İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Fritz’in Korkusu

Bay Fritz o talihsiz gün, duruşmanın istediği gibi gitmemiş olmasının verdiği yetersizlik duygusuyla baş etmeye çalışarak dalgın yürürken önü sıra hızla ilerleyen İrene’sini gördüğünde anında kuşkuya kapıldı. Kalabalık caddeden ayrılıp sakin sokağa girerken şapkasının üzerinden tülünü yüzüne indirdiğinde, karısını izlemekle doğru bir karar verdiğini düşündü. Aynı zamanda burkulan yüreği ve kasılan midesi ise bu kararın hiç de doğru olmadığını hissettiriyordu. Bir binanın kapısından girerken hızla etrafına bakan İrene’nin görüş alanına girmemesi de beynine itaat etmek yerine bulantısına yenik düşen midesi sayesinde olmuştu. Zihnine üşüşen görüntüler sağlıklı düşünmesine engel oluyordu. Sokağa girip İrene’nin içinde olduğu binanın kapısına geldi. Binanın girişindeki zilde tanıdık bir isim görmeye çalıştı. Evet ya. O piyanist genç. Eduard. Anlamış olmalıydı. Son iki aydır hemen her gittikleri yerde karşılarına çıkmıştı. Art arda bakışma, dokunma, konuşma sahneleri geldi gözünün önüne. Ama neden? Hiçbir sorunları yoktu ki. Mutlu olduklarını düşünüyordu. Değil miydi? İki güzel çocukları vardı. Yatakları da sıkıcı değildi. Sıkıcı mıydı yoksa? Kıvrana kıvrana sokakta yürüdü durdu. Hayır. İrene olmadan yapamazdı. Onu bu saçma, bu gereksiz, bu bu bu, bu ahlaksız durumdan çıkarmalıydı. Avukat Fritz, düşün, düşün ve güzel karının evine dönmesini sağla. Evet, evet. Korkutmak güzel bir fikir. Binanın lambası yandı. Karısı mıydı inen? Kararmaya başlayan sokağın köşesine gizlendi. Girerken yaptığı gibi hızla sokağın iki yanına göz attı İrene. Yüzündeki peçesini eliyle sıkıca tutarak sokağın bitiminde bekleyen arabaya doğru hızla yürüdü. Fritz ise caddeden çevirdiği arabaya atladı ve kestirme yollardan karısından önce ulaştı eve. Mesleği gereği soğukkanlı bir yapısı vardı. En ufak bir şüphe duymamalıydı İrene.  

“Geç kaldın İreneciğim,” dedi yanağına küçük bir öpücük kondurarak. Soğuk mu davrandı yoksa çekingen mi? Korkmuş, evet. Oyuncu kadın iyi oynamış rolünü demek. Aşığının böyle bir kadınla birlikte olduğuna nasıl inandı acaba? Gazeteden başını kaldırmadan sordu, “Bunca zaman neredeydin?” Hiç yalan da söyleyemiyor. Amelie ile berabermiş, alışverişe gitmiş. Geçenlerde izlediğimiz oyundaki koca gibi arasam mı Amelie’yi? Yeterince korkmuş görünüyor. Bugünlük bu kadar yetsin. O kadar dalgın ki şapkasını bile çıkarmadan gelmiş yemek odasına. “Neyin var senin? Gergin görünüyorsun. Hem şapkanı niçin çıkarmadın?” Şaşkın, ürkek. Nasıl da güzel görünüyorsun her halinle. Ne gerek vardı böyle bir maceraya? Sıkıldın mı? Erkenden anne olmak ağır mı geldi sana? Arkadaşların, konserler, sergiler dolduramadı mı hayatını? Söz sana, geçsin şu günler, her şeyi dolu dolu yaşayacağız.  

Fritz büroya gitmek için çıktı evden, ama aklı evde. Oyuncu yine para isteyecekti o gün. Çok bunalıp kendisine zarar verir mi karısı diye düşündü. Yaşamayı severdi İrene. Böyle bir şey yapmaması için dua etti, ama düşünmesi bile korkutmaya yetti avukatı. Daha yakından izlemeye karar verdi.  

Konuştukları üzere kahvaltı saati getirmişti pusulayı oyuncu kadın. Rengi attı İrene’nin. Fritz sarılıp her şeyi anlatmak istedi. Ama kıskançlık da içini kemiriyordu. Kaybetme korkusu bir yanda öfke bir yanda, tüm bu duygularını gizleme çabası bir yanda. Durmadan sigara içip gazete okuyor gibi yapıp karısını izliyordu. Nasıl da tedirgin oldu. Yüz kron vermeye gitti. Apar topar geri gelip kâğıdı masanın üstünde bıraktığını fark ettiğinde yüzüme bakışı ne acıklıydı. Görmemiş gibi yaptım. Benden şüpheleniyor. Gözleri üzerimde. Sürekli beni takip ediyor.  

