Yazar: 19:33 Röportaj

Korkut Kabapalamut Söyleşisi

Korkut Kabapalamut’u, yayımlanan ilk kitabı Hiç Yazılmamış Bir Öykü Kahramanının Trajik ve Sürükleyici Hikâyesi ile tanıdım. Sonra da yazdıklarının sıkı bir takipçisi oldum. İlk romanı da raflardaki yerini aldı. 

Kabapalamut’un ilk romanı Bay Y – Sıkıcı Bir Adamın Yarı Eğlenceli Biyografisi, Metinlerarası Kitap’tan bu yıl temmuz ayında çıktı. Daha önce Hiç Yazılmamış Bir Öykü Kahramanının Trajik ve Sürükleyici Hikâyesi isimli öykü kitabıyla okurlarının tanıdığı Kabapalamut’un asıl mesleği hukuk alanında; avukat.

Hukuk ve edebiyat birbirinden uzak görünse de dil noktasında birleşir. Kabapalamut bunu keşfeden yazarlarımızdan. Aslında onun tek bir derdi var bence: Dil. Anlatıda oldukça yetenekli olan Kabapalamut’un aynı ölçüde avukatlık mesleğinde de yetenekli olduğunu düşünenlerdenim. Son romanı üslup bakımından diğer romanlardan açık ara ayrılıyor.

Kendini anlatmayı pek sevmeyen yazarımıza ısrarla edebiyat, dil, yazarlık, hukuk alanında sorularımı sormak istiyorum. Buyurun sohbetimize:

Sizden çıkıp artık okurun olan bir öykü bir de roman türünde iki eseriniz var. Böylelikle okurun bir hakkı doğmuş oluyor: Okudukları yazarı tanımak. O halde biraz edebiyatın dışındaki Korkut Kabapalamut’u anlatabilir misiniz okurlarınıza?

Aslında dediğiniz gibi kendimden söz etmeyi sevmiyorum. Ama konuşmayı, kendimi yazılı ve sözlü biçimde ifade etmeyi severim. Bunlar kendime özgü, genellikle ayrıksı bulunan duygu ve düşüncelerimdir. Herhangi bir konu üzerine olabilir, genellikle çoğu kişi yönünden yıldırıcı derecede detaylı olabilir. Ama karakterimi, hayatımı, nasıl bir kimse olduğumu anlatmaya gelince iş değişiyor. Onları ben de pek bilemiyorum çünkü. Ama mutlaka bir şeyler söylemek gerekirse; yirmi yıl kadar icra ettikten sonra sağlık nedenleriyle fiilen avukatlık yapmayı bıraktım. Arada bir danışmanlık ve editörlük yapıyorum. Haftada beş altı gün kitapçıya giderim. Eli boş döndüğüm pek olmaz. Onun dışında evde roman ve öykü okuyorum genellikle. Biraz da şiir. Edebiyat, mesleğimi icra ettiğim dönemde dahi hayatımın odağında oldu 15 yaşımdan bu yana. Yazıp yayımlamaya ise otuz yaşımda yani bundan 21 yıl önce başladım. İnsanlar beni çoğunlukla gizemli bulsa da kendini ifade etmeyi oldukça seven ve bana kalırsa esprili bir kişiliğim var. Buna bir de hayatın hemen her alanında yalnızlığı yeğlediğimi ekleyelim.

2020’de İthaki Yayınları tarafından yayımlanan Hiç Yazılmamış Bir Öykü Kahramanının Trajik ve Sürükleyici Hikâyesi adlı öykü kitabınız çıktı. Ardından romana geçtiniz. Bunun bir sebebi var mı?

Bildiğim bir nedeni yok. Zira söz konusu olan, yazılmasına karar verilmiş bir roman ya da novella değil, öykü kılığında kendi ayaklarıyla yazarına gelen ve yazarının yazma heves ve enerjisi yazdıkça arttığı için giderek uzun bir öyküye, romana ya da novellaya dönüşen bir metin. Yani bu metin beni kandırdı diyebiliriz. Ya da onun kendini bana dayattığını ve yazılıp bitmeden yakamı bırakmadığını savlayabiliriz. Nasılsa metnin kendini savunma imkânı yok bir kez yayımlandıktan sonra. Ardından, fazla yaralayıcı olmamak kaydıyla istediğimiz kadar atıp tutabiliriz başka bir deyişle. Ama onu yazdığım için oldukça mutluyum. Keyifli bir süreçti. Tam süre vermeyeyim ama çok hızlı şekilde ve esin gücüyle ortaya çıkardığımı söylemem gerek Bay Y’yi.

