2019 yılında okuduğum en iyi üç kitaptan birisi kesinlikle “Ben Ozzy”dir. Kitabı okurken Ozzy’nin hala nasıl hayatta olduğuna şaşırıyorum. Sınırları zorlamanın ötesinde sınırları zorlamak, akla hayale gelmeyecek şeyleri yapıp, aynı şekilde bunlara maruz kalmak. Akıl ve mantığın birleştiği noktada Ozzy Osbourne’a ulaşamamak. Mantıksız ne varsa, evet kesinlikle orada bir şeyler olmuş ve taşın altından o çıkmış.

Geçen aylarda Mutley Cure belgeselini izlerken, bir bölümde Ozzy canlandırılmıştı. Tabii ben bunu belgeselde izleyince abartısı vardır demiştim, kendi ağzından okuyunca şüphem kalmadı. Bana deseler ki dünyanın en değişik, en saçma sapan işlere bulaşan grubu hangisidir, ne kilise yakanları, ne vandallık yapanları işaret ederim. Net olarak bir numaraya Mutley Cure’ü yazarım. Belgeseli izlediğimde tekrar anlamıştım, insanların bir sınırı yok. Hele ki sonsuz bir güç verilirse hiç yok. Bu güç tabii ki para.

Şimdi biraz geçmişe dönelim ve ben metal müzikle nasıl tanıştım onu anlatayım. Daha sonra kitaba gireceğim ama birkaç anıdan ne zarar gelebilir?

Abim benden 10 yaş büyük. Onun döneminde metal müzik yeni yeni ülkemizde ortaya çıkıyordu. Tabii ki dünya bu müzik türünü çoktan öğrenmişti ama ülkemiz yeni yeni alışıyordu. Bizimkiler daha çok Anadolu Rockçıydı… Özellikle 60’ların etkisi sonraki yıllarda hissedilmişti ülkemizde. 60’lar deyince aklınıza Beatles gelmesi gerekir, hem İngiltere hem de Amerika’nın, sonrasında ise dünyanın hayata bakışını değiştirmişlerdir desek yalan olmaz. Yarattıkları histerik dalga hala son bulmuş değildir.

İlk okul zamanlarım. Beşinci sınıfa gidiyorum. Abimin kendi yaptığı bir müzik seti var. Amfisi ayrı, kaset çaları ayrı, hoparlörler ayrı. Setin üzerinde Slayer, Metallica, Nirvana, Iron Maiden gibi grupların adlarının yazdığı yamalar var, yapıştırılmış. Hepsi özenle kesilmiş ve yerleştirilmiş. O amfi o kadar kuvvetliydi ki, hoparlörlerden çıkan ses 10 bloklu siteyi inletirdi. Pencere her zaman açıktır ve dışarıdaysanız bedava konsere hoş gelmişsinizdir.

Arada sırada kurcaladığım için, denk gelen kaseti dinlerdim. Bir gün doldurulmuş bir kaset gördüm ve teybe taktım. Üzerinde elle yazılmış grup adları vardı. Neyse kim bilir kimlerdir, ne bileyim ben, taktım, oynat tuşuna bastım, ses çıkmadı. Sağına soluna baktım, on/off yazan tuşu gördüm. Resmen bir rüzgar sesle birlikte esti, kafayı yiyecektim. Hızlıca durdurdum, hoparlörün sesini kıstım, tekrar oynata bastım. İlk olarak kimi dinledim, ne dinledim hatırlamıyorum, tek hatırladığım şey Nirvana adıydı. Daha sonra bunu ara sıra yapmaya başladım ama azar azar dinliyordum. Ancak bu uzun sürmedi, çocuğum sonuçta, dışarıda top koşturmam, Atari oynamam ve canım ne isterse onu yapmam gerekiyordu. Sabah evden çıkar, gece dönerdim. Bizim çocukluğumuz online değil, yan yana arkadaşlarımızla oyun oynayarak geçti. Atari’nin çok sağlam bir modeli vardı ve oyunlarım çok güzeldi. Arkadaşlarımla eve gelir ve oynardık. Saatlerce oynardık, isterseniz 4k isterseniz 8k görüntüyü önüme getirin, ben o 8 bitlik müzik eşliğinde, çözünürlüğü berbat diyeceğiniz oyunları seçerim. Tadı ayrıdır!

