Psikolojik Danışman ve Psikoterapist Hatice Subaşı, “Hiçbir şey yoktan var olmamıştır.” sözünden esinlenerek psikodramanın ritüel ve mitolojik kökenlerini tez çalışmasında derinlemesine irdelemiştir. Şamanik ritüellerle başlayan drama, günümüzde ruhsal sağaltımı esas alan grup psikoterapilerinde kullanılarak varlığını yaşatmaya devam etmektedir. Yunancada “psyche(ruh)” ve “dramenon(eylem)” kelimelerinden oluşan, dünyada ilk grup psikoterapi yöntemi olan “psikodrama”nın temellerini 1920’lerde Rumen psikiyatr Jacob Levi Moreno atmıştır. Moreno danışanın pasif, terapistin üstün yetke olduğu tek bir bireye dayalı psikanalitik terapiye duyduğu rahatsızlığı Freud’a şu sözleriyle dile getirmiştir:

“Dr. Freud, ben sizin bıraktığınız yerden başlıyorum. Siz insanlarla ofisinizdeki yapay ortamda buluşuyorsunuz. Ben onlarla sokakta ve evlerinde, onların doğal ortamında buluşuyorum. Siz onların rüyalarını analiz ediyorsunuz, ben onları tekrar rüya görmeleri için teşvik ediyorum. Ben insanlara Tanrı’yı oynamalarını öğretiyorum.”

Moreno’ya göre terapistler hastanın içsel çatışmalarını, ruhsal kaygılarını dramatizasyon ile eyleme dökmesini sağlamalıydı. Hasta ancak teatral yöntemlerle rol alarak harekete geçebilir, kendi benliğine ve dış dünyaya yönelik aydınlanma sağlayabilirdi. Hegel’in dediği gibi, Moreno için de “İnsanın kendisi olduğu tek an, oyun anıydı.” Oyun oynamak; rol alarak yaşama dahil olmak, anda kalabilmeyi becerebilmek, şimdinin farkındalığını doyasıya tadabilmek demekti. Âna mıhlanabilmek; yaratıcıyla bütünleşmek, onun ilahiliğini kendi derinliklerinde hissetmek anlamını taşıyordu. Freud’un psikanaliz kuramının aksine gruplar arası etkileşimle gerçekleşen psikodrama, kişinin empati yeteneğini en üst düzeye çıkarır. Grup psikoterapileri aracılığıyla bireylerde sosyalleşme ile birlikte tanıdıklık ve güven duygusu gelişir. Oyunlarla birliktelik ve aidiyet hissiyatı gelişen birey toplumun zorunlu bir parçası olduğunun bilincine varır, ötekinin varlığını kabullenir.

Rol gelişim aşamaları bebeklikten itibaren sağlıklı ve dengeli bir şekilde yaşanmazsa, yetişkinlikte olası ruhsal patolojiler meydana gelir. Çocukluk döneminde oluşmaya başlayan yaratıcılığın engellenmesi, doğaçlamanın ve serbest çağrışımın bastırılması bireyde nevroza neden olur. İleride yetişkinliğe adım atan birey, toplumun kendisine telkin ettiği kalıplaşmış davranış ve rollerle kendi istek ve düşüncelerini gerçekleştiremez, kendi sınırlarının dışına çıkamaz. Psikodrama terapisi, rol gelişim aşamalarının yeniden doğru düzeyde deneyimlenmesi, alışılagelmiş yanlış öğrenme biçimlerinin onarılması üzerine temellenir. Bastırılan, gelişimine ket vurulan duygu ve düşünceler rol alma, rol değiştirme teknikleriyle oyunda gün yüzüne çıkarılır.

Psikodramanın gayeleri;

  • İnsanların davranış ve duygularında muvazene ve uyum içerisinde olmasına aracı olmak,
  • Kendimize ve başkalarına karşı istikrarlı ve tutarlı olmayı kolaylaştırmak,
  • Bireyin sahnede kendi rolünü oynamasını sağlayarak bireyi harekete geçirebilmek,
  • İnsanları, toplumları kendi ürettiklerinin esiri olmaktan kurtararak özgürleşmeyi sağlamak,
  • Bireyin yitirdiği öz benliğini yeniden bulması için cesaret aşılamak,
  • Geleneğin, normların, kalıp yargıların tutsağı olmaktan kurtulmak.

Nihayetinde psikodramanın asıl amacı “insan olmanın anlamını gerçekleştirmek”tir. Kişiyi kadim bilgeliğe götüren psikodrama, bireye etkili içgörü sağlayan eylemsel keşiflerle dolu bir yaşam serüvenidir. Şamanların sağaltıcı teatral ritüelleri psikodramanın çıkış noktası olmuş, yaşadığımız yüzyıla da kılavuzluk etmiştir. Psikodramatistler ilkel zamanlardaki şamanlar gibi hastaların ruhunu iyileştiren birer şifacıdır. Türkiye’de de Hatice Subaşı başta olmak üzere, alanında birçok yetkin psikodramatist bulunmaktadır. Günümüzde psikodrama tüm dünyaya yayılmış, gittikçe itibar kazanan bir psikoterapi yöntemi olagelmiştir.

KAYNAKÇA
Subaşı, H. (2016). Psikodrama ve Kadim Bilgelik. İstanbul: Epsilon Yayınevi