“Bu ülkede 4 şey olmayacaksın; kadın, çocuk, ağaç, sokak hayvanı. Umarım öbür dünyada Türkiye yoktur,” demiş Yaşar Kemal yıllar öncesinden bu günleri görerek. Ülkemizde kadın olmak zor bir haldeyken bir de bu denli çirkin düşünceli insanların olması kadınlarımızın işlerini daha da zora sokuyor. Ve maalesef birçok can bu pis insanlar yüzünden dünyadan göçüp gidiyor. Bugün bu meselelerin bu kadar ayyuka çıkmasının ardından bizlere 1979’dan göz kırpan ve ardından 1986’da bütün insanların görmesini sağlayan bir eserle Asılacak Kadın adlı kitap ve filmden bahsedeceğim.

Ülkemizin özgün eserler veren ve korkusuz ismi Pınar Kür’ün ilk 1979 yılında yayımladığı bir eser. Öyle bir roman ki çıktığı ilk zamanlarda “müstehcenlik” yaftalaması ile çıkartıldığı gibi geri toplatıldı. İçinde geçen müstehcen yerler göreceli bir konu. Kimine göre “Aa bu kadar da olmaz ama!” dedirtse de kimine göre de “Oluyor valla böyle şeyler gizlense de saklansa da oluyor,” dedirtiyor. Bu büyük tepki toplayan bir eseri ise herkesin gözüne sokmak için Başar Sabuncu tarafından senaryosu çıkartılıyor. Yanında 80’lerin en aykırı aktrisi ve toplumsal yapılı filmlerin aranan ismi;  Müjde Ar.

80’ler zaten benim en sevdiğim yerli filmlerin verildiği dönemdir. Özellikle Şener Şen, Başar Sabuncu, Müjde Ar, Ertem Eğilmez ve Atıf Yılmaz gibi isimlerin yapımlarını izlemeye doyamıyorum. Hele ki bu isimler benim en sevdiğim isimler ise çifte haz alarak izliyorum filmleri. Bu saydığım isimlerden bu sefer Başar Sabuncu-Müjde Ar tandemini görüyoruz bu filmde de.

Filmde Melek adındaki küçük kız anne babasız büyümüştür. Ona bakan tek kişi de dedesidir. Dedesinin vefatı ile birlikte teyzesinin yanında kalan Melek köy yerinden İstanbul’a giderler birlikte. Bir de yeni bir bebek doğunca dar gelirden kurtulmak için Melek’i bir konağa besleme olarak verirler. Konağın yaşlı bir çifti ve onlara yardımcılık eden bir aile vardır. Konağın sahibi Hüsrev ve yaşlı bir eşi vardır. Çocukluktan beri yaşlı çifte yardım eden Emsal, bahçıvan eşi Hüsmen ve 12 yaşında Melek’le aynı yaşa sahip oğulları Yalçın vardır. Zaman ilerler ve yaşlı hanım gitgide hasta olurken yatağa bağlı kalır. Bu sırada Melek 19-20 yaşlarına gelmiştir. Bazen konağa Melek’in besleme parasını almaya eniştesi gelir ve Melek’in yüzünden erkeklere olan düşmanlığı ta o zamanlar başlamıştır. Bu sırada yardımcı olan ailenin oğlu Yalçın liseyi yatılı okulda okuyan bir delikanlıdır. Melek ile Yalçın birbirlerini sadece küçüklükten tanırlar.

