İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dokunmadan Roman İncelemesi

Yaşamımızda öyle kırılma anları, aydınlığımıza beş kala tünelimizin koyulduğu anlar olur ki o anlarda bir kurtuluş ümidi içinde çaresiz bir yakarışla, “Allah’ım ben nerede yanlış yaptım?” sorgusuna gireriz. Başımıza gelenleri almış olabileceğimiz bir “ah”ta, bir günahta  aramaya başlarız. Filmimiz başa sarsa o anı düzeltebilsek her şey düzelebilecekmiş gibi gelir lakin ne zamanı ne eylemlerimizi ne sözlerimizi geri alabiliriz. Hem kim bilir kurtuluş belki de yaptıklarımızdan çok yapmadıklarımızda, yapamadıklarımızda saklıdır.

Nermin Yıldırım’ın Dokunmadan romanı, dokunduğumuzdan ziyade dokunmadıklarımızla bize çıkış kapısını işaret ediyor. Vaktinde verilmeyen bir tepkinin, ürkekçe yaşanmış bir yaşamın,  geç kalınmış veya gösterilmemiş sevginin dokularımızda bıraktığı hasarı ilmek ilmek onarışını işliyor. 

Roman karakterimiz Adalet, hayatıyla ilgili sarsıcı bir haber öğrenir. Başına gelen bu talihsizliği ilk günahına bağlayan Adalet,  onu bulup düzeltirse her şeyin düzeleceğine inanır. Böylece çocukluğunun haşarı günlerinde kalan ilk günahının peşine düşer. Bu yolculuğun başlangıcından beri Adalet’e yaren olan sıradışı bir de arkadaşı vardır.  Bu arkadaşı ve  ikilinin ilişkisini roman ilerledikçe yazarın mizahi dilinden öğreniriz. Roman boyunca Adalet’in bir tür alışkanlığı olan üçüncü sayfa haberlerini kesip defterinde biriktirmesi bize onun da aslında sıradışı yanlarını işaret eder. Bu haberler ve bunlara getirilen esprili yorumlar ise biz okurları sıklıkla gülümsetir.

Eserde aynı zamanda sorunlarımızın asıl dinamiklerine yolculuk yaparak “baba” mefhumunun içimizdeki doluluk ve boşluk sorgusuna da gireriz. “Baba, beni neden sevmedin? ”sorusuyla hesap defterlerini kapatmaya çalışırız.

Yolculuk ilerledikçe ruhu ve zihni özgürleşen  Adalet’e gelen cesaret ve güvenle sesinin yükselmesini, “ben de varım,” demesini, başkalarının yaşamlarına dokunarak kendi mevcudiyetini hissetmesini üstümüze gelen bir iç rahatlaması ile duyumsarız. Peki; bu cesaret, kendini çözme hali kendiliğinden mi gelmiştir dersiniz? Hayır. Adalet’ i bu yolculukta bir de adım adım takip eden başlangıçta bilmediği için adını koyamadığı o ruhlara şifa “aşk” da diğer koluna girmiştir.

Zihne işleklik veren kurgusuyla bizleri bir kez de kitabın sonunda şaşırtan yazarımız  bir kadının varoluş yolculuğunu tatlı dilli ve yanakta kalıcı tebessüm garantili, bir solukta okuyacağımız bir eserle ortaya koymuş. İçinde sürprizler barındıran bu güzel eser, Hep Kitap yayınevinden çıkmıştır. Herkese keyifli okumalar.

Kitaptan Birkaç Alıntı

… Vaktiyle var olmuş bir yokun nazikçe kendini anımsatmasıydı neticede bu sızı…

… Çünkü bazı sızılar bir defa başladı mı artık geçmiyor, bazı yaralar hiç kapanmıyor. Bazı eller bazı saçları okşamayınca…

… Prensip olarak böbürlenmem; daha ziyade hayıflanmayı bilirim. Varoluşsal hakikatim, derin bir suçluluk duygusuna dayanır…

… Dışarısı çirkinleştikçe bir kaplumbağa gibi kapanmıştım sert kabuklu kendime. Ağırdı kendim, ezilmiştim. Ne kimseyi içeri almış ne çıkarabilmiştim. Mahpus kalmıştım adına emniyet dediğim o müemmen sürgüne. Kendi kendime. Dünyaya karşı uyuşmuştum böyle böyle…

Yorumlar kapatıldı.