İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İnsan Beyninin Karmaşık Yapısı ve İşlevi

Tüm doğadaki en büyük gizem beyindir. İnsan beyni ile insan bilincini ilgilendiren konular henüz çözülememiş olan en büyük bilimsel meseleler arasındadır. Bizler elbette kişilik ve yeteneklerimizin birçok temel yönünü yöneten genlerle donatılmış haldeyiz. Bunun yanında beynimiz salgıladığı hormonlar ile bedenimizi etkiler, aşık olduğuna inandırır ve hatta iştahınızı bile kontrol edebilir.

BEDEN VE BEYİN

Bedendeki en önemli organın kalp değil de beyin olduğunun anlaşılabilmesi için binlerce yıl geçmesi gerekti. Platon, Aristo gibi filozoflar da bedenin beyin mi yoksa kalple mi yönetildiğini düşünmüşlerdir. Kalbin, insan davranışlarını kontrol ettiği fikri on altıncı yüzyıla kadar kabul görmüştür. Fakat Hipokrat bu konuya son noktayı koymuş, beynin doğasını çözmüş ve zevklerimizin, neşemizin, hazlarımızın, kahkahalarımızın sebebini beynimiz olduğunu açıklamıştır.

bölge epifizdir. Epifiz, beynin ortasında derince bir yerde bulunan yumrudur. Beynin tam ortasında bulunduğundan beyinde çift olarak bulunmayan tek parçadır.

Epifiz; optik sinirler aracılığıyla günün ışığı ve gecenin karanlığına tepki verir ve böylece vücut saatini ayarlar. Bunu da melatonin hormonu sayesinde yapar. Bugünlerde yolcuların jet-lag yaşamaması için havaalanında melatonin alabiliyorlar.

Beynin bedeni etkilediğini kanıtlayan ilk inceleme frenolojidir. Frenoloji; insanın öz yapısını ve zihinsel yetisini kafatasının dış yapısına, dış biçimine bakarak yapılan incelemedir. Şöyle ki, son zamanlarda bilim adamları ‘’ psikopat beyin ‘’ diye adlandırdıkları incelemeyi yayınladılar.1 Bu incelemede; birçok kişiye tecavüz etmiş seri katiller, suçluluk, pişmanlık gibi insani duygulardan yoksun, empati kuramayan insanların beyinleri MRI, TOMOGRAFİ, PET taramalarından geçirildi ve sonuçları oldukça şaşırtıcıydı. Seri katillerin beyinlerindeki empati kısmını yöneten bölümün az gelişmiş olduğu görüldü.

Empati yeteneğinden bahsetmişken ayna nöronlardan da bahsetmek istiyorum. Şimdi hayal etmenizi istiyorum. Karşınızda oturan bir kişinin parmağı kesildiğinde bir an için yüzünüzü buruşturmanız aynı acıyı çekmenize neden olan ayna nöronlardır. Ayna nöronlar size olmayan, hissetmediğiniz acıyı çektirebilir.

Daha anlaşılır olması açısından frenoloji incelemelerine yeniden dönmek istiyorum. Frenoloji biliminin kilit noktası kafatası biçiminin beynin biçimine göre şekillendiği fikridir. Böylelikle oluşan yumrular ve çıkıntılar içinde bulunan beyin hakkında bilgi verir.Örneğin; artık biliyoruz ki hafızaları iyi eğitilmiş insanların beyinlerindeki belirli bir bölgenin ortalamadan daha büyük olabilmektedir. Bu bölgeye hipokampus adı verilir. Hipokampus; beynin medial temporal lobunda yer alan ve yön bulmada önemli role sahip bölgedir. Özellikle kısa süreli hafıza üzerinde rolü vardır. Alzheimer hastalığında, hipokampus beyinde etkilenen ilk yerlerden biridir. Hipokampus de oluşan ciddi hasarlanmalar yeni hafıza oluşumunda büyük zorluklara neden olur. Hasardan önce edinilmiş anılarda genellikle etkilenir. Bu durum özellikle olay öncesi birkaç yıla ait hafıza için geçerlidir. Daha eski anıların bozulmaması, zaman içinde anıların hipokampusden beynin diğer kısımlarına transfer edilir. Alzheimer hastalığının oluşmasında genetik faktörler ve hipokampusun ciddi hasarlanmasından oluşur. Son zamanlarda insanları tedirgin eden bir hastalık daha gündemde Parkinson!