Neyse, o dönem o şekilde geçti. Tabii ben yavaş yavaş başta Türkçe olmak üzere Rock müzik dinlemeye başladım. Bunların içinde Barış Manço, Cem Karaca (o adamın şapkasından korkardım, niye bilmiyorum ama korkunç gelirdi o zamanlar. Dinlerdim ama izlemezdim.) Erkin Koray, daha sonra müzik türü seçmiyorsun tabii, o düşüncede değilsin çünkü, Grup Vitamin, Ayna, Haluk Levent, Özlem Tekin, Yaşar Kurt, Kıraç ( o zamanlar TRT’de askerlere çalıyordu galiba.) MFÖ, Haramiler, Bulutsuzluk Özlemi, Athena, Üç Hürel… Bunların içinde adını hatırlamadığım birçok saçma sapan isimde vardır. Çoğunun kaseti evimizde vardı, artık yoklar annem atmış, üzücü… Kurban çok değişik gelirdi mesela. Pop müzikten Gülben Ergen bile dinlemiş olabilirim, ne var bunda önümüze gelmiş, çocuğuz ve sürekli ekranda Hülya ile o var, Televole dönemleri. Kim Bunlar diye bir grup vardı. Süheyl ve Behzat Uygur’un o değişik programına çıkmışlardı, ertesi gün abimlere kasetlerini aldırdım. Kaç defa dinledim bilmiyorum. Dağlar Kızı Reyhan’ı coverlamışlardı çok güzeldi bence. Diğer parçaları da güzeldi.

Dağlar Kızı Reyhan demişken, Black Sabbath – N.I.B parçasının kırkıncı saniyesinden sonrasına bakarsanız, Dağlar Kızı Reyhan’a ulaşabilirsiniz. Kim kimden yürütmüştür, az buçuk tahmin edersiniz bence. Dinleyin, şaka yapmadığımı anlarsınız. https://www.youtube.com/watch?v=vwLQw_95hX0
Şaşıran çok insan olduğunu biliyorum ama ben bunu yıllar önce kendim dinlerken fark ettiğim için mutluyum. En azından günlük saçmalıkların komiklik olsun diye paylaşıldığı saçma bir tweetten öğrenmedim.

Abimler demişken… O zamanlar sanırım Metallica’nın beyaz tişörtü moda ettiği zamanlar. Ben yanlış hatırlamıyorsam, Load ya da Reload albümü olmalı. Siyahları kaldırıp, beyazlara geçmişlerdi. Bir nevi değişiklik sanırım. Abimlerde yırtık jean pantolonlar, kendilerinin bizzat aldığı ve pantolona işlediği yamalar, kolları yırtılıp yelek haline getirilmiş kot ceketler, arkasında kocaman bir Guns’N Roses amblemi, her yerde grup yamaları. Bu tür şeylere bugün kolayca ulaşabilirsiniz ama o zamanlar ulaşamazdınız. Kendiniz yapmanız ve hayal gücünüzü kullanmanız gerekirdi. Baskılı tişört istiyorsan, gidip bastırırdın. Bunlar için mekanlar vardı ve her yerde ütü vardı, çok iyi hatırlıyorum. İstediğin yamayı tişörte basıyorlardı. Her şey el yapımı olduğu için, şimdiki dandik işlerden değildi, baskı öyle çabucak gitmezdi. Yıllarca o baskı yerinde dururdu. Ayakkabı seçimi domuz burnu çizmeler. Kovboy botu da diyebiliriz. Tabii ki her yeri metal işlemeli. El yapımı. Yaşadığımız yerde bunları yapan beş kişiydiler, onlarda zaten arkadaştı. Birlikte kavga eder, birlikte müzik dinler, birlikte gezerlerdi.

O zamanlar Kadıköy bir numaraydı metalciler için. Özellikle Akmar baya bir ünlenmişti. Basında sürekli satanistler olarak lanse ediliyor ve kedi kestikleri sanılıyordu. Halbuki zır cahil medya ile zır cahil toplumun saçmalamasından ibaretti. Günümüzde dahi ülkemizde satanist olduğunu iddia eden falan varsa hayal görüyor, ya da hayalden çıkamamış bir şeyleri taklit etmeye çalışıyordur. O zamanlar böyle bir şey yoktu, tamamen özentilerin yaptığı birkaç saçmalığa ulaşırsınız o kadar. Polis toplayıp götürürdü bunları, sonra konuya hakim olmadıkları için ertesi gün serbest bırakılırlardı. Sadece getirdikleri için tutarlardı o kadar.

