İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Miracolo a Milano (1951) Film İncelemesi: “Büyülü Bir Sefalet Öyküsü”

Yönetmen: Vittorio de Sica
Oyuncular: Francesco Golisano, Emma Gramatica, Paolo Stoppa, Guglielmo  Barnabo, Brunella Bovo, Anna Carena, Alba Arnova, Flora Cambi, Virgilio Riento
Aldığı Ödüller: 1951 Cannes Film Festivali-Büyük Ödül (Altın Palmiye)
Yapım: İtalya
Süre: 96 dk.

İtalyan Yeni Gerçekçiliği akımının önemli temsilcilerinden biri olan Vittorio de Sica’nın Milano’da bir Mucize’si Zavattini’nin yazdığı ‘İyi Yürekli Toto’ romanından bir uyarlama. İtalyan Yeni Gerçekçiliği, ikinci dünya savaşının yıkıcı etkilerini gözler önüne sermek isteyen ve sinemanın artık stüdyodan sokağa inmesi gerektiğini düşünen eleştirmenler ve yönetmenlerce ortaya atılan bir akımdı. Bu filmler savaş sonrasının ekonomik kargaşasını, yoksulluğu, işsizliği, umutsuzluğu ve ahlaki çöküşü işliyorlardı. İtalyan Yeni Gerçekçiliği, kendisinden önceki Fransız Şiirsel Gerçekçiliği’nden etkilendiği gibi kendisinden sonraki Fransız Yeni Dalga akımını da etkilemiştir. ‘Miracolo a Milano’ her ne kadar bu Yeni Gerçekçi filmler içerisinde fantastik ve absürt ögeler barındırarak diğerlerinden ayrı bir yerde duruyor gibi görünse de yoksulluğa dair ortaya koyduğu izlenimlerle ve sevecen tavrıyla, türün içerisindeki önemli örneklerden biri olarak karşımıza çıkar.

Filmimize gelecek olursak; tatlı ve sempatik Lolotta (Emma Gramatica) yaşadığı evin bahçesindeki büyük lahanaların arasında terk edilmiş bir bebek bulur ve bu bebeği evlat edinerek büyütmeye başlar. Toto ismini verdiği bebeğin 6-7 yaşlarına geldiğinde bir gün evde, ocaktaki sütü taşırdığına ve yerlere döktüğüne tanıklık ederiz. Eve gelen yaşlı Lolotta, Toto’ya kızacağına veya hemen yerleri temizleyeceğine, mutfağın zemininde bir iz oluşturan sütle ve türlü eşyalar vasıtasıyla bulundukları yeri bir oyun alanına çevirir ve oğluyla birlikte kahkahalar içerisinde çeşitli oyunlar oynamaya başlar. Sica’nın bize bu sahneyi izletmesinin amacı belki de aklına, zihnine, ruhuna sadece sevgi aşılanmış bir çocuğun ilerde içerisinde bulunduğu toplumu nasıl olumlu yönde etkileyebileceği üzerine bir ön izlenim oluşturabilmektir.

Yaşlı annesinin ölümü üzerine atlı cenaze arabasının arkasından tek başına yürüyerek sokakları arşınlayan Toto’nun şaşkınlığını tertemiz bir yakın planla bize aktaran Vittorio de Sica, cenaze günlerinde ortaya çıkan sisli havayı da unutmaz. Annesinin ölümü üzerine yetimhaneye verilen Toto (Küçüklüğünü Gianni Branduani, büyüklüğünü Francesco Golisano oynuyor.) on sekiz yaşında yetimhaneden çıktığında; güler yüzlülüğünden, saflığından ve temizliğinden hiçbir şey kaybetmemiş haldedir, hatta öyle ki çantasını çalan hırsızı takip ederken, onun adına utanacak kadar masumiyeti temsil eder. Hırsızın ev davetini kabul eden Toto, gittiğinde derme çatma, mukavva ve sacdan yapılma köpek kulübesi büyüklüğünde bir yapı ile karşılaşsa da bu durumu yadırgamaz. Ertesi günden itibaren sınırları belli güneş ışığında tepinerek ısınmaya çalışan yoksullara yardım etmeye başlar. Onlarla birlikte bu sefil çöplüğü düzenlemeye, yeniden inşa etmeye başlar. Kahramanımız her seferinde annesinden öğrendiği ‘Hayat güzeldir’ mottosunu çevresindekilere aşılamaya çalışır. Ancak tüm bu güzel ve sevimli tablo Mobbi isimli bir iş adamının bu yoksul insanların barakalarının bulunduğu araziyi satın almak istemesiyle değişir. Mobbi’nin araziyi satın almak isterken yaptığı absürt pazarlık sahnesinin devamında, araziyi satın almanın getireceği maddi külfetten çok, arazi üzerinde bir hayat kurmuş insanları tahliye etmekte yaşayacağı güçlüğü düşünerek onlara çok da anlamadıkları adalı bir konuşma yaptığını görürüz. Bu konuşma sonrası alkışlanıp takdir görmesine rağmen duyduğu çekingenlik ve korku bize döneme hâkim siyasi liderlerin klasik tavrını gösterir.