Her iki türü de yazarken zevk aldığınızı hissediyorum. Ancak sizin anlatı yeteneğinize, üslubunuza sizce hangisi daha yakın? 

Şu ana dek iki uzun şiir, iki kısa roman, iki de öykü dosyası kaleme aldım. Yani halihazırda tüm türler ikişer dosya ile temsil ediliyor. “Favori türünüz nedir?” diyecek olursanız, “öykü,” derim. Ancak okur olarak roman bende epey ağır basıyor. Nedenini bilmiyorum. Belki ilk okuduğum yapıtlar roman oldukları içindir. Ya da belki de iyi romanların sayısı, iyi öykü kitaplarından fazla olabilir.

Romanı yazma süreciniz nasıl başladı? Ne tür hazırlıklar yaptınız?

Yukarıda bahsettiğim gibi hazırlık süreci olmadı. Öykü uzayıp gitti. Bu benim açımdan da hoş bir sürpriz oldu. Bazı yakınlarım/okurlarım zaman zaman öykülerimin kısalığından yakınıyorlardı. Bu metin onlar açısından da memnuniyet verici bir sürpriz olmuştur umarım. Benim hazırlığım otuz- otuz beş yıldır düzenli okumak, daima iyi kitaplar seçmek, kitaba gelinceye dek binlerce dilekçe ve değişik türlerde yüzlerce edebi yazı kaleme almış ve büyük bölümünü dergilerde yayınlatmış olmaktır.

Okurla konuşan, kahramanı yargılayan, kızan bir anlatıcı var romanınızda.  Karakteriniz yani Bay Y de romanın kendisi. “Onca olası ilginç öykü ya da roman kahramanı adayı arasından sırf parlak talihi sayesinde bize kendisini seçtirip yazdırmayı bildi. Tebrikler”[1]  diyor anlatıcı. Bay Y olmadığı anda anlatıcının malzemesi kalmayacak. Ancak yine de bunu karakterin ağırlığı ile değil kurgu ve dil ile başardığınızı düşünüyorum. Yani romanda dil, kahramanı zaman zaman da kurguyu yönetiyor, olayın önüne geçiyor. Bunu planlayarak, hesaplayarak mı yaptınız? Bu dili nasıl buldunuz?

Planlanarak yapılmış bir şey değil. “Her şiir ilk dizede bitmiştir,” derler. Bir şair de “İlk dize Tanrı vergisidir, gerisini şair yazar,” der. Bana göre ilk cümle bütün metni bir tohum gibi içinde taşıyor. İlk cümle büyük patlamadan önceki o iğneden küçük, tanımlanması güç madde belki. Ben bu metni bir yandan yazdım, bir yandan okudum. Hiçbir şeyi kurgulamadım, sadece zihnime üşüşen cümleleri klavye yardımıyla görünür kıldım. Ezbere bildiğim bir şiiri kâğıda geçirmek gibi bir deneyimdi yani. Kırk- kırk beş kıtadan oluşan uzun şiirlerimde de böyle olmuştu. Kendimi yazar- şairden çok, bir medyum gibi duyumsuyorum öylesi anlarda. Öyküleri de genelde bu şekilde yazıyorum. İçimden fışkıran metnin tanığı, okuru ve kâtibiyim belki de. Yazdıktan sonra anlamaya çalışıyorum neler yaptığımı ya da yapamadığımı. Sanırım bu dediklerim metinlere yakından bakınca anlaşılacaktır. Öte yandan bu durumun sürekli okumakla ve okuduklarımın bir noktada içimden taşmasıyla alakalı olduğunu varsayıyorum. Bir de romanda aslında iki başkarakter olduğunu belirtelim. Bay Y görünür başkarakter, Anlatıcılar Korosu ise kurgusal anlatıcılar olarak romanın dolaylı ve ikinci başkahramanı. Sadece Y’yi ve yakınlarını değil, sık sık kendilerini de anlatıyorlar zira. Ben de bunu sonradan fark ettim. Edebiyat tarihinde karakterleşmiş kurgusal anlatıcılar vardır elbet ama çok tercih edilen bir teknik olduğunu düşünmüyorum bunun.

Bay Y’de kahramanınız muhtelif işlerde çalışıyor; kimisinde ortama ya da patrona dayanamıyor, ayrılıyor, kimisinde işten çıkarılıyor. Bir işi var ki herkes memnunken kendi ayrılıyor. Özünde tembelliği seven, rutini sevmeyen bir karakter kahramanınız. Ancak kitabı okumayanlar için merak unsurunu gidermeden son uğraştığı iş, okur olarak beni düşündürdü. Neden o iş? O iş mi?  İş ise kazancı var mı? gibi sorular sordum.  Siz neden sonuçta böyle bir uğraşın içine soktunuz kahramanı?

