Türk müzik sahnesinde önemli bir yeri olan The Climb grubunun kurucusu ve Türk Metal Müziğinin efsanevi  gruplarından Pentagram a.k.a Mezarkabul’un solisti Gökalp Ergen’le siz mahaledebiyat.com okurları için keyifli bir söyleşi yaptık. Sorularımıza geçmeden önce siz okurlarımıza biraz Gökalp Ergen’den bahsetmek isterim.

1977 yılında Kocaeli’de dünyaya gelen sanatçı profesyonel müzik kariyerinin temellerini 95 yılında kurduğu ve adeta her bir köşesinde imzasının olduğu The Climb grubuyla attı. 98 yılında grubun aynı isimle çıkan ilk albümü olan The Climb’da prodüktörlük görevini de üstlendi. 2010 yılında gelindiğinde gelen teklif üzerine Pentagram’la çalışmaya başlayan Gökalp Ergen bir yandan da solo projelerine devam etmekte.

Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz ve mahaledebiyat.com’a konuk olduğunuz şükranlarımı sunuyorum. Dünya adına geçtiğimiz bu zor süreçte dileriz sizin adınıza her şey yolundadır. İlk soru olarak, Gökalp Ergen gündelik hayatta nelerle ilgilenir ve pandemi sürecinde neler yaptı diye sormak isterim.

Asıl ben teşekkür ediyorum. Konserlerimiz ve açık hava etkinlikleri dışında rutinim pek bozulmadı açıkçası. Pandemi öncesinde müzikle ilgili çalışmalarım için stüdyoya giderken, şimdi aranjman, kayıt ve miks işlerim için evimdeki stüdyomu kullanıyorum. Yine stüdyoda vermekte olduğum müzik derslerime, pandemi sonrasında online olarak evimde devam ediyorum. Müzik dışında; hayat arkadaşım İmge Celepçi ile yaşadığımız evimizde, pandemi öncesindeki gibi heykelle, resimle, sinemayla, ufak tefek mobilya işleriyle, köpeklerimizle, kedilerimizle ve bahçemizle haşır neşir olmaya devam ediyoruz.

Bildiğimiz kadarıyla 90’lı yıllara kadar uzanan bir müzik yaşantınız var. Müziğe ilk adımı nasıl attınız ve artık yürüyeceğim hayat yolu müzik olacak diye nasıl karar verdiniz? Bizlere bundan bahseder misiniz?

Kıyafet dolabının üzerinde bulduğum 3 telli bir gitar ile başlayan müzik yolculuğumun ana motivasyon kaynağı,1990 yılında babamı kaybetmem… Bu kaybın yarattığı boşluğu, şarkı söyleyerek, gitar virtüözlüğü disiplini ile günde 10 saat gitar çalarak ve zaman içerisinde, davuldan kemana, trompetten klavyeye kadar elime ne geçerse müzik yapmaya çalışarak doldurmaya çalıştığımı, geçmişe dönüp baktığımda çok net görebiliyorum. Aynı dönemde, en az müzik kadar önemsediğim diğer ilgi alanları ( sinema ve astronomi ) hala daha zamanımı işgal eden uğraşlar olsa da, müziğe karşı olan tutkum her zaman ilk sırada gelmiştir.

Türk Metal müziğinin içerisinde büyük bir yer edinen ve adeta kendi alt kültürünü yaratan Pentagram grubuna dahil oluş hikayenizi ve hislerinizi bizimle paylaşır mısınız?

2009 yılıydı sanırım… Basçımız Tarkan’dan gelen bir telefon ve ardından diğer grup elemanlarıyla beraber yaptığımız bir buluşmanın sonrasında, grubun yeni solisti olma teklifini kabul ettim. Bu tekliften büyük bir onur ve mutluluk duymuş olsam da, ilk zamanlarda beraber yapacağımız müziğe dair ufak bir endişem olmadı desem yalan olur. Tabii ki bu karşılıklı bir durumdu ve bu belirsizliği ortadan kaldırmak adına hemen stüdyoya girdik. 2010 yılında çıkardığımız ‘MMXII’ albümü tabiri caizse bu evliliğin, bir besteci olarak benim tarzım ile klasik Pentagram soundunun beraber yürüyebileceğini bize göstermiş oldu. Beraber geçirdiğimiz bu on yıl bana can yoldaşları, harika anılar ve bedeli olmayan tecrübeler kazandırdı. Pentagram kocaman bir aile ve bu ailenin bir ferdi olmak paha biçilemez.

Senaryo ekiplerinde bulunduğunuzu ve prodüktör kimliğiniz olduğunu biliyoruz. İlerleyen süreçte sahne dışında sizin imzanızın olduğu işleri görebilecek miyiz?

Sinemanın bendeki yeri apayrı. İmge ile beraber kurduğumuz The Nighted Nations isimli proje grubumuzun bütün videolarını çekerek, bol bol, her açısıyla analitik ve detaylı sinema sohbetleri yaparak bu sanata yönelik sevdamı dizginlemeye çalışsam da, yeteri kadar tatmin olduğumu söyleyemem. Önümüzdeki zamanlarda, kameranın arkasına geçtiğim irili ufaklı birçok iş olacağına eminim.

Yıllardır ürettiğiniz eserler büyük bir keyifle dinleniyor ve çalma listelerinde yer ediniyor. Bu eserleri üretirken ne gibi ilham kaynaklarınız ve ritüelleriniz var?

