Yazar: 19:40 Öykü

Bir Yaz Akşamı

Serin bir yaz akşamı bahçenin geniş avlusunda oturuyorduk. Kimse konuşmuyordu, herkes kendi düşüncelerine dalmıştı. Rüzgâr ağaçların yapraklarını hışırdattı. Üstümdeki hırkaya iyice sarındım. Bahçeye, karanlıkta belli belirsiz seçilebilen meyve ağaçlarına doğru baktım. Toprak gecenin karanlığında nedense korkutuyordu beni. Gündüz olduğu gibi sıcak, verimli ve cömert değildi. Evet, üstünde ağaçlar yine usulca duruyordu ama toprak şimdi soğuk, karanlık ve bilinmezdi. Gündüz bir uçtan bir uca koşturup durduğum bahçeye bu gece sessizliğinde adımımı bile atamazdım. Bırakalım ağaçlar dinlensin, diye düşündüm. Toprak dinlensin, yine güzel ve sıcak yüzüyle karşılasın sabah beni.

Avluya giren bir araba sesi beni düşüncelerimden sıyırdı. Yine misafir vardı. Ne zaman sakin ve serin bir yaz gecesi, bu avluda tasasızca oturup kafamın içinde kaybolacak olsam bir misafir gelirdi. Misafirin gelişi benim dışımda herkesi sevindirmişe benziyordu. Babamın amcaoğluydu gelen. Neşeli, hoşsohbet, kurnaz ve gözlerinde her an çıkarcı ve kaygan bakışlar yakalanabilecek, toprakla çok uğraşan insanlarda görülen koyu kavruk tenli, uzun, ince bir adamdı. Herhalde en az elli yaşında vardı. Ama ailenin diğer üyelerinden küçük olduğundan, babama gösterdiği saygıdan, sanki benden bile küçükmüş gibi gelirdi. Kendimi ondan büyük hisseder ve yaşça mı konum olarak mı bu büyüklüğü hissettiğimi düşündükçe kibrimden kaynaklanan bir suçluluk duyardım.

Bu gece de köydeki insanları, bütün gün güneşin altında çalışıp durduğu bahçesini ve ailedeki çok çeşitli haksızlıkları anlatıp bizi eğlendiriyordu.

“Hepsini sattın kavunların öyle mi?”, diye sordu babam.

“Sattım abi. Şükür bu sene alıcı çoktu. Ama benim kavunlar da başka kavuna benzemez. Bal gibi tatlı.”

“Bize de getirseydin ya birkaç tane.”

“Hiç kalmadı ki yoksa getirmez miyim? Abime götürürüm ayır demiştim Hatice’ye ama işten güçten akıl mı kaldı bizde.”

“Neyse ziyanı yok. Seneye yeriz.”

Yiyemediğimiz kavunların tadını, onlara nasıl bakıp büyüttüğünü, bahçesindeki toprağın güzelliğini, bu seneki alıcıların nasıl düşük fiyat vermek istediklerini ama kimseye emeğini çiğnetmeyeceğini uzun uzun anlattı. Sonra daha eğlenceli konulara geçildi, derken amcaoğlu köyde uyanıklığıyla bilinen bir adamın hikayesini anlatmaya başladı. Rüzgâr dinmişti, çay sıcaktı ve ısınmanın ve bastıran uykunun rehavetiyle bana masal gibi gelen bu hikâyeyi dinlemeye başladım.

“Kimlerdendi o ben çıkaramadım?”

“Uzun Hasan derler abi. Bakkal Salih yok mu onun dedesi oluyor.”

“Ha, bildim.”

“Neyse işte bu Hasan’a babasından tarla düşmüş. Ama tarlanın diğer tarafı da başkasının. Tarlanın yanında sıra sıra kavak ağaçları varmış. Hasan adamı getirmiş ağaçların yanına. “Bak,” demiş. “şu ağacın tepesine karga yuva yapmış, gördün mü?” Gerçekten de ağaçlardan birinde karga yuvası varmış. “Buna göre anlarız kendi tarlamızı. Bu ağaçtan sonrası senin, öncesi benim.” Adamın aklına yatmış, kabul etmiş. Ertesi gün adam tarlasına gelmiş, tarla küçük. Olacak iş değil ya, gitmiş ağaçların yanına karga yuvasına bakmış. Yuva yerinde. “Hasan,” demiş “ben bu işten huylandım ama senin dediğin gibi olsun.”. Meğer Uzun Hasan gece gizlice tarlaya gelmiş, ağaca tırmanmış, karga yuvasını ta ötedeki ağaca taşımış. Kimin aklına gelir böylesi?”

Herkes kahkahalarla gülmeye başladı. İnsanların yaptıkları küçük kurnazlıklar, açgözlülükler olayın bir tarafı olduğumuzda ne kadar zorumuza gidiyorsa, aynı olay başkalarının başından geçen bir masal gibi anlatıldığında o kadar komik oluyordu. Biraz daha toprak alabilmek için gece yarısı karga yuvasının yerini değiştiren adamlar vardı ve artık tarla sahipleri toprağın altında oldukları için, tarla yine aynı yerde yeni sahipleri tarafından başkaca şekillerde bölündüğü için, biz toprağın üstündekiler geçmişi anlatıp şen kahkahalar atabiliyorduk.

Saat iyice ilerlemişti. Amcaoğlu kalktı, annem ona bahçeden topladığı bir kova şeftaliyi getirdi. Amcaoğlu arabasına giderken ben de oturmaktan uyuşan bacaklarımı açmak için onun peşi sıra avluda yürüdüm. Hava açıktı, gökyüzü yıldız doluydu. Amcaoğlu şeftalileri koymak için arabasının bagajını açtı. Bagajda sıralı kavunları kenara itip şeftali kovasını yerleştirdi. Arabasına binip gitti.

Bahçeye, karanlığa doğru baktım, yine içim sıkılır gibi oldu. Başımı yeniden yıldızlara çevirdim.

Editör: Gizem Bozkurt

Tuğba Bozkurt
Latest posts by Tuğba Bozkurt (see all)
Visited 11 times, 1 visit(s) today
Close