Gustave Flaubert ilk romanı olan Madame Bovary’yi 1851’de yazmaya başlamıştır. Roman 1856 yılının son aylarında “Revue de Paris” dergisinde tefrika edilmeye başlamıştır. 1857 yılında da roman olarak yayımlanmıştır. Madame Bovary Fransız Edebiyatında bir devrin başlangıcı olarak görülebilir. Yazar bu romanla ilk kez topluma yaklaşmıştır. Madame Bovary gerçekçi akımın ilk örneği olmuştur. Roman konusunun merkezine aşkı alırken çevresindeki insanların yaşamları, geçim sıkıntıları, dini yaklaşımları, kasabada yaşayan insanların ilişkilerine yer vermesiyle önem taşımaktadır. Bu da yazarın iyi bir gözlemci olduğunu ve çekinmeden yazdığını göstermiştir.

     “Madame Bovary” romanı Emma adındaki bir kadının hayat hikayesi etrafında şekillenmiştir. Emma o dönemin ahlak anlayışlarına ters giden özellikleriyle dikkat çekmiştir. Bu yüzden hükümet tarafından belli bir süre yasaklanmıştır. Flaubert roman içerisinde Emma’nın yaptığı yanlışlara kendisi de kızmaktadır. Bunu dile getirmekten çekinmemektedir. 

        Emma gençlik yıllarından itibaren aşkı ve parayı aramaktadır. Eşinde bulamadığını düşündüğü bu boşluğu doldurmak için romanda tanıtılan bazı karakterlerle ilişkiler yaşar. Bu durum okurun bile canını sıkmaktadır. Yazar böylesine güçlü bir kadının karşısına onun tam zıt özelliklerine sahip birini çıkarmış. Emma’yla Charles’in yollarını kesiştirmiştir. Böylece roman boyunca Emma’yı kötüye iten Charles’in özellikleri olmuştur. Karakterler arasında çatışma başlamış, Emma’nın ölümüne kadar devam etmiştir.

         Charles, Flaubert gibi hekimdir.Charles saf ve aldatılmaya müsait bir karakterdir. Ailesinin isteğiyle evlendiği eşini kaybedince iyileştirdiği hastalarından birinin kızıyla evlenmeye karar verir. Romanda Charles Emma’ya ilk günden itibaren âşık olmuştur. Ona hayranlığını sürekli dile getirmektedir. Aşkının gözünün kör etmesiyle Emma’nın hiçbir yanlışı görmez, görmek istemez.Bu durum Charles’ı Emma kadar hatalı göstermektedir. Emma’nın ihtirasları, arzuları onun sonunu getiriyor. Emma ne kadar hırslı ve korkusuz ise Charles bir o kadar olaylarda sakin kalmaktadır. Hatta Yazar “Charles’ta zerre kadar hırs yoktu.” diyerek bu durumun karşıtlığını söylemektedir.

     Madame Bovary ‘in en önemli yönü kurgusunun yanında anlatım özelliğidir. Flaubert’in şiirsel üslubunu romanın her satırında hissederiz. Yazar, ince bir işçi gibi sözcükleri kuyumcu titizliğiyle kullanır. Çok güçlü tasvirlere yer verir. Basit bir konu olmasına rağmen dilindeki işçilik yazarın klasikleşmesini sağlamıştır. Yazar romanın içinde “Karşı ses Tekniği”ni kullanmıştır. Bu teknikle karakterlerin aynı ortamda ikili gruplar halinde farklı konulardan bahsedip ortak bir konuya dönüşlerine yer verilmiştir. Bu da romanı gerçekliye yaklaştırmaktadır. Yazarımız romanında “kat” motifini sıkça kullanmış. Okurun dikkatini çekmeye çalışmıştır. Charles’in kat kat olan şapkası, Kat kat düğün pastası, Emma’nın tabutunun kat kat olması…gibi. Kat izleği romanın bütünlüğüne hizmet etmektedir.  Yazarın bazı yerlerde anlatımı uzattığı bazı yerlerde birden bitirdiği de görülür. Örneğin Emma’nın ölümü ve cenaze töreni anlatılırken oldukça uzun ve ağdalı bir dilin kullanılmasına karşın Charles düştü ve öldü şeklinde bir paragrafta verildiği görülmektedir. Romanda Emma’nın annelik duygularının da çok yüzeysel geçtiği diğer dikkat çekici noktalarındandır.

   Son olarak Nabakov “Bu bir kurmaca metindir. Madame Bovary gerçekçi ve doğal bir roman değildir.” der. Ancak dönemin şartlarına dikkat edersek yazarın ortaya koyduğu yenilikler göz ardı edilemez. Klasik olan eser Madame Bovary bizim edebiyatımızın da önemli geçitlerinden olmuştur. Olmaya devam edecektir.

                                                                                                Suay Arsev Işlakca