Yazar: 18:23 Tiyatro

Patates

Kişiler

Adam, Kedi, Aysel Hanım.

                                                            1

(Işık. Sahnenin birkaç metre üstünde, balkonu andıran bir yerden Adam görünür. Işık yalnızca adama vurur. Sigara içmektedir. Üstünde günlük kıyafetleri vardır. Dalgınca uzaklara bakar. İkinci ışık yanar. Sahnenin sağından Kedi görünür. Kedi av pozisyonunda yavaşça sahnenin ortasına doğru ilerler. Adam hareketlenir. Gözlerini Kediden ayırmadan ağır hareketlerle sigarasını yanındaki küllüğe bırakır. Kedi usulca yaklaşmaya devam eder. Adam kaybolur. Hemen sonra geri döner. Kolu, beline doğru arkadadır. Kedi usul usul sahnenin ortasına yaklaşmaktadır. Adam kolunu arkasından kurtarır, tam elindeki patatesi kediye doğru fırlatacakken balkonun altındaki kapıdan Aysel Hanım sahneye girer. Sahne tamamen aydınlanır. Adam heyecanla aşağı bakar, doğrulur, patatesin bulunduğu elini tekrar beline doğru alır. Aysel Hanım çok ağır hareket eder. Bir şey arıyormuş gibi sağa sola bakınır. Sağ elinde ufak bir poşet, sol eliyle cüzdanını tutmaktadır. Adamın bakışları Aysel Hanım’ı takip eder. Aysel Hanım Kediyi görür. Durur. Yüzü güler.)

AYSEL HANIM, “Ah benim güzel oğlum. Gel, gel yavrum, gel.”

(Aysel Hanım Kediye doğru yaklaşır. Kedi av pozisyonundan çıkar. Kafasını dikmiş Aysel Hanım’a bakmaktadır. Aysel Hanım Kediye yaklaşır. Kedi kısacık miyavlar. Aysel Hanım Kedinin yanına geldiğinde elindeki poşeti açar, Kediyle birlikte sahnenin sağına doğru yürümeye başlar. Sahnenin sağına kadar Kedi Aysel Hanım’ı takip eder. Aysel Hanım poşeti açar. Kedi poşetin dibinde, sabırsızdır. Kısacık miyavlar. Adam balkondan olanı biteni takip etmektedir. Kedi poşetin içindekileri yemekleri yemeğe başlar. Aysel Hanım Kedinin yanından ayrılır, sahnenin ortasına doğru ilerler. Birkaç adım sonra balkonda, Adamı görür.)

AYSEL HANIM, “Nasılsın oğlum?”

ADAM, (bir gözü Kedide, sabırsız, yapmacık bir ilgiyle) “Asıl sen nasılsın Aysel Teyzem, maşallah, iyi gördüm seni, amcam nasıl?”

AYSEL HANIM, “Nasıl olsun oğlum, sabah akşam yatıyor zavallıcık. Arada oğlanla gelin geliyor da sırtını mırtını havalandırıyorlar işte garibin.”

ADAM, “Düzelir düzelir, kendini yorma, takdiri ilahi…”

AYSEL HANIM, (boynunu büker.) “Öyle de işte oğlum…”

ADAM, “Yorulduğun yetmiyormuş gibi bir de kedileri besliyorsun valla, helal olsun sana.”

(Aysel Hanım mahcupluk ve gurur arası bir duygu yaşar. Bu duygular hal ve hareketlerine tamamen yansır.)

AYSEL HANIM, “Günahtır oğlum, bakmak gerek. Elime mi yapışır, hem bir şey değil evdeki yemek artıkları. Her bir şeyi yiyor zavallıcık, sefil olmuş sokaklarda baksana.”

ADAM, “Tabii tabii, iyi yapıyorsun, doysun zavallıcık, ihtiyacı var sonuçta.”

AYSEL HANIM,İyi, haydi oğlum, bana müsaade, amcan evde yalnız, markete doğru gidip geleyim o arada. Hadi yavrum.”

ADAM, “Sen geç Aysel Teyzem, sen geç. Aman ha, bir şeye ihtiyacın olduğunda saat kaç olursa olsun çal kapımı, tamam mı?”

AYSEL HANIM, “Sağ ol oğlum, sağ ol.”

