İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Bir Varmış Bir Yokmuş”lu Masalların En Güzelisin Arkadaş!

Bir Arkadaş’la tanıştıracağım sizi; öylesine naif, öylesine kırılgan, ölürcesine yorgun…

Bursa’da 8 Ocak 1948 yılında Selanik göçmeni işçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi Arkadaş. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. TRT’nin Ankara bürolarında çalıştı ve çeşitli dergilerde yazı ve şiirleri yayımlandı. Bu yazı ve şiirleri bir kitap haline getirip bastıracaktı, ancak bir sabah her şey yarım kaldı.

Bir yarım kalmışlığın, yarım bırakmışlığın öyküsü; Arkadaş Zekai Özger…

Bir varmışsın, hem de çok güzel varmışsın, en güzel sen… Bir de bakmışlar ki bir sokak ortasında cansız yatıyorsun, artık yoksun.

Sene: 1971

Yer:  Sosyal Bilgiler Fakültesi / Ankara

Olay: Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası

Gencecik delikanlıların memleketinden, annesinin dizinden, sıcacık aşından, babasının gölgesinden uzakta kimi zaman aç, kimi zaman parasız, kimi zaman ütüsüz gömlekle günlerini geçirdikleri bir yurt. Ve ODTÜ ile Hacettepe’nin ardından Sosyal Bilgiler Fakültesi’ne polisler tarafından yapılan bir baskın. Bir tarafta 300 taze fidan diğer bir tarafta sakalsız oğlan demeden, ince oğlan demeden, sarı oğlan demeden hele biri var ki şiirleriyle bizi delik deşik edecek oğlan demeden; vurmuşlar Allah vurmuşlar. Öyle vurmuşlar ki, silahsız sopasız ancak 8 saat dayanabilmiş zavallı çocuklar. O da yetmezmiş gibi bir de alındıkları gözaltında maruz kalırlar aynı işkenceye. Tüm bu yaşananlar şöyle yansır Arkadaş’ımızın kalemine:

“biz üçyüz yurtseverdik
bir gün sularken çiçeklerimizi
üçbin kişilik düşman ordusu
ve onun paralı sivil askerleri
saldırdılar yurdumuza”

Yaşadıklarını yansıtmıştır şiirlerine. Neredeyse her bir dizesi bir yaşanmışlığa ithafendir. Bir de yaşayamadıkları vardır tabi, bazı yaşanmışlıkların etkisiyle. En çok da o baskında vurulan darbelerin tesiriyle.. Bir polis ne kadar acımasız, ne kadar insafsız olabilir? Söyleyeyim ben size, sakalsız bir oğlanın kız kardeşine şunu diyebileceği kadar:

“Biliyor musun, bir gün dayanılmayacak kadar ağrıyor. Sanki kafamın içi sallanıyor, boşalıyor gibi. Acaba kötü bir şey mi var?

Böyle işte, bazı büyük baş ağrıları yazdırmıştır ona en güzel şiirlerini. Hüzün işlemiştir her bir şiirinin içine, kelimelerinden hüzün damlar insanın yüreğine. Hüznü hüznünüze bulaşır sessizce.

“Hüznü hüzün besler yalnızca 
Merhaba…”

Dizelerinde bir merhaba ile karşılık verip devam edersiniz o naiflikle yazılmış satırlarına. Ondan uzaklaşmak mümkün olmaz bir kere tanışmışsanız dizeleriyle. İnce ruhludur, ince düşüncelidir, yüreklere işleyendir. Şiirleriyle yürekleri delip geçendir.

“çocuğum, 
üşütme yüreğini 
şimdi hüzün mevsimidir 
-bütün şiirleri gezen-“

Hele ki ağzından çıkan bir kelime vardır ki kimse onun kadar güzel telaffuz edemez o kelimeyi: Anne. 

