0.GÜN

Çok uzun zaman önce, güneşiniz daha doğmamışken yalnızlığa mahkum ettim kendimi. Neden böyle bir karar verdim bilmiyorum. Bunu değiştirebilecek gücüm vardı oysa. Yapmadım. Başlarda hiçbir maddenin ve mananın eksikliğini hissetmedim. Kendi kendime, hem de fazlasıyla yetebiliyordum. İstediğim zaman istediğim yerdeydim. Hesap vereceğim bir annem yoktu mesela sizin gibi. Dizlerinde uyuyacağım bir annem de yoktu. 

Benim bir annem yoktu… 

Olsun istedim…

Ne zaman bu istek düştü içime, işte o zaman ağır gelmeye başladı bu koca boşlukta tek başına olmak.  Çünkü sevilmek diye bir şey düşündüm,  var oldu birden. Ben düşündüğüm için mi var oldu yoksa vardı da ben mi düşündüm bunun farkına varamadım asla. Sonra kimse güvenmedi bana, güvenilsin istedim. Bunca yeteneğimle kimse gurur duymadı, duyulsun…

  Oysa emin olun elimden her iş gelir benim. Herhangi bir konuda benden daha yetenekli birini gördüğünüzü sanmıyorum.

Birden bir çukur açıldı göğsümde. Sonra sevilmek gibi, güvenilmek gibi hiç var olmadığını sandığım diğer bütün noksanlar teker teker atladılar o çukurun içine. Genişlettiler, büyüttüler. Simsiyahtı. Bana hiç yakışmadı. Bütün gövdem karardı. Bağırdım ama kimse duymadı, sesim yankılanmadı bile boşlukta. Düşmüyordum ama bir şeylere tutunmak istedim.  Gövdemdekiler -noksanlarım-  başkaldırdı. Karınları açtı. Duvarlarımı kemirmeye başladılar. Anladım ki bir şeyler yapmam gerek. Bir şeyler yapmalıyım yoksa varlığım son bulacak. Düşüncenin o geri dönülmez, içinden çıkılmaz ormanlarına dalmıştım. Düşmanlarım bana şah damarım kadar yakındı. Bunu çok korkutucu buldum. 

Artık tam değildim, biliyordum ve hiçbir şey eskisi gibi kalamazdı. 

1.GÜN

Bir sorunla karşılaştığım zaman – ki bu çok nadir olur – vaktimin çoğunu problemi nasıl çözeceğimi düşünmeye ayırırım ve kalan azıcık vakitte de çözüveririm. Yine öyle yapmaya karar verdim ve söndürdüm bütün ışıkları.  Bana bütün bunları yaptıran duyguyu düşündüm. Ben en çok ne istiyordum? Neden “anne” diye bir şey beni allak bullak etmişti? Bunu düşündüğüm anda neden noksanlarım ortaya çıkmış ve beni kemirmeye başlamıştı?

Ben bunu düşündüğüm anda sonsuz karanlığın içinde beyaz bir nokta bana doğru koşmaya başladı. Yaklaştıkça büyüdü, öyle ki neredeyse artık siyahtan çok beyaz vardı etrafımda. Yeterince yakınıma geldiğinde birden ufaldı, tam karşımda ise küçücük kaldı. Gözlerini bana çevirmek istedi, yapamadı. Beni görmeyi beceremedi. Yere bakmaya başladı. Karanlıktayken, eğer ulaşırsanız her şeyin düzeleceğini düşündüğünüz o beyaz ışık gibiydi.

Sonra birden gözlerinden kendi gibiler akmaya başladı. Her zerre kendi oldu yanında sıraya geçti. Şimdi karşımda bembeyaz bir orduydular ve uçları bucakları yoktu. Birden en öndeki, ilk beyaz, başını kaldırdı: 

-Efendim, dedi. Sizi seviyorum!

Kelimelerin cismi vardı. Duyduğumdan çok dokundum. Aldım elime, avucumda tuttum. Avucum beyazladı. Yaram geldi aklıma, yarama sürdüm. İçimdekiler korktu önce geri çekildiler. Toplanıp birbirlerine siper ettiler kendilerini. Ama alıştılar, çok çabuk alıştılar. Göğsüme baktım ve sonra tekrar “ilk beyaz”a doğru kaldırdım başımı.  “İlk beyaz” kollarını açtı. Bütün ondan olmalar aynı anda bağırdı:

-Efendim, sizi seviyorum!