“İhtiyacımız olan tek şey yaşayacak ve uyuyacak bir baraka,” diyerek şarkılar söyleyen yoksul arazi sakinleri, kendi aralarında düzenledikleri şölende çekiliş yaparak hediye ettikleri pilici kazanan kişiyi, herkesin gözü önünde karnını doyururken alkışlayacak kadar absürt bir yaşantı içerisindedirler. Toto’nun tüm bu iyimserliklerinin yansımaları sonucunda, gecekonduların merkezine diktiği direğin altından petrol fışkırmaya başlaması ilk anda bir sevinç yaratsa da yoksul kitle, ne yapacaklarını bilmediklerinden bu konuyla çok da ilgilenmez. Bu sevinç dalgası esnasında, balonlarla yürüyen bir baraka sakininin havaya doğru uçmaya başlaması ve eline taş tutuşturularak ağırlığının artırılmaya çalışılması, devamında da Toto tarafından bir parça ekmek verilerek karnının doyurulması dönemin yoksulluğuna kara mizahla harmanlanmış anlamlı bir göndermedir. 

Arazide petrol bulunması Mobbi’nin araziyi satın alma sürecini hızlandırır ve baraka sakinleri için başka sıkıntılar beraberinde gelir. Tahliye edilmek istenen arazi sakinleri Bay Mobbi ile yaptıkları görüşmede bir şatafat ve kibarlık dünyası ile karşılaşırlar. Adil olmayan bir paylaşıma yapılan atıf bu sekansta kendini hissettirir. Rüzgârın bile nereden estiğini pencereye bağladığı özel güvenlik görevlisi sayesinde öğrenen patron, absürt mizahın kalantor adamına da iyi bir örnektir. Kendisine bağlı özel güvenlik görevlilerini kullanarak araziden yoksulları çıkarmaya çalışan patrona karşı bir direniş başlar. Bu direniş esnasında Toto, ölen annesinin ruhunun ona getirdiği sihirli güvercini kullanarak fantastik bir biçimde arazi sakinlerinin isteklerini yerine getirirken bir yandan da Bay Mobbi’nin özel güvenlik güçlerinin araziye girişini engellemeye çalışır. Toto’dan istenenler başta alçakgönüllü isteklerken daha sonra tam bir açgözlülüğe dönüşür, kürkler, mücevherler, para… Yoksul baraka kentinden birbirinden hoşlanan siyah erkek ve beyaz kadın birbirinden habersiz Toto’dan derilerinin rengini değiştirmesini isterler, istekleri yerine gelir, ama bunun bir faydası olmaz, zira derilerinin renkleri yine birbirinden farklı kalmıştır.

Bir süre sonra sihirli güvercinin bir ölümlü tarafından kullanılmasına itiraz eden iki melek, sihirli güvercini alıp götürür ve işler sarpa sarar. Bu sarpa sarma anlarında yoksulların yeryüzünde bulabilecekleri bir eşitlik anlayışı olmadığı için yüzlerini sık sık gökyüzüne çevirdiklerini görürüz. Vittorio de Sica’nın bu eseri, Bisiklet Hırsızları ve Umberto D.‘de rastladığımız günlük hayattakinden daha farklı bir gerçekçilik üzerine inşa edilmiş gibi görünse de hissettirdiği duygular ve dönemin imkanları açısından çok başarılı bindirme kurgularıyla türünün güzel örneklerinden birisi. Miracolo a Milano yoksulluğun hep bir mucize aradığı ve belki de başka kurtuluşunun mümkün olmadığı büyülü bir sefalet öyküsü.

Bahsi Geçen Filmler:

Bisiklet Hırsızları/Yön: Vittorio de Sica/1948
Umberto D./Yön: Vittorio de Sica/1952

Not: Bu yazının giriş bölümündeki akım tanımlarında wikipedia web sitesinden yararlanılmıştır.

Yorumlar kapatıldı.