(Aysel Hanım ağır ağır uzaklaşır. Adamın bakışları sahnenin sağ köşesinde yemek yiyen Kediye yönelir. Gülümsemesi kaybolur, tek başına kalan sabırsız ifadesinin yanına düşmanca, saldırgan bir ifade eklenir. Aysel Hanım sahneden çıkar. Işık yalnızca adama vurur. Kedi karanlıktadır. Adam elini belinden çeker, yukarı doğru kaldırır, hafifçe gerilir, elindeki patatesi Kedinin bulunduğu yere doğru sertçe fırlatır. Acı bir miyavlama sesi duyulur.)

ADAM, “Amına koyduğumun kedisi seni!”  

(Işık kapanır. Karanlık.)

2

(Işık. Sahne boş. Birkaç dakika sonra Adam sol taraftan sahneye girer. Üzerinde takım elbise. Gömleğinin üst düğmesi açık, kravat gevşek durmaktadır. Elinde iş çantası vardır. Sahnenin ortasına doğru birkaç adım atar. Kedi sahnenin sağından içeri girer. Adam durur, Kedi yaklaşır. Seyirciyi ortalayacak şekilde sahnede durular. Aralarında iki-üç metre.)

KEDİ, “Dün akşam o patatesi atan sendin değil mi?”

(Adam etrafına bakar. Şaşkındır. Sahneye döner. Sonra bir kez daha Kediye bakar. Bir kez daha nerede olduğunu anlamaya çalışır gibi etrafına bakınır. Bu böyle birkaç dakika kadar sürer.)

ADAM, “Bu Kedi konuşuyor mu yoksa ben rüya mı görüyorum?”

KEDİ, “Ne fark eder.”

ADAM, (Kediyle ilgilenmez. Seyircilere döner. Olduğu yerde dönmeye başlar.) “Rüyadayım, doğru, tamam… Ama neden bu kadar gerçek geliyor her şey bana? Biraz önce uyandığımı hatırlıyorum. Tıraş oldum, duş aldım, ütüyle elimi yaktım. Doğru, elimi yaktım. Ama neden hala acıyor? Acımaması… (Seyircilere döner.) Sizler de kimsiniz? Karşımda bir Kedi konuşuyor, bu yetmezmiş gibi karanlığa gömülmüş yüzlerce yüz pür dikkat bana bakıyor. Ya uyumaya devam ediyorum ya da delirdim.

KEDİ, “Delirmedin merak etme.”

ADAM, (Kediye bakar, sonra seyircilere bakar. Bu böyle birkaç dakika sürer. Kendi kendine konuşmaya başlar.) “Hâlâ uyuyorsam vay halime. Hâlâ uyuyorsam da ne demek şimdi, uyuduğum belli değil mi? (Bulunduğu yerde telaşlı kısa adımlarla sağa sola gidip gelmeye başlar.) Eyvahlar olsun, bugün olmaz, bugün olmaz, toplantı var, evet, toplantı… Gidemezsem yandım demektir. Genel Müdür… Hey Allahım, niye parça parça geliyor tüm bunlar aklıma! (Seyirciye döner. Bir anda her şeye çözüm bulmuş gibidir, hevesle) aranızdan biri şöyle okkalı bir tokat atsa ya bana, o zaman uyanırım belki ha, ne dersiniz?”

KEDİ, (alaycı.) O patates seni bayağı kötü etkiledi desene.”

ADAM, “Patates mi, ne patatesi?”

KEDİ, “Bana fırlattığın patates.”

ADAM, “Saçmalama.”

KEDİ, “Saçmalayan sensin.”

ADAM, “Olabilir mi böyle bir şey? Aslında olabilir. Hani derler ya etkisinde kaldığın bir olay gelir rüyana…”

KEDİ, “Hâlâ rüyada olduğunu düşünüyorsun yani?

ADAM, “Güldürme beni. Başka ne olabilir, nasıl açıklanabilir ki bu saçmalık?”

KEDİ, “Aslına bakarsan hakkın var. Her şey fazlasıyla saçma. Patatesten etkilenmene sevindim ama. Bravo sana patates adam, rüyanın içinde rüyanın nedenini buldun, nadir görülür senin gibisi.”

ADAM, “Ne saçmalıyorsun, tutmuş dinliyorum bir de seni.”

KEDİ, “Benim bir şey dediğim yok, saçmalayan sensin.”

ADAM, “Hangi konuda?”

KEDİ, “Patates konusunda.”

ADAM, “Patates mi?”

KEDİ (alaycı.)  “Evet canım, patates!”