Annesiyle konuşur dizelerinde; ona yanar, ona yakınır. Dedim ya ince adamdır. Bir gün arkadaşı Sina Akyol, DOST Dergisine bir şiir göndermiştir, içinde “ana” kelimesi geçer. Arkadaş onu düzeltir ve “Anne” olarak değiştirir. Akyol neden böyle yaptığını sorar ona. “Lafın ‘anne’ gibi incelikli söylenmişi varken, “ana” gibi kalınlıklı söylenmişi olmaz olsun!” diye cevap verecektir Sevgili Arkadaş’ımız. Akyol kızamaz ona ve hatta şöyle söyler onun için: “Daha bir ince, daha farklı söylerdi bu sözcüğü.”

Annesine ve evine hasretini şöyle ifade eder:

“ben doğma büyüme evciyim göç benim harcım değil
hasret bana çabuk dokunur yalnızken karanlıktan
korkarım
mesela mevsim kışsa yağmur yağıyorsa
mesela annem de yoksa yanımda
mesela, şimşek de çakıyorsa ben çok korkarım ağlarım.”

Yine 69 yılında yazdığı Hüzün Mevsimi adlı şiirinde beni derinden etkileyen bir kaç dize vardır ki okuduğumdan beri etkisinden kurtulamadım:

“yalnızlığımdan yalnızlığım yalnız
-ana bana bir hal oldu. hep böyle titriyorum
ana çok üşüyorum, ıhlamur ısıt bana
yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
ben sevgiye hasretim, sevgi uzakta”

Öyle bir Arkadaş ki, farklıdır gerçekten. Kafasına estiği, canı istediği gibidir; adını bile kendisi üflemiştir kulağına. Bir gün arkadaşının evine gider, kapıyı arkadaşının annesi açar ve oğlunun evde olmadığı, adını söylerse kendisine eve geldiğinde haber verebileceğini söyler. Arkadaş cevap verir: “Arkadaş.” Annesi: “Tamam oğlum anladım arkadaşısın da ismin ne?” Arkadaş yine aynı cevabı verir, annesi tekrardan sorar. “İsmim Arkadaş” der. Arkadaş olmuştur herkese, onu tanıyana, tanımayana, yıllar önce, yıllar sonra hep Arkadaş’ımız olarak kalacaktır.

Başlarda İkinci Yeni’nin etkisi altında olan Arkadaş ilerleyen zamanlarda toplumsal şiire yönelmiş ve hiç yayınlanmamış şiir kitabı için şöyle söylemiştir: “Ne zaman yayımlarsam yayımlayayım adı ‘Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası’ olacak!” 

Yayımlayamamıştır. 71’deki yurt baskınının üzerinden iki sene geçmiştir. 73’ün 5 Mayıs gününde yerde uzun ince gövdesiyle cansız bedeni bulunmuştur. Hiçbir müdahale onu döndürememiştir geri bu dünyaya. Baskında kafasına aldığı darbelerden dolayı beyin kanaması geçirdiği çıkmıştır otopsi sonuçlarında. “Pencereyi aç, gök dolabilir içeri” deyip gitmiştir göklere. Henüz 25 yaşındaki Sakalsız Oğlanın Tragedyası buraya kadardır… 

Ölümünden sonra dergi ve gazetelerde yayınlanan şiirleri bir araya toplanıp “Şiirler” başlıklı kitapla yayımlanmıştır. Kitap 2. basımında “Sevdadır” adı ile yayımlanmaya devam edilmiş ve 2014 yılından beri ise “Sakalsız Oğlanın Tragedyası” başlığını alarak Arkadaş’ın istediği asıl isme kavuşmuştur.

Dünyanın en güzel arkadaşına sahip olmak isterseniz bir gün, Arkadaş’ımız Zekai sizi şiirlerinde bekliyor olacaktır. Şiirlerinde yaşayın onu, yaşatın..

Sevgiyle, muhabbetle…

Sevdadır Şiirler

Yorumlar kapatıldı.