Parkinson hastalığı ‘’ motor sistem hastalıklar ‘’ adı verilen gruba ait dopamin üreten beyin hücrelerinin kaybıyla ortaya çıkan bir hastalıktır. Parkinson hastalığı kademeli olarak ilerleyen bir hastalık türü olup ve yol açtığı el, kol, bacak, çene ve yüzün titremesi gibi belirtiler gösterir. Parkinson hastalığının nedeni tam olarak bilinemese de yapılan araştırmalara göre dopamin eksikliğinden dolayı olduğu bilinmektedir. Dopamin, vücutta genel olarak üretilen bir kimyasaldır. Beyinde nöronlar arasında veya bir nöronla başka bir hücre arasında iletişimi sağlayan, doğal üretilen, dışarıdan alınmayan bir kimyasal olarak görev yapar. Başka bir deyişle nörohormon olarak görevi; hipofizin ön lobundan salgılanarak gebelik sırasında süt salgılanmasına ve annelik duygusunun gelişmesini sağlar. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ya da depresyon hastalığı olan insanlarda da dopamin seviyesi düşüktür. Şizofreni ise yüksek dopamin seviyesiyle ilişkilendirilir.Açıklayıcı olmak gerekirse dopamin doğrudan bedensel hareketlere bağlıdır. Dopamin, özellikle beynin özellikle beynin haz merkezlerine yakındır. Bu da demek oluyor ki; alkolizm, suça yatkınlık, heyecan bağımlılığı ve uyuşturucu kullanımı gibi davranış biçimleri ile de alakalıdır. Zihnin bedeni etkilediği düşünülen diğer bir hormon ise serotonindir.

Serotonin, diğer işlevlerin yanı sıra iştahın düzenlenişinde rol oynar, örneğin serotonin seviyesi yüksek olan insanlar iştahsız olabilirler. Serotonin halk dilinde mutluluk hormonu olarak da bilinir. Mutsuz hissedildiğinde bazı durumlarda iştah artışı gözlemlenmesinin nedeni serotoninin azalmasıdır. Depresyon ilacı olarak bilinen Prozac isimli anti – depresan da Serotonin Gerialım İnhibitörü bulunmaktadır. Serotonin hormonu eksikliğinde migren, obezite, insülin gibi rahatsızlıkların temelini oluşturur.

BEYİN VE İŞTAH

Beyin gibi karmaşık bir sistemde, iştah, açlık, tokluk, bağımlılık gibi birçok yaşamsal faaliyetler kontrol edilir. Bu durumda herhangi bir problem ortaya çıkması halinde obeziteye ve obezite ile birlikte birçok hastalığı ortaya çıkartır. Vücudumuz faaliyetlerini dengede tutmak ve korumaya yönelik çalıştığını görüyoruz. Karanlıkta algılanabilmesi için gözbebeklerin büyümesi ya da soğukta deri epitelindeki gözeneklerin vücut sıcaklığını koruması için daralması gibi örnekler verilebilir.