ADAM, “Başka bir şey bilmez misin sen? Tutturmuşsun patates de patates. Ne oldu, gururun mu incindi?”

KEDİ, “Seninki kadar…”

ADAM, (tiksintiyle.) “Bilmiş bilmiş konuşma bana.”

KEDİ  Uyan artık uyan, toplantına geç kalacaksın, fazla gevezelik ettin…

ADAM, (birden heyecanlanır, Kediye doğru yürümeye başlar.) “Tamam, yeter, uyanmam lazım, doğru, çekil önümden, haydi… Tamam, özür dilerim, bir daha atmam! İstediğin gibi gezebilir, istediğin kadar bağırabilirsin, istersen her gece var gücünle çığlık mı atıyorsun yoksa acı acı bir şeyler anlatmaya mı çalışıyorsun istediğini yap, haydi, yeter ki uyanmam için yardımcı ol…”

KEDİ, (haince gülümser) “Yok canım ne özrü, hem daha yeni başlıyoruz.”

ADAM, “Ne demek şimdi bu, neye yeni başlıyoruz?”

KEDİ, “Ne demekse ne demek.”

ADAM, (öfkeyle bağırır) “Bak çıldırtma beni Kedi!”

KEDİ, “Ben kim seni çıldırtmak kim.” (Alaycı) işte böyle ancak rüyalarda…”

ADAM, “Az bile yapmışım sana, bağlamalı seni, patatese gömmeli!”

KEDİ, “Güç sende. Ağzım var dilim yok.”

ADAM, (küçümseyerek) “Aman, çok mu yaralandı gururun! Ekmek elden su gölden yaşayıp gidiyorsun. Bedava yemeği gördüğünde içine düşüyor, onun bunun ayaklarına kapanıyorsun. Neymiş efendim, beyime patates atmışım da zoruna gitmiş, hadi lan oradan!”

KEDİ, (tehdit eder gibi kafasını sallıyor.) “Öyle mi?”

ADAM, “Hadi çık şimdi yolumdan, uyanmam gerek.”

KEDİ, “Seni tutan mı var, ne yaparsan yap. Hem öyle uyanmam gerekle olmuyor bu rüya işleri?”

ADAM, (mırıldanarak kafasını kaşımaya, bir taraftan da etrafında dönmeye başlar.) “Doğru, istemekle uyanabilir miyim? Yoksa uykuda değil miyim? Saçmalama, kendine gel. (Durur, kararlıdır, Kediye doğru bakar, öfkeyle ona doğru yürümeye başlar.) Ulan senden korkan senin gibi olsun, pis beleşçi, çekil önümden.”

KEDİ, “Son bir şey.”

ADAM, “Ne?”

KEDİ, “O patatesi bana niye attın?”

ADAM, “Hay Allahım sabır ver.”

KEDİ, “Söyle ve git, ya da uyan işte, ne bileyim.”

ADAM, “Söyledim ya biraz önce, beni nerenle dinliyorsun.”

KEDİ, “Tamam, sen bir daha söyle.”

ADAM, “Bıktım senden, bezdirdin beni. İki aydır kapımın dibinde bağırıp duruyorsun. Bir bok yapacağın da yok.”

KEDİ, “Bir tek benim bağırmalarım yani seni hayattan bezdiren, başka sebep yok.”

ADAM, “Ne demek şimdi bu?”

KEDİ, “Ne, ne demek! Her soruya sürekli soruyla karşılık vermeyi kes. Hayat diyorum, nasıl gidiyor, bağırmalarım olmazsa her şey yolunda yani, sıkıntın yok.”

ADAM, “Sıkıntım yok çok şükür. Senden başka.”

KEDİ, “Biraz düşün, bulursun belki.”

ADAM, (bağırır.) “Yok lan, yok, tek sıkıntım sensin, haydi, çekil önümden işim gücüm var.”

KEDİ, “Tuhaf adamsın. Burada durmuş bir kediyle konuşuyorsun, bu sana ürkütücü gelmiyor da şu toplantı mı ne ona yetişememek ödünü koparıyor.”

ADAM, “Toplantıya gitmezsem ne olur haberin var mı?”

KEDİ, “Ne olacakmış.”

ADAM, (ağzına tuhaf, alaycı bir biçim veriyor) “Götüme tekmeyi vuracaklarmış!”

KEDİ, “Patates mi atacaklarmış?”

ADAM, “Allah, Allah.”