Fritz karısının bu kadar dağılmış olmasından kendisini suçlu hissetti. Ancak, öfkesi biraz daha çekmesi gerektiğini düşündürttü. Bir kez daha. Bu kez biraz daha yüksek bir tutar isteyecekti. Bu son. Öğle yemeğinden hemen önce gelecekti. Kadının bir an önce gitmesi için ne istese yapacaktı tabii İrene. Dört yüz kron ya da nişan yüzüğü. Ya sen ne durumdasın Fritz? İşlerinin yoğunluğundan ihmal etmiş olabilir misin genç karını? Sen de en az onun kadar suçlu olabilir misin? Çocuklarına verdiği cezanın ne ağır olduğunu söylerken açıkça itirafta bulunmamış mıydı İrene? Korkudan değil utançtan söyleyemediğini ima etmemiş miydi küçük Helene’mizi kullanarak? Fritz’in içi içini kemiriyordu. Bu tehlikeli oyuna bir an önce son vermek istiyordu, ama elinde değildi. Öpmek, koklamak, yanında sabahlamak istiyordu. Ancak, aşığının tenindeki kokusu, parmaklarının izi geçti mi diye düşünmeden edemiyordu. Sadece şehvet miydi yoksa âşık olmuş muydu o piyaniste? Bu düşünceler içinde kapıya geldi. Evdeki telaşı içinde hissetti. Kapıyı anahtarıyla açarak girdi. Yemek odasının kapısında kadınla burun buruna geldiler. İrene’nin yüzündeki korku, ah o korku! Bilseydi aynı korkunun kendi yüreğinde de olduğunu, “Bir şey sormaya gelen bir kadındı,” dedi sorulmadığı halde. Yemek odasına geçtiler birlikte. İrene’nin sessizliğe tahammül edemeyişi, anlamsızca sürekli konuşmaya çabalaması içini acıtıyordu Fritz’in. Son darbeyi de indirdi avukat, “Bugün yüzüğünü takmadın mı?” N’olur daha fazla yalan söyleme İrene. Sarıl, ağla, af dile. Bu kadar acı yetmez mi? Temizletmeye vermiş, ertesi gün alacakmış. Ah İrene.  

Çok huzursuzdu, sürekli kabuslar görüyordu. Fritz’i karşısında gördüğünde korktu. Kocası bakışlarıyla ona her şeyi bildiğini, itiraf etse her şeyi unutmaya hazır olduğunu söylüyordu, ama nafile. İrene artık karar vermişti. İki gün boyunca caddelerde dolaştı İrene şantajcı kadını bulmak, yüzüğünü geri almak, intiharının ardında şüpheli hiçbir iz bırakmamak için. Fritz de onu takip etti adım adım. Bunu düşünmeliydi, kadını bulmak için aşığının evine gitti sonunda. Fritz birkaç kez boş bulundu ve gösterdi kendisini, ama İrene öyle acınacak bir haldeydi ki hayal gördüğünü düşünmüş olmalıydı. Aşığının neyden bahsettiğini anlamamış olması iyice çıldırtmış olmalıydı güzel karısını. Binadan çıktığında artık kendisini gizlemiyordu. Bir eczaneye girdi ve elindeki kâğıdı uzattı. Fritz daha fazla bekleyemedi ve eczaneye girdi. Sahip olduklarını ve onurunu kaybetmektense ölmeyi göze alan karısını ve sipariş ettiği morfini alarak çıktı eczaneden. Evlerine gittiler, İrene’nin odasına çıktılar kimselere görünmeden. Güzel İrene kendinde değildi, tir tir titriyordu. Sürekli ağlıyor, sarsılıyordu. Haftalardır korkuyla yaşayan bedeni daha fazla taşıyamadı bu utancı. Ve İrene hiçbir şey itiraf etmedi. Fritz itiraf etti. Bu korkunç oyunu kendisinin planladığını, her anını büyük bir acıyla yaşadığını, tek isteğinin İrene’sinin kendisine dönmesi olduğunu, bağışlamaya hazır olduğunu her fırsatta belli etmeye çalıştığını anlattı durdu gece boyunca. İrene hiçbirini duymadı. Ama haftalardır uyumadığı kadar deliksiz, kabussuz, derin bir uyku uyudu. Fritz deliksiz bir uykuya daldığına emin olana kadar başından ayrılmadı İrene’nin. Öptü, okşadı, sevdi, ağladı. Hasretle kokladı, kokladı. Odasından çıkmadan önce nişan yüzüğünü taktı karısının parmağına. 

Zeynep Ebla Ceylan                     

Latest posts by Zeynep Ebla Ceylan (see all)

Yorumlar kapatıldı.