Yazar: 20:10 Öykü

Ahtım Olsun

Mutfak malzemelerini yerleştirmek tam bir işkenceydi, tek başıma olsam daha rahat hallederdim. Nereden geldiğini anlamadığım bir yardım etme sevdasıyla kocam başımda dikiliyordu. En sonunda “Sen karışma,” diyerek kocamı gönderdim. Ama biliyordum ki lanet herif gene her boka burnunu sokacak, döndüğünde koli yığınlarının azalmadığını görünce söylenecekti. İşte bu yüzden kolileri bir an önce boşaltmalıydım. Havanın sıcaklığı da eklenince soğuk bir bira açıp kendimi bahçeye attım. Komşu bahçenin çimleri yeni kesilmişti. Taze çim kokusunu içime çekmek iyi geldi. Yemek masası ve sandalyelerini ortadaki büyük ağacın altına koymuşlar, evin arka kapısından bu ağaca uzanan bir yol yapmışlardı. Dağınık dikilmiş birkaç meyve ağacı ve rengarenk çiçeklerle huzur veriyordu insana. Bir sonraki evin bahçesine yakın ekilen sebzeler bile muntazam sıralanmıştı. Budanacak ağaçlar, sökülecek ayrık otlarıyla dolu olan bahçemizi daha da bakımsız gösteriyordu.

Fakat bizim de şahane bir oturma köşemiz vardı. Evi alır almaz mutfağın geniş verandası için sahte rattan kanepelerle hep hayalini kurduğum salıncak koltuğumu sipariş etmiştik. Havaya kalkmış boruya tepesinden asmalı hasır salıncaktaki pufuduk minderlere bıraktım kendimi. Terliklerimi çıkardım, ayaklarımı altıma topladım. Salınmanın verdiği keyifle eşyaları, bir an olsun unuttum.

Biramı bitirdiğimde yandaki evin arka bahçesine çıkılan kapı gıcırdayarak açıldı. Komşularımla tanışma fırsatı diye düşünerek ayağa kalktım. Yaşlı bir kadın daha yaşlıca bir adamın oturduğu tekerlekli sandalyeyi ağacın gölgesine kadar itti. Sonra yaşlı adamın sırtına kuvvetli bir yumruk vurdu ve eve döndü. Kalakaldım. Bakıcı mıydı!

Adam ağacın gölgesinde bizim bahçeye dönük oturuyordu. Bana baktığını fark ettim, el salladım. Başını yana çevirdi.

Eve girip kolileri boşaltmaya devam ettim. Fakat artık neyi nereye koyduğuma dikkat etmiyordum, aklım bahçedeki ihtiyardaydı. Sık sık eviyenin üzerindeki pencereye uzanarak bahçeye bakıyordum. Gövdesi kalın ağacın altında yaşlı adam, tek başına, öylece oturuyordu. Bir ara kadına seslendi, su istedi. Kapı gıcırtısını bekledim. Yaşlı adamın tekrar tekrar seslenişini işitirken kolilerin diğer yarısı da boşalmıştı. Özensizce yerleştirdiğimde eşyalara daha rahat yer bulur olmuştum. Yaşlı adam bir kere daha seslendiğinde elimde bulunan kayık tabakları mermer tezgâhın üzerine bıraktım. Daha fazla beklemenin anlamı yoktu. Bir bardak alıp su doldurdum. Tam o sırada kapı gıcırdadı. Hemen pencereden baktım. Kadın elinde getirdiği bardak ve sürahiyi masaya bıraktı. Adamın sırtına kuvvetli bir yumruk vurduktan sonra bardağa koyduğu suyu uzattı.

Kocam eve geldiğinde gördüklerimi anlattım. En tilt olduğum kalıbı kullanıp. “Evli olabilirler, karışma,” dedi. “Filmlerden özenip eve meve girmeye de kalkışma sakın,” diyerek dalga geçmeyi de ihmal etmedi.

Karışmadım ama takibe aldım. Kadın adamın istediğini illa bekleterek yapıyordu ve öncesinde sırtına muhakkak bir yumruk indiriyordu. Müdahale etmeden çok bile beklediğimi düşünerek geçen dört gün sonundaki kapı gıcırtısıyla ben de bahçeye çıktım. “Merhaba,” dedim. Yaşlı adam bana bakıp başıyla selam verdi, kadın tekerlekli sandalyeyi itmeye devam ederken “Merhaba,” diyerek sıcacık bir gülümsemeyle karşılık verdi. Hiç istifini bozmadan her zamanki gibi yaşlı adamı ağacın gölgesine bıraktıktan sonra sırtına kuvvetli yumruğunu indirdi. Benden çekinir sanmıştım. Artık susamazdım. Kadın alenen işkence ediyordu. Ellerimle iki bahçenin arasındaki ahşap çite dayandım.

“Teyzeciğim yazık değil mi, niye vurup duruyorsun amcaya?” diye sordum.

Yaşlı kadın çimenlerin üzerine basarak yanıma kadar geldi.  Gülümsemesi kadar tatlı sesiyle;

“Ah yavrum, ben aslında kocama verdiğim bir sözü yerine getiriyorum,” dedi ve başını arkaya çevirip yaşlı adama baktı. Yaşlı adamsa bize bakmıyordu. Şu gördüğün adama ‘Eğer elime kalırsan ahtım olsun, isteyeceğin her şeyi sırtına indireceğim yumruktan sonra yapacağım,’ diye söz verdim. Her yumrukta tohumlarını saçtığı kadınları hatırlasın mutlu olsun diye. Başka hiçbir niyetim yok.” Sonra yüzüme dikkatlice bakıp gülerek sordu. “İçin mi fesat senin!”

Ne diyebilirdim? Kadın bakıcı değilmiş. Adam kocasıymış. Ben fesat mıydım!

Editör: Gülhan Tuba Çelik

Nurtuluğ R. Tuksavul
Latest posts by Nurtuluğ R. Tuksavul (see all)
Visited 70 times, 1 visit(s) today
Close