KEDİ, “Patates atsınlar söyle onlara.”

ADAM, “Hay sıçayım senin patatesine.”

KEDİ, “Onu da yaparsın sen.”

ADAM, (ciddileşir) “Haydi, haydi, ne yapıyorsan yap uyandır beni, gitmem gerek.”

KEDİ, “Ama ben tam olarak istediğim cevabı alamadım.”

ADAM, “Neymiş istediğin.”

KEDİ, “Toplantı diyordun.”

ADAM, “Evet, diyordum.”

KEDİ, “Toplantıya benim yüzümden gidemiyorsun yani?”

ADAM, “Sen çıkmasaydın karşıma şimdi çoktan toplantıdaydım.”

KEDİ, “İşte senden beklediğim cevap. Hiç şaşırmadım.”

ADAM, “Rüyamda bile beni rahatsız etmeyi beceriyorsun. Bir de gerçekte düşün. Senin o bağırmaların yüzünden kaç geçedir gözüme uyku girmiyor biliyor musun?”

KEDİ, “Güzel bir uyku çekemediğin için toplantıya gidemiyorsun öyle mi? Uyuyamadığın için, bütün derdin uyuyamamak yani?”

ADAM, “Daha ne olsun, beyime de dert beğendiremiyoruz.”

KEDİ, “Uyuyamazsan ne olur o zaman?”

ADAM, “Uyuyamazsam ne mi olur?”

KEDİ, “Ne olur, söyle.”

ADAM, “Yahu ne olacak!”

KEDİ, “Yahu ne olacak işte, söyle.”

ADAM, “Uyuyamazsam uyanamam, uyanamazsam işe gidemem, işe gidemezsem kovulurum, işsiz, beş parasız, aç kalırım. Anladın mı, daha sayayım mı?”

KEDİ, “Para!”

ADAM, “Para ya para! Herkes için para. Ama sen nereden bileceksin, beleş yaşamaya alışmışsın, çalışmak nedir, çabalamak nedir bilmezsin.”

KEDİ, “Doğru, mücadeleyi, emeği bir tek sen bilirsin.”

ADAM, “Ben bilirim tabii, sen mi bileceksin. Sen ancak yemek artığı kovala.”

KEDİ, “Senin hayatından parayı çekip alsam ne yapacağını şaşırırsın. Bir de bana bak; para nedir bilmem, ama karnımı doyurmayı her şartta beceririm. Yani bunu parasız, karşılığını vermeden, kendi gücümle; yeteneğimle, sezgilerimle yaparım. Üstüne üstlük diğer kedilerle de işim olmaz; kimseyle yemeğimi paylaşmak zorunda kalmam ya alırlar elimden ya da hepsini ben yerim. Kendime çalışırım. Ya sen! Para için düştüğün şu duruma bak.”

ADAM, “Ne varmış durumumda?”

KEDİ, “Kendinden haberin yok senin. Sen şimdi toplantılara gideceksin, yeni görevler verecekler sana, gün boyu oflayıp puflayacaksın, hatta bazen kendi kendine bu çilede çekilecek dert değil diye yakınıp duracaksın, sonra akşam olacak işin bitecek, koşa koşa evine gideceksin, tekrar sırtlanmak için onca yükü rahat bir uyku çekmek isteyeceksin… Birde bana bak; canım istediğinde uyurum canım istediğinde uyanırım. Nerede uyudum, nerede uyandım bilmem bile. Kendiliğinden gelir bulur beni uyku. Baktım güvenli bir yerdeyim oracıkta kapanıverir gözlerim. Ya sen? Zorlamaktan bıkmadın mı kendini? Uykun zoraki, uyanmam zoraki, koşuşturman zoraki. Kimin yükünü taşıyorsun sırtında? Ben en azından kendi yükümü sırtlanmış yoluma bakıyorum.”

ADAM, (kendi kendini ikna etmeye çalışarak) “Ben ne bileyim bunları. Ama, ama yanlış; kimsenin yüklendiği falan yok bana, yani bazen olur, herkes böyle, hepimiz böyleyiz, düzen bu.”

