Yıllar önce bir iş arkadaşımın masasında gördüğümde kapağı ve ismi ile aklıma kazınan kitap… Pandemi sürecinde, bana kendisini hatırlattı.

Metis Yayınları sayesinde bizlere ulaşan, ilk basımı 1987 yılında yapılmış, soluksuz okunabilecek bir eser. Yaşadığı topraklarda kadın olmanın olumsuz yüklerini omuzlarında taşıyan Mısırlı feminist psikiyatrist yazar Neva El Seddavi tarafından kaleme alınmış.

   Seddavi, kadınların durumu ve toplumsal cinsiyet konusundaki düşüncelerinden dolayı cezaevine girmiş daha sonra siyasi baskılara dayanamayarak yurt dışında yaşamını sürdürmeyi tercih etmiştir. Cezaevi yaşantısı ve orada kadın olmak konusunda kafasında sorular olan yazar, Kanatır Cezaevi Hastanesi’nde doktor olan biriyle tanışıyor. Hikâyelerini dinledikçe, oradaki kadınları görmek için duyduğu merak her geçen gün artıyor. Adam öldürdüğü için idam edilecek olan bir kadının varlığı,  ziyaret arzusunu tetikliyor. Böylece, Firdevs’in hikâyesi şekillenmeye başlıyor.

   Yazar, bir psikiyatrist olması nedeniyle Firdevs ile iletişime girdiğinde sorgulayıcı, ısrarcı ve yargılayıcı değil. Bu tutumu satırlarda hissettiriyor, mesleğin öykü alma tecrübesi dışında, kendi meraklı yapısı akıcı üsluba katkıda bulunmuş gibi görünüyor. İçerik itibariyle öfke ve hüzün yaratacak anlar bile tarafsız yaklaşım neticesinde objektif olmaya sürüklüyor okuyucuyu. Bir katil, hem de kadın…

   Firdevs ile tanışmanızı tavsiye ederken, yaşamlarımızla paralelliklerini, yıllar geçse de değişmeyenleri görmeye hazır olmanızı da öneriyorum. Meslek elemanı olmak, kadın olmak hatta anne olmak belki de bu kadar anlam yüklememe sebep oldu, bilmiyorum. Kitaba bir bakın derim.

   Şimdi sizi Firdevs’ten alıntılarla baş başa bırakıyorum, keyifli okumalar dilerim.

“Okula döndüğümde sesim kısılmış, giysilerim birkaç yerden yırtılmıştı; ama bütün gece

kendimi büyük bir lider ya da devlet başkanı olarak düşledim.

Kadınların devlet başkanı olamayacağını biliyordum; fakat diğer kadınlardan, çevremde

aşktan, erkeklerden söz eden diğer kızlardan farklı olduğumu hissediyordum.”

“Geçmişimde, çocukluğumda kayda değer bir şey yoktu; ne aşk ne de başka bir şey. Bu

yüzden benim söylediğim her şey gelecekle ilgiliydi. Çünkü gelecek, istediğim renklere

boyamak üzere hâlâ benimdi. Özgürce karar vermek, istersem değiştirmek üzere hâlâ

benim …”

“Üniversiteye mi? Erkeklerle yan yana oturacağı bir yere mi? Benim gibi saygıdeğer bir şeyhin, dini bütün bir adamın yeğenini erkekler arasına göndermesi ne demek biliyor musun?”

“Amcam Şeyh Mahmut namuslu adamdır. Yüksek bir emekli maaşı var, çocuğu da yok; üstelik geçen yıl karısı öldüğünden beri yalnız yaşıyor. Firdevs’le evlenirse kız iyi bir hayata kavuşur; amcamın da kendisine hizmet edip yalnızlığını gideren uysal bir eşi olur. Firdevs büyüdü efendi, evlenmeli.”

“ Başım hâlâ önümdeydi. Kolumu hâlâ bırakmamıştı. Bana değdiğinde ellerinin, amcamınkiler gibi uzun parmaklı ve büyük olduğunu düşündüm; şimdi de bu eller tıpkı amcamınkiler gibi titriyorlardı. Gözlerimi kapadım.”

“ Erkekler kadının değerini bilmez, Firdevs. Kendi değerini belirleyen kadındır. Fiyatın yükseldikçe, erkek senin gerçekten değerli olduğunu daha çok kavrar, elindekini avucundakini sana vermeye razı olur. Kendi olanağı yoksa sana vermek için başkasından çalar, dedi.”

“Daye evden gitse de, söyledikleri o gece kulaklarımdan hiç çıkmadı. Bir anda belleğime yerleşip geçmişime ait şeyler oldular.”

“ Nereye gitsem tükürük gibi, kulağıma yapışmış aşağılayıcı yapışkan bir tükürük gibi, çıplak bedenime takılan utanmaz gözlerin tükürdüğü gibi, beni çırılçıplak soyup, ağır ağır küstahça süzen bütün o yüzsüz gözlerin tükürdüğü gibi, hor görülerini saygınlık kılıfı ardına saklayıp, elbiselerimi çıkarırken başka yana bakan sözde saygılı gözlerin tükürdüğü gibi soğuk, yapışkan yapışıp kalmışlardı üstümde.”