Sonsuz ağızdan çıkmış tek bir sesti. “İlk beyaz”ın açık kolları arasında birleşti o ses. Kocaman bir örtü oldu. Aldım hemen o örtüyü, sardım göğsüme. Bağrışlar çıktı içimden, feryatlar, ağlama, inleme sesleri çıktı. 

Ve siyah bir leke çıktı örtünün tam ortasından…

2.GÜN

Anlamadım.

Çukur kapanmalıydı. Gitgide kararan bir örtü kaldı bana. İşte, bütün varlığını bir an bile tereddüt etmeden hükmüme bırakan bir bembeyaz bir evren var karşımda. Daha büyük bir sevgi, daha büyük bir teslimiyet olamaz ki!

Öyleyse neden hala sesler duyuyorum göğsümden? 

Artık gülmeye başladılar. Saatlerdir kemirdikleri vücudumun ikiye ayrılmasına çok az kaldı. Her şeye gücü yeten ben, bununla baş edemiyorum. Bu zamana kadar onları nasıl saklamışım?

 Bitiş çizgisini görünce birden hızlanan koşucular gibi, zaferleri yaklaştıkça daha bir iştahla geçirdiler dişlerini etime. Kopardıkları her parçamı uzun uzun çiğnediler. Her yuttukları parçamda yüzleri birer küçük nokta olmaktan çıktı. Büyüdü. Patlayasıca mideleri de büyüdü tabi ki, böylece daha çok ısırdılar. Onları kelimenin tam manasıyla “besledim”. Öyle bir paradoks ki onları hayatta tutan tek besin kaynakları bendim. Yokluğum onların da sonu olacaktı ve zaten kendi ağızlarıyla yaptıkları da tam olarak buydu.

Yüzleri iyice belirginleşti. Ve gördüm. Karşımda bu zamana kadar savaştığım en güçlü düşman vardı.

Karşımda, ben vardım.

3.GÜN

Yoğunlaş, konsantre ol! 

(İçinde büyüyen bir delik varken bu pek kolay olmasa gerek!)

Bu da neydi? Artık sesleri bu kadar yüksek çıkabiliyor mu? 

(Sana küçük bir sır vereyim; şu anda bacaklarını gövdene bağlayan tek şey bir saç teli kalınlığında.)

Sonumun yaklaştığının farkındaydım. Ama daha yeni aydınlanmıştı ortalık. Sevilmek daha yeni geçmişti aklımdan. “Anne” kelimesi yeni dökülmüştü dudaklarımdan. Bu benim için bile çok hızlı oldu. Düşünmek ve harekete geçmek için çok az zamanım var. 

(Asla eskisi gibi olamayacaksın.)

İşte bu konuda haklısın. Kazansam da kaybetsem de ortaya çıkacak tek ortak sonuç bu. Asla eskisi gibi olmayacağım. Her şeyin başladığı yere dönüp bütün bunları başladığı yerde bitirmeliyim. 

Anne, geliyorum!

4.GÜN

Yalnız olduğumu, sevilmediğimi düşündüğüm anda eksildim. Göğüs kafesimde onu durmadan beslememi isteyen bir canavar belirdi. Ve kaçamayacağım bir ikilem bıraktı kucağıma. Ya onu durdurup, uzun uykusuna geri döndürecektim ya da açlığını bizzat benimle gidermesine izin verecektim.  

Tırnakları çekilirken, oğlunun adını sayıklayan bir annenin sevgisini sundum ona. Bütün “beyaz”lar, bütün ömürlerini yaşadılar gözlerimin önünde ve aldıkları her nefeste sevgilerini verdiler gitgide ben olan o içimdeki canavara. 

Yetmedi.

Kollarım çoktan kopmuştu ve bir gövdem de yoktu artık. Boynumla belimin arasındaki kemik de kopmak üzereydi ve bu da ayakta duramayacağım anlamına geliyordu. Kafam ve bacaklarım arasındaki mesafeyi azaltmak için dizlerimin üstüne çöktüm. Boynumun son kemiği de kırıldıktan sonra kafam gövdemden ayrıldı. 

