İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kaybet-tin

“Tanımayanlarına duyurulur: Ünsüz Yazar Hayatını Kaybetti!”

“En son hiçbir yerde görülmeyen yazarın ölümü, hiç kimseyi gözyaşlarına boğmadı!”

Yavaşça attım adımlarımı. Hapsolan ruhumun ilk kez özgür kalacağı mutluluğunun yüzümde meydana getirdiği ışıltıyla, hayatımda ilk kez mutlulukla çizdim yollarımı. En mutlu olacağım ânın öleceğim ân olması yazgımla, böyle durumlarda cebimden çıkaracak ve yakacak 2-3 dal sigaramın dahi olmamasıyla, hiçbir zaman yanımda kimlik taşımak gibi bir alışkanlığım olmadığı hâlde zihnimde nice şairlerin ve yazarların öldükten sonra hatırlandıklarının malumatıyla:

Oltamı attım denize, bilmem ki ne çıkar?
Ruhumun derinliği abiste kilitli.
Tutup boşaltabilmem için gözlerimdeki derinliği,
Kendimi uzaya hapsetsem evren taşar.
Oltamı attım denize, bilmem ki ne çıkar?

Ölmeden önce son bir şiir yazmak istesem yazmak istediğim bu mu olurdu sahiden? Sanırım elimde kalan, tutunduğum tek özelliğimi de kaybediyorum. Biraz sonra, kurduğum anlamsız cümleler senfonisinde ritim bozulacak ve kaybedeceğim tinimi. Oysa bir zamanlar ne kadar güzeldi günler, geçiyordu tini mini! Bana o zamanlar da şarkılar öğretmişlerdi. “Tin tin, tini mini hanım; seni seviyor canım.” Sahi, bir zamanlar emin olmasam da sevmek ve sevdiğimle güzel bir geleceğimin olma ihtimali dahi ne güzeldi!

“Ey insanoğlu!” dediler de bilmediler insanlığı.
Öğretmek üzere çıkarken bulaştırdım kalbime kiri.
Ben, büyük bir coşkuyla hissetmek isterken maviliği,
Seyre dala dala soludum karanlığı.
“Ey insanoğlu!” dediler de bilmediler insanlığı.

Evet, kaybettim. Peki… Kaybetmek ne ki?.. Sesleniyor bana, yazgımın baş elçisi:

Bir şey, varken yok olduysa kaybetmişsin demektir.
Bir şey, yokken var olduysa ve aslında hiç var olmaması gerekiyorsa yine kaybetmişsin demektir.
Bir şey varsa ve sen onun varlığını hiç fark edememişsen yine kaybetmişsin demektir.
Senin kaybetmen, benim kazanmadığım anlamına gelmez.
Gelir mi?
Bence de!..

“Ey kari!” diye seslenesim var sana ama yüzüm yok.
Ne çok isterdim daktilo seslerini şimdi.
Kulağıma gelen bir gölge, karanlık ve sesi tok.
Yolunu şaşırdı, vermeye gelmişken gerçekliği.
“Ey kari!” diye seslenesim var sana ama yüzüm yok.

Zihnimde, ömrümün son şiiri yazılmaya devam ediyor ve ben bir yandan o her zamanki nüktedanlığımla hafızamın son demlerindeki replikleri, kendimce düşünüp kendime düşürüyorum. Bunu düşünürken bile nüktedanlığım, geride kalmıyor. Oysa ne eğlenceliydim! Masum detayları, aslında hiç eğmemeliydim! Kaybettim!

Zamansız ya da Kemân, nasıl bilirsen o.
Bil ki az yaşatmadı beni ölüm senfonisi.
“İyi bilirdik!” demeyin, iyi değildi o!
Tanıktır kum saatinin boşluğunun her zerresi.
Zamansız ya da Kemân, nasıl bilirsen o.

O büyük yoksunlukta görebildiğim tek variyet yok şimdi. Ama… Ben böyle hayal etmemiştim ki!.. Büyük tebessümler atarak, her yana mutluluk saçarak birden kapatacaktım gözlerimi. İnsanlar, bulacaktı kimliğimi ve dizelerimi. Ömrümde gösteremediğim değeri, öldüğümde göstereceklerinin düşüncesi ile verecektim nefesimi. Yoo, hayır! Alacaktım dünyada tadamadığım tüm mutluluklara inat, ruhumun tek nefesini. Ve bırakacaktım insanlara, şu son dizelerimi:Vakit oldum, diyar-ı hevesten geçtim.
Tamam oldum, kalubeladan geçtim.
Ömrüm, hep taht-ı yâd peşinde.
Oturmak isterdim ama cihandan geçtim.

Latest posts by Kemal Şen (see all)

Yorumlar kapatıldı.