Hipotalamus – Hipofiz – Salgı Bezi

Hormonların salgılanması için hipotalamustan bazı hormonlar salgılanmaktadır. Bunlar hipofize gelerek, hipofizden diğer organlara salgılanmaktadır. Beynimizde açlık, tokluk, susuzluk, iştah merkezi olan bölüm; Hipotalamus, aynı zamanda beyin ödül sisteminin parçasıdır. Yani, beynin ödül sistemini etkileyen tüm uyaranlar hipotalamusu etkileyebilir ve hipotalamustan bağımsız olarak dopamin, serotonin gibi uyarıcı hormonları da etkiler. Aslında en temel haliyle sindirim sistemindeki doluluk ve kan şekeri düzeylerinden etkilenen hipotalamus, mide ve bağırsak boşken kan şekeri düzeyi belli bir seviyenin altına inmişken, kan şekerinin yükselmesi ile ‘’tokluk’’ sinyalleri oluşturarak besin alımımızı yönetiyor. Ancak başta da söylediğimiz gibi bu temel açık – tokluk mekanizması yanında birçok değişkenler vardır. Konu sadece tokluk hissinden çıkıp ‘’tat algısı, besin ile ödüllendirme’’ gibi kavramları da içine alır hale gelir. Örneğin son zamanlarda yapılan çalışmalar, beyinde birçok farklı görevde yer alan, en çok da psikolojik durum üzerindeki etkileri ile bilinen serotoninin de hipotalamustaki iştah merkezi üzerinde etkisi olduğunu gördük. Serotonin seviyelerindeki negatif değişikliğin ‘’karbonhidrat açlığına’’ sebep olduğunu öne süren bilimsel gelişmeler bize, serotonin seviyeleri normal olan bireylerin daha kolay tokluk hissine ulaştıklarını ve şeker alımlarını daha iyi kontrol edebildiklerini söylüyor. Serotoninin bu etkilerini de kapsayan serotonerjik sistemin özellikle şeker ve tatlılar ile ilgili kontrollü davranışlar üzerinde etkisinin olduğunun altı çizilmiştir. Ancak bu kanıtlanmış etkilerine rağmen serotoninin yapay yoldan medikal anlamda dışarıdan takviye edilemiyor. Bu nedenle serotoninin etkileri bilim insanları tarafından üzerinde hala çalışılan bir konudur. Serotoninin mantığında çalışan bir sistem de; Dopamindir.

Dopamin, özellikle madde bağımlılıklarında uyaran maddeler tarafından seviyelerinde değişikliklere yol açması ile bağımlılıkların oluşmasına sebep oluyor. İştah mekanizmasında da tıpkı serotonin de olduğu gibi dopamin seviyelerinde azalma ile ‘’karbonhidrat açlığı’’ tetikleniyor. Obezitenin her aşamasında beyin ile ilişki kuruldukça, bilim dünyası, obezitenin beyin ve sinir sisteminde aramaya başladılar.

AŞK VE SİNİRBİLİM

Aşkı kalpte zannediyorduk. Oysa ki aşık olmamızı sağlayan hormonlardır.

DOPAMİN, SEROTONİN VE OKSİTOSİNİN AŞKA ETKİSİ

Serotonin adı verilen mutluluk hormonunun depresyona giren beyinlerde azaldığını görüyoruz. İşte aşk durumunda, depresyondaki seviyelerin de altına düşer. Bunun nedeni; onu düşünmeden bir an bile geçmesin diye, beyindeki ödül ve motivasyon kimyasalı olan dopamin adeta beynimize hücum eder. Dopamin artışı ile aşık olduğumuz kişiyi daha çok düşünür, düşündükçe fazlasını isteriz. Bu devre o kadar etkilidir ki aşık olunca, beynimizde oluşan takıntı hastalığı olarak bilinen obsesif kompulsif bozukluk denen duruma benzeyen bir döngü oluşur. Bu nedenle onu düşünmeden rahata eremez hale geliriz.

Serotonin seviyesi, aşkın ilk safhalarında belirgin şekilde azalır. Serotonin azlığı depresyona sürükler. Serotonin eksikliğinden oluşan his ile, kişinin bütün zihinsel ve fiziksel mesaisini, aşık olduğu kişiye kavuşmaya harcar.

Başka bir kimyasal hormonumuz ise; oksitosindir. Oksitosin ‘’aşk’’, ‘’kucaklama’’, veya ‘’güven’’ hormonu oksitosin beyinde hipotalamus tarafından üretiliyor. Ardından hipofiz bezi de oksitosini kan akışına bırakıyor. Buraya kadar hormonun üretilmesinden kana karışmasına gelen durumunu üstünden geçmemiz ile asıl meseleye, aşka gelebiliriz. Oksitosin, dokunma yoluyla, vücut teması sırasında üretilir. Karşı cinse duyacağımız güven ve duygusal ilişkinin kuvvetli olmasını sağlar.

Yıllarca aşkın kalpte olduğunu düşündük, fakat son araştırmalarda görüyoruz ki aşık olduğumuz kişiyi beynimizle seviyoruz.

Yorumlar kapatıldı.