İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Chunking Exspress Film İncelemesi

“California Dreamin, on such a winter’s day” 

Mamas and the Papas 

Asya sineması benim için her zaman tapılası güzellikte bir film sektörü olmuştur. Özellikle Kore ve Hong Kong yapımı olan herhangi bir filmi seçtiğiniz ve izlediğiniz zaman sizi memnun etmeme şansı yoktur. Hatta öyle bir sektör düşünün ki son üç yılda özellikle uluslararası alanda rüştünü ispat etmeye tam anlamıyla başladı. 2019 yılında en iyi yabancı film adayı olan “Arakçılar”, 2020 yılında bütün önemli ödüllere ambargo koyan Bong Joon Ho ve onun filmi olan “Parasite”, 2021 yılında ise en iyi yönetmen ödülü alan ve bu alanda ödülü kazanan ilk Asyalı kadın yönetmen olan Chloe Zhao gibi elimizde somut veriler var. Yani sevgili dostlarım artık bu Oscar denen içinde türlü oyunların geçtiği sektöre Asya kıtası da, “Varım,” diyor.  

Wong Kar Wai Asya sektöründe benim en sevdiğim yönetmenlerden birisidir. Gerek sosyal hayattaki tarzı gerek bu tarzını filmlerine iyi yansıtması gerekse sinematografik açıdan adeta izleyeni mest eden bir yanı var Sevgili Wai Bey’in. Tabii ki Wong Kar Wai denilince akıllara herkesin son yüzyılın en iyi aşk filmlerinden biri olan “In The Mood Foor Love” gelse de bugün o filmin her zaman bir sıra arkasında bulunan “Chunking Express”e bakacağız.   

Chunking Express, Wong Kar Wai’nin sanrılı geçirdiği dönemi bir anlatan filmdir aslında. Küçük yaşlarda Hong Kong’a gelerek yeni bir hayat sürme gayesinde olan ailesinin baskıları sonucu buraya alışmak zorundadır Kar Wai. Kariyerinde bir çıkış bir tutunma arzusu isteyen yönetmenimiz bu süreçte sabahları senaryosunu yazıp geceleri eline aldığı kamerası ile başlamış filmi çekmeye. Zaten iç yansımanın ürünü olduğu o kadar belli ki film. Sürekli senaryo bölümlerinde “Gece- İç”, “Gece-Dış” yazdığını filmden gayet net anlıyoruz. Peki bu film Wong Kar Wai’ nin karamsar hayatına nasıl yansımıştır diye soracak olursak? İlk ödülünü getiriyor sevgili yönetmenimize. 1995 Hong Kong Film Ödüllerinde “en iyi yönetmen” ödülünü kucaklarken film ise “en iyi film” adaylığı alıyor. Artık bu süreçten sonra sanki tanrı bütün yollarını açmış gibi 1998 yılında “Happy Together” filmi Cannes’de yönetmen ödülü, 2001 yılında ise canımın köşesi ciğerimin parçası olan In The Mood For Love ile ününe ün katıyor. 

‘’Bazen aşkta çok talihsiziz. Ben böyle olduğumda koşarım. Koştuğum zaman vücudun su kaybediyor geriye gözyaşları için su kalmaz’’