Yere düşerken gözlerimin gördüğü son şey artık karşımda dimdik duran kazıcıların ayakuçlarıydı…

 Hiçbir şeyin farkında olmadığım zamanlar geldi aklıma. Bir an için bile olsa gerçekten sevilmek istemiştim.

Gerçekten sevilmek!”

Bir dakika, sanırım buldum! Şimdi gelecekteki bütün kahramanlık filmlerine ilham verecek bir ayaklanma zamanı. 

Yok olmama daha birkaç dakika var. Yapabilirim…

5.GÜN

Yalnızlığımın, gerçekten sevildiğim zaman son bulabileceğini düşünmüştüm ve gerçekten sevebilen tek varlıkların da anneler olduğunu. Bir annem olsa gerisi çorap söküğü gibi gelecekti.  Ancak bu mümkün değildi. Benim bir annem olamazdı, doğmadım ve doğurulamam. O yüzden beni annem kadar sevebilecek varlıklar yarattım: “beyaz”ları. Beni sevmeleri için yarattım onları. 

Tam da burada çuvallamışım. 

Onları beni sevmeye mecbur bırakarak en büyük hatayı yapmışım.

Bir şeyi mecbur olduğumuz için sevdiğimizde gerçekten sevmiş olmayız ki!  

Ben bir anneye ihtiyacım olduğunu düşünmüştüm oysa benim özgür bir anneye ihtiyacım vardı. 

Derken bir el tam yere çarpacakken yakaladı beni. Kaldırdı. Diğer elinde de parça parça olmuş gövdemi tutuyordu. İleri doğru bir adım attı. Kolları yay gibi gerildi ve beni, gövdemle birlikte, tam karşımızda şaşkın gözlerle bize bakan o kemirgenlerin üstüne fırlattı. Hepsini birden yere devirdim. Yarattığım canavarları yere serdim. Ama ben de aralarındaydım artık.

Kazıcılar başlarını leş yiyen kargalar gibi bana çevirdiler ve birden tırnaklarını kendi etlerine geçirmeye başladılar. Kopardıkları her parçayı gövdeme dikiyorlardı. 

Noksanlarım kendilerini bana yama yapıyordu.

Çok geçmeden gövdem yerine geldi. Bacaklarım, boynum ve kollarım da yerli yerindeydi. 

Eksiksizdim. 

Üstelik bana onca eziyet eden o et yiyiciler de yoktu ortalıkta. Hepsi gitmişti. Daha doğrusu hepsi geri gelmişti bana. İçime.

Başımı çevirip beni son anda kurtaran eserime baktım. Kısa boylu, kısa saçlı bir kadındı. Yarattığım en güçlü kadındı. 

“Korkma oğlum” dedi. “Yalnız değilsin, ben yanındayım”

“Annen yanında!”

6.GÜN

Tekrar masama oturabildim sonunda. Yalnız da değildim üstelik. Beni benden kurtaran kadın da yanı başımda duruyordu. Maalesef gerçekten bir anne yaratamadım kendime, bu benim için bile mümkün değil. Ancak beni kendi özgür iradesiyle sevebilecek birini yarattım ve o da ancak bir annenin kazanabileceği bir kavgayı kazandı.

Beni sevmek ya da sevmemek… Seçimi o yaptı.

Şimdi bu seçim hakkını tanıdığım sayısız şeffaf ruh karşımda duruyor. Hepsinin gözlerine aynı anda bakabiliyorum. Siyah değiller, beyaz da değiller. Her biri kendi renklerine sahip olabilmek için sıralarını bekliyorlar. İstedikleri kararları rahatça verirken canları sıkılmasın diye küçük bir evren de yaptım onlara ve bu savaşımı hatırlasınlar diye bir çukur bıraktım gövdelerinin ortasına.

Hepinizde olan bir çukur.

Onlar benim bir annem olamayacağı için varlar.

Siz benim bir annem olamayacağı için varsınız.

Latest posts by Emirhan Ayhan (see all)