“Onurumu ve itibarımı diğer kızlardan üstün tutuyorum sanmayın, ama fiyatım onlardan çok daha yüksektir.”

“ Hiç böyle bir acı yaşamamıştım, hiç bundan derin bir acı duymamıştım. Bedenimi erkeklere satmanın acısı çok daha azdı. O acı gerçek değil, düşseldi. Bir fahişe olarak kendim değildim; içimde hiçbir duygu uyanmıyordu. Duygularım gerçekten içten değildi. O zamanlar hiçbir şey beni incitemez, şimdi çektiğim acıyı yaşatamazdı bana. Kendimi asla şimdi hissettiğim gibi alçalmış hissetmemiştim.”

“ Fahişeyken karşılıksız hiçbir şey vermez, hep alırdım.”

“Artık gerçeğin farkındaydım. Ne istediğimi biliyordum. Yanılsamalara yer yoktu artık. Başarılı bir fahişe, zavallı bir azizeden daha iyiydi. Bütün kadınlar yalanların, dolanların kurbanıydı.”

“ En az aldatılan kadının fahişe olduğunu kavramıştım artık. Evliliğin kadınların en zalim şekilde acı çekmesine dayalı bir sistem olduğunu anlamıştım.”

“ Hiçbir şey beklemiyorum

   Hiçbir şey istemiyorum

   Hiçbir şeyden korkmuyorum

   Özgürüm ben.”

“ Eskiden olduğumu sandığım kadar özgür olmadığımı fark ettim. Farklı mesleklerden sayısız erkeğe, benim sırtımdan keselerini doldurma imkânı sağlayacak kadar gece gündüz durmadan çalışan bir beden makinesiydim.”

“ Bıçağı zahmetsizce etine saplayıp çıkarırken ellerimin ne kadar kolay hareket ettiklerini görerek şaşırmıştım.

    Daha önce bunu hiç yapmamış olmam şaşkınlığımı daha da artırıyordu. Beynimde bir şimşek çaktı. Neden daha önce bir adama vurmamıştım?”

“Ağırlığımı, yılların korku birikimiyle birlikte üstümden atmışım gibi, tüy kadar hafiflemiştim.”

“ Bir sürü polisin önünden geçtim, ama hiçbiri kim olduğumu fark etmedi. Belki de bir prenses, kraliçe ya da tanrıça olduğumu sandılar. Başka kim yürürken başını böyle dimdik tutardı?”

“ Şimdi onları bekliyorum. Kısa bir süre sonra beni almaya gelecekler. Yarın sabah artık burada olmayacağım. Kimsenin bilmediği bir yerde olacağım. İster kral olsun, ister prens, isterse hükümdar olsun dünyada kimsenin bilmediği o yere, o bilinmeyen hedefe yapacağım yolculuk bana gurur veriyor.”

“bu yüzden korkuyorlar; beni yok etmek için bu yüzden acele ediyorlar. Bıçaktan korkmazlar. Onları korkutan gerçeğimdir. Bu korkutucu gerçek bana büyük güç veriyor. Beni ölümden, yaşamdan, açlıktan, çıplaklıktan ya da yılgınlıktan koruyor.”

“ Firdevs’in sesi düşteki bir sesin kesilivermesi gibi ansızın kesildi. Uykuda hareket edercesine yerimde kıpırdandım.”

“ Onlarla birlikte yürüyüp gidişini seyrettim. Firdevs’i bir daha hiç görmedim. Ama sesi kulaklarımda yankılanmaya, başımda, hücrede, cezaevinde, sokaklarda, bütün dünyada titreşmeye, her şeyi sallamaya, gittiği her yerde korkuyu, öldüren gerçeğin korkusunu, vahşi, basit ve ölüm gibi çirkin, gene de henüz yalan söylemeyi öğrenememiş bir çocuk gibi basit ve yumuşak bir gerçeğin gücünü yaymaya devam etti.”

“Dünyanın yalan dolu olmasının bedelini Firdevs canıyla ödemek zorunda kalmıştı.”

“ Ama bir an sonra ayağımı hemen çekip frene asıldım ve arabayı durdurdum. O anda Firdevs’in benden çok daha cesur olduğunu kavradım.”

   Firdevs ve Seddavi’ ye ait cümlelerden alıntılardan yaparken her birini paylaşma isteğim neredeyse tüm kitabı paylaşmama neden olacaktı ki, durabildim. Paylaştığım cümleler size  tanıdık gelebilir, inanın kitabın baş kahramanı da bizden biri gibi. Yıllar önce kaleme alınmış bu kitap hâlâ güncel, maalesef.

Latest posts by Ahu Özmel (see all)