Film aslında iki bölümden oluşuyor. İlk otuz beş dakika Polis Memuru 223 ve onun çerçevesinden anlatılıyor. Açılış sekansı ise bana göre Bong Kar Wai’nin Hong Kong yansıması olarak tanımlayabiliriz. O zamanlar Hong Kong adeta bir mülteci ve istihdam yeri olarak görülüyor. Pakistanlı, Afganistanlı, Taylandlı, Japonlar ve birkaç millet adeta Hong Kong’u mesken tutmuşlar o zamanlar. Yönetmenimiz ise çocukluğundan beri orada olduğu için bu milletleri filmine yansıtmak istemiş. Ama öyle normal bir şekilde değil. Hepsine ağır çekimle ve sadece vesikalık bir şekilde odaklanarak, hepsinin gözlerinin içine bakarak yansıtıyor bizlere yönetmen. Tabii ki bu sırada ilk yarının önemli karakteri Gözlüklü Esrarengiz Kadın filmin açılış sekansında kendini tanıtıyor. Belli ki önemli bir karakter olacağı gözümüze parmak tutularak verilmeye çalışılıyor. Diğer karakterimiz Polis Memuru 223, sevgilisinden yeni ayrılmıştır. Bu durumun acısını atlamayan takıntıları olan ve aslında her kurduğu cümlelerin hepsi adeta bir aforizma. Kendince değişik takıntıları olan birisi ayrıca. Sevgilisi tarafından 1 Nisan’da terk edilen karakter doğum günü olan 1 Mayıs’ta son kullanma tarihi biten konserve ananas alıyor sürekli. Ona göre, “Bir ay içinde biri dönmezse onu çoktan unutmuştur,” diyerek böyle ayrılık acısını bastırıyor. Bu duruma çok üzülen memur ayrıca ağlamak için sürekli koşuyor. “Bazen aşkta çok talihsiziz. Ben böyle olduğumda koşarım. Koştuğum zaman vücudun su kaybediyor geriye gözyaşları için su kalmaz,” diyerek sürekli akşamüstleri koşuyor karakter. Vee müzik bir filmin olmazsa olmazı her zaman. Burada bize sürekli dinletilen müzik ise Jamaikalı reggae sanatçısı Dennis Brown’ın “Things in Life” şarkısı. Yani ilk yarının özeti “There are bad times and good times too.” Gözlüklü Kadın ve Polis Memuru 223’ün tesadüfen karşılaşması sonucu oluşan bambaşka hayatlar ve filmin diğer bölümle bağlantısı kısmında ilk bölüm gol pası veren asist kralı gibi bir bölümdü. 

^^There are bad times and good times too^^

İkinci bölüm ise diğer bölüme göre uzunluğu daha fazla. Ama başlangıcı insanı efsunlamak için birebir. California Dreamin’in giriş elektro gitarı ile böyle güzel bir başlangıç sekansı olamaz. İzlerken insanı tekrar dik bir şekilde oturmaya yönlendiriyor, birisiyle izliyorsanıza birbirinize bakmanızı sağlıyor. Öyle güzel bir giriş. Buradaki karakterler ise Polis Memuru 633 ile hergün şef salatası yediği yerde çalışan saf ve çocuk ruhlu Faye arasında geçiyor. Buradaki memuruz da bir terk edilme bunalımında. Hostes olan sevgilisinden ayrıldıktan sonra adeta evdeki eşyalarla konuşarak eski sevgilisinin geldiğini düşünerek sohbet ediyor. Geçmiş geçmeyebiliyor çoğu insanlar için özellikle yalnız yaşayan insanlar için geçmiş ceplerinden çıkan bir bozuk para gibi sürekli yanlarında. İşte buradaki polis memurumuzda evinden bir eşya dahi değiştirmeyen ve onlara büyük saygı duyan birisi. Evinin su basmasını bile “ayrılık gözyaşı” olarak değerlendiren ruhu olmayan şeylere ruh katıyor. Faye ise Polis Memuru 633’ü gördüğü anda ona belli etmeden hayran olan ama ruhu bir çocuktan daha özgür olan birisi. Sürekli CD çalarından California Dreamin şarkısını yüksek sesle dinliyor. Ona göre “düşünmeyi engelliyor yüksek ses”. Bir gün eski sevgilisi polis memurunun ev anahtarını ve ona bir mektup yazarak her zaman yemek yediği ve Faye’nin de çalıştığı büfeye zarf yollar. Fakat artık Faye’nin o minimal bakış açısına giriyoruz bu saatten sonra. Her gün eve gizlice girip eskiyen eşyaları gizlice yenileri ile değiştiriyor. Evi kasvet ortamından daha canlandırıcı bir yer haline getiriyor. Tabii bunları yaparken bizi de değiştiriyor Faye ve polis memurunu da.Hatta bir sahnede polis memurunun uyuyamadığını söylemesi üzerine “Uyuyamıyorsan su iç,” repliği geçiyor. Bu replikten 5 dakika sonra Faye eve geldiğinde su şişesinin içine uyku ilacı katması ile tebessüm manyağı oluyoruz adeta.  

Burada ise sürekli bizi bırakmayan başka bir karakter ise California Dreamin şarkısı. Adeta 3. bir karakter gibi her sahnede varlığını hissettirip duydukça mutluluk hormonu salgılıyor bünyemize adeta.  

Benim izlerken çok keyif aldığım bir film kendisi. Ayrıca sözlerimi bitirirken şuraya bırakacağım şarkı ile gününüz güzel geçsin diliyorum  

Sezer Sezgin
Latest posts by Sezer Sezgin (see all)

Yorumlar kapatıldı.