Yazar: 16:30 Dizi İncelemesi, Genel, İnceleme

Tekerlekli Bir Boy Aynası: Kuvvetli Bir Alkış

Berkun Oya’nın yazıp yönettiği altı bölümlük Kuvvetli Bir Alkış dizisi, çocuk sahibi olmaya başlayacak olan bir çiftin yaşadığı absürt ebeveynlik deneyimlerini ve doğan çocuğun yaşadığı varoluşsal öfke nüanslarını sahneye taşımaktadır.

Öncelikle doğmak istemeyen çocuğun, doğum travması sürecinde anne karnında yaşadığı varoluşun anlam ve amacının tartışılması dizi boyunca işlenecek temalara ışık tutmaktadır. Oya, varoluşsal krizlerle cebelleşmektense kaçış noktası olan boyun eğme ve alışılmış başkaldırının aynı kapıya çıktığını belirtmiştir. Camus’nun yaşamın mevcudiyetinde bir anlam yoksa bile bu anlamsızlığa başkaldırarak yaşamın bir erek bulacağı yönündeki görüşünü, Oya da özellikle Khalkedon’un benzeşik olan marjinal tipleriyle bu önermeyi anlamsızlaştırmaya çalışmıştır. Her şeyin içinde hiçbir şey taşımayacağını, görünür olmak istememenin de bir görünme arzusu içinde saklandığını hissettirerek tez ve antitezlere gülen sentezleri ekranda tutmayı başarmıştır kanımca.

Baba rolünü canlandıran Fatih Artman’ın “oğlum bak anormal olabilirsin sıkıntı yok, ancak normal bir anormal ol” deyişi aslında farklılığın da bir benzerlik taşıyabileceğini hatta muhalefete dahil olmanın bile kimi zaman iktidara hizmet edebileceği varsayımlarını önümüze sunarak bizi, absürt bir silsilenin dekoru haline getirebilir. Dekor diyorum çünkü dizi adından da anlaşılacağı üzere tüm kişileri özünden uzaklaştıracak nesneler ağına sürüklemektedir. Ebeveynlerin, çocuğu dünyaya getirmekteki sorumluluğu içselleştirip bir helikopter gibi çocuğun yörüngesinde gezinmesi ve bu sorumluluğun ganimeti olarak özel bir güç beklemesi, ebeveynlerin kendilerine yabancılaşmasının ilk basamağı olarak değerlendirilebilir. Dördüncü bölümde çocuğun annesine“memeydi, biberondu, sıcak çikolata, smoothie derken bırakmadın hâlâ beni emzirmeyi anne” demesi annenin hâlâ çocuğu göbek bağıyla beslemeye çalıştığı bir kimlik bütünleşmesi olarak değerlendirilebilir. Özellikle ikinci bölümde babanın aniden kendi önünde bir göbek bağı görmesi de babayla çocuğun kopmuş bağının tezahürü olarak ifade edilebilir. Nitekim dizi boyunca çocukla baba arasındaki mesafe de dikkat çekmektedir.

Çocuğun kendisinden beklenilen kalıplardan, bir şey olmaktansa hiçbir şey olmayı arzulaması da olmanın içinde olamama sorunu yaratmaktadır. Bu da aslında kronikleşen “dünyadayız sonuçta çok da şey etmemek lazım”ın tezahürü olarak değerlendirilmektedir. Bu doğrultuda ilerleyen dizi aslında yaşamın içinde olmanın bir devinim olduğunu sürekli ön plana taşımaktadır. Ne kadar anlamsız bile olsa çiçekleriyle birlikte bir kafeye gidip orada bulunmanın bile bir anlam taşıdığını, bu anlama karşı çıkanların da aslında bohem bir tavırla kendini kandırıp çubuktan bir ata bindiğini göstermektedir.

Öte yandan diziyi sadece çocuğun yaşamı üzerinden de değerlendirmemekte fayda var. Anne karakteri Aslıhan Gürbüz’ün, dominant bir yapıyla daha net ve kendi olabilen bir eş ararken aslında kendi yaptıklarıyla daha sinik ve pısırık bir eş yaratması da ilişki dinamiğinde oluşan kontrol ve sahiciliğin çatışması olarak ayrı boyutlarda ele alınabilir. Kişinin yaptığı davranış neticesinde ortaya çıkan ürüne karşı hazmedememesi aslında yaptığı davranışın özünde bunun olmadığının en büyük göstergesidir. Nitekim son bölümde annenin “kendimle çözemediğim her şeyi bu ilişkiye bağladım” deyişi ilişkideki sorunu ilişkinin bir üst basamağına geçirerek çözdüğünü sanıp sumen altı etmenin bilinen gerçeğidir. Ancak Oya bu bilinen gerçeği kendi dokunuşlarıyla farklı bir boyuta taşımaktadır. Anne karakteri öyle bir noktaya gelmiştir ki tüm sorunun evlilik olduğunu, boşandığında sorunların biteceğini düşünmektedir ve eşinin bir ayağı çukurdayken“boşanmadan ölmenden korkuyorum”diyerek absürdün içine hakikati damıtmıştır.

Dizinin en güzel tarafı kemikleşen eleştirilerinin de eleştirisini içinde barındırmasıydı. Bu eleştirilerin içinde belki binlerce kez tekrarlanmış hatta bazılarına göre kireçlenmiş içerikler de olabilir ancak bu içeriklerin sunumu kendine has bir tutumu barındırıyordu. Elbette tek süregelen yapılardan oluşmuyordu dizi. Özellikle beşinci bölümde kameranın dördüncü duvarını kırıp setin arkasına geçme ve çekilen sahneye karşı verilen tepki de izleyicinin bir gölgeden ziyade bir gerçeklikle karşı karşıya olduğunun en güzel ve belki de en samimi gösterimiydi.   Her şeyiyle birlikte Berkun Oya’nın nevi şahsına münhasır güzel bir diziydi.

Editör: Buse Karabulut

Visited 66 times, 1 visit(s) today
Close