Kısacası daha da uzatmayayım anıları. Yıllar geçtikçe metal müzikle aram çok iyi oldu, rock değil metal müzik. Daha sonra bütün hepsini dinlemeye başladım, sonra İskandinav grupları keşfettim. Özellikle Türkiye’nin en büyük mp3 forumlarında yöneticilik yaptığım sıralarda, keşfedip paylaştığımız grubun ve şarkının haddi hesabı yoktu. Bulurduk, yüklerdik, paylaşırdık. Binlerce kişiye ulaşırdı bu müzikler, çok keyif aldığım dönemlerdi. Ne YouTube, ne Spotify var. Paylaşım yeri Upload ettiğin sitelerdi. Winamp üzerinden radyo yayını da yaptım. Mirc bilmez çoğu insan, oradaki insanlara radyo yayını yapıyordum. Bu yayınları yaparken 56K modem vardı, sonra hayatımıza ADSL girdi, 128 Mb, sonrasında 256Mb hızları. O zamanlar çok önemliydi ve siteler bu hızları kaldırıyordu. Teknolojiyi sonradan görmedim, onunla birlikte büyüdüm. Her aşamasına tanıklık ediyorduk. Bir şeyin içine düşmedik yani. Teknolojinin globalleşmesine bizzat tanıklık ettiğim bir yaşa sahibim ve çok mutluyum. Yani bizler yaşadık, şimdi ise ne olduğunu bilmedikleri şeyleri sadece üretiliyor diye kullanıyor insanlar. Halbuki, neyse konuyu dağıtmayalım.

Metal müzik arşivim terabaytları aşmış durumda şu an. Hiçbir zaman vazgeçmedim. Abimler ise tabii ki uzaklaştı bu müzik türünden. Daha çok türküye yöneldi diyebilirim. Çok iyi bağlama çalar. Lakin bana gitar çalmayı öğretmemiş olması çok saçmadır, bu bana mantıksız gelir. Neden öğretmezsin. İstemiyor değildim, istiyordum. Ama her zaman daha önemli işleri olur değil mi abilerin? Birçok yerde çalıyorlardı güzel şeylerdi. Tabii sonradan kendim öğrendim.

Günümüze kadar geldim, çok iyi gruplar ve müzikler keşfettim. Sadece Metal müzikle kalmadım tabii ki. Türkçe çok dinlemiyorum, nedeni 80’ler sound dediğimiz şeyi çok sevmem ve ondan ayrılamamamdır. İşim olmaz o saçmalıklarla. Pop zaten dinlemiyorum. Lakin Beatles’ın pop mu rock mı yaptığını anlamadığınız şeyi önceden severdim, şimdi daha çok seviyorum…

Beatles demişken, Ozzy’nin esin kaynağıdır.

Kitaba gelirsek, attığım başlığın hakkını fazlasıyla veriyor. Hem bu müziği seven hem de biyografi okumayı seven biri olarak diyeceğim şu ki, elimden bırakmak istemedim. O kadar harika bir kitaptı. Ozzy’den böyle bir şey nasıl çıkmış bilmiyorum lakin, çok güzel bir iş çıkmış. Kendisinin de inanmıyor olduğunu düşünüyorum.

Beatles gibi bir geçmişe sahip aslında… Günde 12 saat sırf eğlendikleri için kulüplerde çalıyorlardı. Black Sabbath ile dünyaya merhaba dediler. Çok sağlam bir ekip aslında. Tony Iommi gibi bir insana sahipler. Şu an bir video açsanız, kameranın Tony’nin parmaklarına odaklandığını ve o parmaklarda bir gariplik olduğunu görürsünüz. Bir kaza eseri orta ve yanındaki parmak eziliyor ve kopuyor. Hem doktorların dediği hem de mantıken gözüken müzik hayatının bitmiş olduğu. O parmaklar olmadan nasıl çalabilir ki? Adam vazgeçmiyor ve dünyanın en iyi gitaristlerinden birisi şu an. Parmaklarının ucuna bir şey geçiriyor ve denemeye başlıyor. Kendi stilini de böylece ortaya çıkarıyor. Gitarın klavyesinde öyle güzel çalışıyor ki o parmaklar, dünyanın en güzel riffleri çıkıyor o parmaklardan.

Ozzy’nin hala nasıl yaşıyor olduğu hakkında bir fikrim yok.