KEDİ, “Düzeninizi sikeyim sizin. Çok fazla karıştırdınız ortalığı. İlk hatayı kendinizi bizden ayırmakla yaptınız. Adım adım uzaklaştınız bizden; bunun adına da ilerleme dediniz. Aldatmışlar sizi. Keşke daha önce çıksaydım karşına; belki o zaman uyanmana yardımcı olabilirdim. Her şeyin farkındasın aslında sen, o kadar da aptal biri değilsin. Hatta bazı zamanlar tıpkı bir köleye benzetiyorsun kendini. Ama hemen peşine vardığın sonuç şu: ‘Tek ben miyim sanki, herkes aynı.’ Toplum diyorsun bunun adına da: Yalnız kalmaktan aciz, kendi seslerini işitecek olmaktan ödü patlayan insan sürüsüne… Tıpkı bizdeki sürü halinde yaşayanlara benziyorsunuz sizlerde. Yine de sizi sömürenler doğadan daha insaflı, ama bonkör olmadıkları kesin. Sizi doyuruyorlar, doğru; bedenen ve zihnen hazır ediyorlar ki işleri aksamasın. Size verdiklerini fazlasıyla alıyorlar, anlamadın mı hala, yoksa anlamak mı istemiyorsun? Büyük ve kudretli insanlar olarak görüyorsunuz böylelerini. Ulaşılmaz sıfatlar vermişsiniz tüm dillerde onlara. Aldatmaca! Onları yüceltmeniz bile sahte! Sıradan insanlar semer vuramaz siz eşeklere, değil mi? Kim olursa olsun yüceltmek zorundasınız sizi kullananları; biraz olsun değerli hissedebilmek için böyle kandırmışsınız birbirinizi.”

(Kedi ağır adımlarla adama doğru yürümeye başlar. Kendini tamamen konuşmaya kaptırmıştır. Yürüdüğünün farkında bile değildir.)

Beş parasız, aç kalmak değil senin derdin. Aç kalmak olmalı ama değil. Başka bir şey var senin böyle gözünü kör eden. Bunca eziyete sırf aç kalma korkusu yüzünden dayanılmaz. Senin aradığınız başka. Köleliğinin bir amacı, bunca fedakârlığının bir anlamı olmalı. Ya gevşemiş bir gururun var doğuştan ya da gerçekleşmesi mümkün olmayan düşlerle avutuyorsun kendini. Ne sanıyorsun? Bir gün gelecek gözünde o çok büyüttüğün kudretli adamlardan mı olacaksın? Senden daha konforlu bir hayat süren, daha iyi arabalara binen, uşakları, şoförleri olan, senin rüyanda bile göremeyeceğin ilişkiler yaşayan o büyük adamlarda mı gözün? Olabilir. Ama bunca eziyete değer mi? Bizim aramızda hiç böyle dertler yoktur. Yani ben, kediler arasında en güçlü olmak isteyen kediye rastlamadım daha. Ya yaşarız ya da ölür; ortası yok, olamaz da zaten. Ben bir tek sizde gördüm yaşarken ölmeyi, bir tek sizde şahit oldum buna. Derdim patates falan değil benim. Canım acımış, acımamış umurumda bile değil. Yalnızca hakkımı savunmak için çıktım karşına senin. Ben değil, sen hak ediyordun o patatesi. Üstüne aldığın yükler ağır geldi; bana yıkmaya çalıştın. Senin patatesin o, benim değil.

ADAM, (sayıklar) “Gerçek değil, gerçek değil, gerçek değil.”

KEDİ, “Şaşırmadım.”

(Adam korkuya benzer bir ifadeyle etrafına göz gezdirmeye başlar. Her şey ilk kez dikkatini çekmiş gibidir.)

ADAM, (fısıldayarak) “Uyanmam lazım, uyanmam.”

KEDİ, “Senin için ne fark eder; ha uyanık ha uykuda.”

(Kedi sözünü söyledikten sonra arkasını döner, ağır ağır yürüyerek sahneden çıkar. Adam istemsizce Kedinin arkasından birkaç adım atar. Birden durur. Etrafına bakınır. Sahnenin tam ortasındadır. Işık küçülür, küçülür, yalnızca adama vurur. Tam bu esnada arka sıralarda oturan seyircilerden biri yerinden kalkar ve sahneye doğru yürümeye başlar. Seyirci sahneye çıkar, Adamın tam karşısında durur. Adam görünmez. Işık yalnızca sahnedeki seyirciye vurur. Seyirci kolunu olabildiğince yukarı kaldırır ve karşısındaki adama gerçek bir tokat atar. Sahne ağır ağır kararır.)     

                                                                    -SON-

Çağatay Üge
Latest posts by Çağatay Üge (see all)
Visited 29 times, 1 visit(s) today
Close