetmemiş bir zihin ne o yükün ağırlığını ne de bedenin bunu kaldırıp kaldıramayacağını bilemez. 

Kaybetmenin bambaşka bir hikayesi bambaşka bir ruhu vardır. Kaybedenin kendine has bir ağırlığı, o ağırlığın verdiği masumiyeti bulunur. Önemli olan ne kadar az hasarlı bir kayıp atlatırsan o kadar bu işten kârlı çıkmışsın demektir. Kendini düşünmüyorsan, sevdiklerini düşüneceksin. Sevdiklerini düşünüyorsan da ilk kendini düşünmek zorundasın. “Sevgi” denen sonsuz kaynak, insanın kendisinde başlar ve gittikçe yayılır. Tıpkı öfke gibi, nefret gibi… Yine de bu dar omuzlarını gerebileceğin bir dayanağın olmalı bu hayatta. Bu senin en zayıf noktan olacaktır aynı zamanda. Arkadaşlık gibi, iş gibi, aşk gibi… Her şeyin küçüğü güzel derler, kaybın da öyle. Kaybedilmiş bir gençlikle ne kadar direnebiliriz bu yaşamın yokluğuna veya aşırı varlığına bilinmez. Asıl mücadele yağmurun altında kuruyabilmektir. Büyüdük ama yaşlandığımızı söyleyemem henüz. Nasıl büyüdüğünü, neler kaybettiğini unutmazsan genç kalırsın. Çünkü yaşlanmak; gençlik ateşiyle yanıp aynı zamanda büyüdüğünü unutmaktır. Kontrolünü kaybet, kendini kaybet, gerekirse bütün malını kaybet dünya üzerinde. Ama büyü ve anla artık: Kaybetmenin de bir kazancı vardır.

Latest posts by Kerem Aydın (see all)

Yorumlar kapatıldı.