Seks, uyuşturucu, alkol, daha çok uyuşturucu, daha çok alkol, daha fazla ot, daha fazla hap, günde 4 şişe viski, litrelerce bira, kilolarca ot… Ayık olduğu zaman dilimi yok, hep kafalar güzel. Nerede uyuduğun ve uyandığın konusunda fikrinin olmaması nasıl bir duygudur mesela? Bir barda içerken, otobanda uyanmak mesela?

Ozzy’nin ve yanındakilerin başına gelenleri büyük bir keyifle ve dehşetle, aynı zamanda kahkaha ile okudum. Tur otobüsü düşünün, bir uçak kanadıyla yarısını biçiyor ve grubundan iki kişi ölüyor. Elinde dolu bir tüfekle duvardan atlıyorsun ve tüfek yere düşünce ateşliyor kendisini, 1 cm’le hayatta kalıyorsunuz? O kadar çok anı var ki, hangi birini anlatayım? Kitabı bırakmaya kıyamadım. O kadar keyif aldım.

Beatles’ın Kara Plak’tan çıkan biyografisi de muazzamdı resmen yaşamıştım Beatles’ı. Hem tek onaylı biyografiydi, hem de grupla beraber yazılmıştı. Ozzy’nin yaptığı iş cidden muazzam, harika bir kitap. Yapılan o kadar kötü şey var ki, insan okuyunca içeceği bir şişe biraya bile şüpheyle yaklaşıyor. Hala nasıl yaşıyor çok ilginç… Cidden o vücut onca şeyi nasıl kaldırıyor.

Ozzy’nin hem eski hem de yeni görüntülerine bakarsanız, bir ürkek, utangaç tavrı vardır. Şarkısını söylerken bile tedirgindir. Adam normalde pek cesaret abidesi değil, hem de hiç değil.

Grup üyeleri de kitabın içerisinde geçen gruplar ya da kişiler benim için harika bir keyif yaşamama neden oldu. Gerçekten dinlediğim müziği tekrardan yaşadım. Fazlasıyla metal gruplarının belgeselini izlediğim için, çoğu görüntü gözümde canlanıyordu.

Tabii ki müzik listem olmadan okumadım. En çok dinlediğim ne Ozzy ne Black Sabbath’tı… Axel Rudi Pell’den başkası değildi. Hiç bıkmadan dinlerim, sololar, vokali… Muazzam, muazzam…! Kitaba resmen ruh verdi… Metal müzik dinleyip, Axel ile tanışmayan metal müzik dinleyicisini yadırgarım açıkçası, bilmediği için değil aslında, çok şey kaçırdığı için…

Kitabı şiddetle öneriyorum. İçeriğinde geçen küfür ve şiddetli anılar nedeniyle küçük okurlara sert gelebilir. Ama kaçırılmayacak bir lezzet. Bu pastadan dilim almayın, pastayı alıp bir köşeye geçin ve yemeye başlayın. Sadece son dilimi bir başkasına bırakın ki, kendi pastasını alması için fırsatı olsun. Tadına doyamadığı için yeni bir pasta alsın…

Sadece belirli yazarları okuyan okurları pek tutmuyorum. Kitabın ruhuna aykırı davrandıklarını ve çeşitliliğin içinde bir kısır döngüde kitaplar okuduklarını düşünüyorum. Bu anlamsız ve fazlasıyla zayıf bir tercih. Damak tadı tabii ki herkesin farklıdır ama bir yemeği yemeden tadının kötü olduğunu düşünmek mantığa aykırıdır.

Mutlaka alın okuyun, ikinci kitabı Ben Dr. Ozzy’i okuyacağım yakın zamanda, çünkü kopamadım… Çıkmak istemiyorum Ozzy’nin dünyasından, beni bağladı ve esir aldı. Bağımlısı olmanız muhtemel bir durum…

Kitabın puanına gelecek olursak… On üzerinden bir milyon!

Daha önce okuduğum şu özel kitapları da mutlaka okuyun;

Jimi Hendrix – Sıfırdan Başlamak (Benim Hikayem)
Patti Smith – Çoluk Çocuk
Hunter Davies – The Beatles
Christopher John Farley – Efsanenin Doğuşu – Bob Marley

Müzikle ve kitapla kalın, ikisi de sizi hayatta tutar, sağlıcakla.

Latest posts by Murat Çepni (see all)