İlk 20 yıllık süreçte ilham kaynağı olarak filmler, anılar, kitaplar, bazen bir kelime, bazen tamamen sebepsiz, bir anda ve durduk yere bir çok tetikleyici unsur olduğunu falan söylerken, hayatta geldiğim şu noktada; bu unsurların kat be kat daha fazla olduğunu anlamış durumdayım. Üretmek benim için bir mecburiyet. Herhangi bir ritüeli, doğru zamanı ve sebebi beklemeden oluşan bir ‘’duygu durum sonucu’’ bunu anlamlandırmaya çalışmayı bırakalı çok oldu.

 Bir röportajınızda şarkı sözü yazmaya lise sıralarında başladığınızı duymuştum. Şarkı sözü yazmaya olan ilginizin kaynağı neydi ve bunu etkileyen sanatçılar oldu mu?

Kafasında hikayeler kurmayı, var olmayan oyuncaklarla saatlerce oynamayı seven bir çocuktum. Yazılmamış o hikayeler zaman içerisinde şarkı sözlerine dönüştü. Yazdığım sözler, içerdiği kelime sayısından daha çok sayfayı doldurabilecek, daha geniş bir öykünün parçaları, özeti ya da aynı hikayenin farklı bölümleri gibi… Her biri üzerine uzun uzun konuşabilirim. Bu arada tabii ki edebi anlamda etkilendiğim birçok isim olmuştur. Çok okudum ve okurum ama etkiyi tek bir sebebe ve sonuca bağlayamam.

Eski Röportajlarınızda “deneme sürüşü” olarak tanımladığınız tekliler’den sonra gelecek bir albüm bilgisi vermiştiniz. Dinleyiciler olarak dört gözle beklediğimiz albümünüz ne durumda ve  listelerde yerini ne zaman alacak?

Yaptığım şarkılar arasından birlikte uyumlu olan bir kısmını, Kasım ayının sonu gibi bir albüm olarak yayınlayacağız. Sonrasında, bazen enstrümantel bazen sözlü; farklı tarz ve tatlardaki diğerlerini de, tek tek veya birlikte paylaşma niyetindeyim.

Canlı yayınlarınızda ve söyleşilerinizde “Yeter” isminde bir single’dan bahsetmiştiniz. Acaba bu şarkı da albüm projesine dahil mi oldu? Yoksa yakın zamanda platformlarda yerini alacak mı?

Evet albüm projesine dahil oldu.

Albümlerden bahsetmişken Pentagram’ın albüm şeklinde başlayıp Maxi-Single’a evrilen yeni projesi  hakkında bizlere söylebileceğiniz bir şey var mı?

Aslında maxi single hatta ‘’single’lar ama ilk etapta üç tanesi, arka arkaya ( ve her biri bir klip ile ) ve ardından bir albüm’’ olan yeni projemiz diyelim 😊

Gerek solo gerekse grup müziğinde sahnelerde seslendirmekten en çok keyif aldığınız eser hangisi?

İsim veremeyeceğim kadar çok ama en yenileri hep en keyif verenleri oluyor diyebilirim.

2017 yılında biz müzikseverlerle buluşan Pentagram – Akustik albümü gerek Pentagram’ın eski üyeleri gerekse günümüz üyeleriyle beraber oldukça geniş ve güçlü bir kadroya sahipti. Akustik albümünün kayıt sürecinden bizlerle paylaşabileceğiniz bir anı veya hikaye var mı ?

Kayıt süreci o kadar parlak anıları içermiyor… Gayet profesyonel bir şekilde, planlı ve programlı olduğumuz, fazla olayın yaşanmadığı tatsız tuzsuz bir süreçti 😊 Asıl renkli olan taraf, sonrasında verdiğimiz onlarca konser ve esnasında yaşadıklarımız. En basit hikayeyi anlatmam bile sayfalar dolusu sürebilir.

Bugüne dek farklı ve birbirinden değerli isimlerle sahne aldınız. Sahnede beraber bulunmaktan en fazla keyif aldığınız ismi bizimle paylaşır mısınız?

Beraber sahneye çıktığım tüm müzisyen dostlarım ile profesyonel mecburiyetten uzak, büyük bir keyif alarak aynı sahneyi paylaştım. Bu konuda şanslı olduğumu düşünüyorum.

Yılların verdiği bilgi, birikim ve yaşanmışlıkla Rock ve Metal müziğe adım atmayı düşünen gençlere buradan verebileceğiniz bir tavsiye var mı?

Müziğin her türünü anlamaya çalışarak dinlemelerini, enstrümanlarına (sevmenin ötesinde) aşık olmalarını, sanat ve hayat üzerine bol bol tartışmalarını, hayatlarının bir bölümünde (kısacık bile olsa) yurt dışında yaşamalarını ve hata yapmaktan korkmamalarını umut ve tavsiye ederim.

Röportajımızın sonuna gelirken sizden mahaledebiyat.com okurları için bir kitap, film ve şarkı önerisi alabilir miyiz?

Kitap: 1001 Albums You Must Hear Before You Die ( Robert Dimery )

Film: Coen’lerin herhangi bir filmi

Şarkı: 73 ve 79 yılları arasındaki herhangi bir Pink Floyd parçası😊

Sayın Gökalp Ergen’e sorularımızı cevapladığı ve röportaj teklifimizi kabul ettiği için teşekkür ediyoruz. Ve müzik hayatında başarılar diliyoruz.