Konağın sahibesi yaşlı hanım vefat edince Hüsrev dul kalmış ve gözünü bir anda Melek’e kaydırmıştır. Hüsrev; cinsel yönden kendini doyuramamış, geçmişte Paris seyahati sırasında bir Fransız kadınına aşık olup ona saplanmış birisidir. O kadar saplanmıştır ki eşiyle sadece parası için birlikte olmuş, onunla bir cinsel ve evlilik yaşamı düşünmeyen yaşlı bir adamdır. Sonunda Melek’in konakta adı çıkmasın bahanesi ile Melek ile evlenmiştir. Fakat bu evlilik Melek’i kurtarmak yerine daha çok batağa çekmiştir. Hüsrev,kendi cinsel iktidarsızlığı yüzünden Melek’i tanıdığı yada tanımadığı insanlarla birlikte olmasını sağlayıp onları izleyen birisidir. Melek’i aşık olduğu Fransız kadınına benzetmeye çalışıp ona Fransızca kelimeler ezberletir. Gece yolda yürürken karşısına ilk çıkan birisini bir reverans hareketi ile takip etmesini sağlar. Ardından konaktan içeri girip kendi odasına kadar tanımadığı birisini alır ve Melek’i zorla onunla birlikte olmaya zorlar. Bu olay her gece ve her gece istisnasız bir şekilde sürer.

Yalçın bir gün konakta gece dolaşırken pencereden içeri neler olup bittiğini görür. Melek’e olan platonik aşkından dolayı o da bu olaydan faydalanmak ister ve Hüsrev’in yaptığı çirkin olaya çanak tutar hem de birkaç kez. Fakat Yalçın, Melek’i bir gün bahçede dolaşırken gördüğünde bütün bunları bitireceğini söyler ve plan yapmaya başlar. Ailesinin uzak bir yere gittiği yağmurlu bir akşam konakta Hüsrev, Yalçın ve Melek’ten başka kimse yoktur. Bulduğu bir çifteyle Hüsrev’i tam kalbinden vuran Yalçın tek başına Hüsrev’i bahçeye gömer ve Melek’e sadece izlemesini söyler. “SADECE İZLEMESİNİ”

Mahkeme karşısına çıkan Melek ve Yalçın’ın adalet terazisi o zamandan belli olur. Mahkeme boyunca tek bir kelime etmeyen Melek ve her seferinde suçu kabul ettiğini söyleyen bir Yalçın vardır. Fakat araya giren herkes Yalçın’a suça itiraz etmesini söylerler. Avukatlar, yargıçlar resmen Yalçın’ı savunurken, Melek için denilmeyeni bırakmazlar. Hatta 4 yargıç içerisinde kadın olan bir yargıç Melek’i savunurken diğer 3 erkek yargıç hemcinsini koruyor fikri ile diğer yargıcın esamesini bile okumazlar. Her seferinde Yalçın “Ben yaptım,” dese bile onun dediği değil toplumun pis fikri daha önemlidir.

Final sahnesinde 4 yargıçtan üçünün onayı ile Yalçın ve Melek’e idam cezası verilirken hakimin ağzından şöyle bir cümle çıkar “Ancaakk… Sanık Yalçın Özveren fiil anında 18 yaşını işlememiş bulunduğundan cezasının 20 yıl ağır hapis cezasına çevrilmesine karar verilmiştir.”

…..

Kadın olmak her çağda zordur. Bir de üstüne yaftalanıyorsanız daha zordur. Bir tarafta bütün suçun kabul eden bir erkek diğer tarafta dava boyunca ağzını açmayan bir kadın. Sonuç ise toplum değerleri yüzünden hayatı boyunca cinsel istismara uğramış bir kadının idamı. Hangi çağ hangi yüzyıl hangi dönem olursa olsun kadın olmak Türkiye’de çok zor. Aynı bu filmin orijinali olan kitabın yazarı gibi. Bu kitaptan sonra muzır neşriyata göre Pınar Kür de birçok davaya çıkıp yargılandı. Çünkü böyle gerçekçi bir eseri herkesin görmesini sağlamak toplum değerlerini zedeler. Çünkü bu olaylar gerçek hayatta olması meşru bir şey ama kurgusal olarak anlatmak büyük bir toplum ayıbı.

Son olarak sözlerimi bir QR kod ile noktalıyorum.

Sezer Sezgin
Latest posts by Sezer Sezgin (see all)