Jung’a göre hayatta önemli olan iki şey, eş ve iş seçimi ve bunlardaki isabet ya da isabetsizlik, başarı ya da başarısızlıktır. Bir karakteri aşk ve iş hayatını bilmeden tam anlamıyla tanıyamayız yani. Y biraz kolay pes eden, kendini de çok iyi tanımadığı için geçmişteki bozgunlarını unutup büyük beklentilerle iş yaşamında yeni ve iddialı adımlar atan biri. Ama sonlara doğru hakikati kavrayıp kabulleniyor. Y’nin ne iş yaptığını söylemek tutarsızlık olurdu çünkü adını, yaşadığı coğrafyayı, zamanı, diğer karakterlerin adını, bunun gibi şeyleri hiç bilmiyoruz. Bu da yazara ve okura bir manevra alanı sağlıyor, metne bir gizem katıyor okurken bence. Tabii bu tercihi yadırgayanlar da olacaktır. Binde bir rastladığımız bir durum belki de.

Bay Y romanının devamı gelecek gibi hissediyorum, yanılıyor muyum?

Büyük olasılıkla gelmeyecek. Ben öyle hissediyorum, en azından üç yıl kadar önce kitabı yazdığımdan bu yana. Devamının geleceğine dair vaat, metindeki Anlatıcılar Korosu’na ait ama kurgusal anlatıcıların doğruyu söylemek gibi etik bir yükümlülüğü yoktur doğallıkla. Ayrıca bu kitaptaki anlatıcıların yarı bunak ve muzip, dalgacı tipler olduğunu da unutmayalım.

Bir söyleşinizde, Yalnızca iyi yazılmış metinler okurum. Kötü kitaplar okumanın, kötü yazmaya neden olacağına inanır, bundan çok korkarım,” diyorsunuz. İyi kitap sizce nasıl seçilmeli?

Bu bir deneyim sorunudur. Ne kadar kıdemli bir okursanız yanılma payınız o kadar düşer. Tabii okumaya doğru kitaplardan başlamış olmak şartıyla. Bana babamdan çok nitelikli kitaplardan oluşan 600 kitaplık bir kütüphane kalmıştı. Türk ve dünya edebiyatının en yetkin, tanınmış, özgün yazarlarına aitti hemen hepsi. Buna rağmen kitap satın alırken ilk yıllar ben de hatalı seçimler yaptım ama sevdiğim yazarların önerdikleri ya da kitaplarında, söyleşilerinde atıf yaptıkları yazarları da okumaya çalışarak oradan bir yol açmaya çabaladım. Ciddi edebiyat dergilerinin, beğendiğim yazarların ve eleştirmenlerin kısa ve uzun listelerindeki kitapları bıkmadan araştırdım. Şimdi daha çok belli, güvendiğim yayınevlerinin kitaplarının ilk iki üç sayfasını okuyarak kestirimde bulunmaya çalışıyorum. Yanılma oranım oldukça azaldı, sıfıra yaklaştı. Eğer internetten kitap alacaksam, okur yorumlarının tamamına yakınını okuyorum. Goodreads puanlarına bakıyorum, 1000Kitap’tan yararlanmaya çalışıyorum. Yazar biyografilerini de es geçmiyorum. Hatta yazarların fotoğraflarına bakarak da bir şeyler sezinlemeye çalıştığımı, böylesi tuhaf huylarım olduğunu da itiraf edeyim.

Son okuduğunuz “iyi kitap” hangisidir?

Eş zamanlı iki eser okudum. Barlaş Özarıkçı’dan Hay ve Dag Solstad’dan 17.Roman. İkisi de usta işi, değerli kitaplar. İlki öykü, ikincisi ise roman türünde, adından da anlaşılacağı üzere. 

Yeni çalışmalarınız var mı? Romanın devamı mı yeni bir roman mı gelecek?

Bir öykü dosyası ve iki uzun şiirden oluşan bir dosyam var gündemimde. Çok uzak olmayan vadelerde yayımlanır kanısındayım. İkisi de çoktan bitmiş durumdalar.

Cevaplarınız için teşekkür ederim.

Ben de güzel sorularınız için.


[1] Korkut Kabapalamut, Bay Y – Sıkıcı Bir Adamın Yarı Eğlenceli Biyografisi, Metinlerarası Kitap, İstanbul, Temmuz 2023, s. 13.

Editör: Melike Kara

Visited 8 times, 1 visit(s) today
Close