İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dizelerinden Sevgi Dökülen Şair: Turgut Uyar

Last updated on 5 Ağustos 2021




‘’Bir zamanlar

Bir çocuk olduğum geçti aklımdan’’ (Bir Yazı Anlamak, Turgut Uyar)

1927 yılının umutlu sıcağında, Ağustosun 4’ünde gözlerini açtı dünyaya Turgut Uyar. Asıl adı Ahmet Turgut Uyar olan değerli şairimiz babası Hamdi Bey’in ve annesi Fatma Hanım’ın Ankara’daki evlerine yeni bir soluk getirmiş ve ailenin altı çocuğundan beşincisi olmuştu. 

İkinci Yeni şiiri denildiğinde Cemal Süreya ve Edip Cansever ile birlikte adı ilk akla gelen ve İkinci Yeni akımının en özgün ve yetkin isimlerinden biri olan Turgut Uyar, çocukluğunda içinde bulunduğu yoğun duyguların karmaşasının yüzünden okunan hisleriyle diğer kardeşlerinden ayrılır ve aslında gelecekte de usta bir kalem olabileceğinin ilk izlenimlerini verir görünmektedir. Turgut Uyar o günleri şöyle özetliyor:

“Hüzünlü bir çocuktum. Nedense hep ağlamaya hazır. Ağabeyim bana sataştıkça annem: ‘Yapma oğlum’ derdi ona, ‘O, içli bir çocuk’”

Babası Hamdi Bey orduda harita yüzbaşısı olarak görev almaktaydı. Her asker çocuğu gibi Turgut Uyar da ilköğrenimini babasının görevi nedeniyle farklı şehirlerde sürdürmek zorunda kaldı. Ortaöğrenimine ise maddi nedenlerden dolayı yatılı askeri okulda devam etti.

Turgut Uyar şiire olan ilgisinin on dört-on beş yaşlarında ortaokul sıralarında başladığını ifade eder. Yine ilk şiir denemeleri de bu döneme rastlar:

“Güzeldir sevgilim her dakka her an

Güzeldir sözleri kaşı gözleri

Geçtiği her karış sönük topraktan

O anda fışkırır neşe özleri”

Arkadaşlarıyla şiirler yazdığı o zamanlarda bu ilk denemelerini bir defterde toplar. Ancak o yıllarda şiire, edebiyata olan tutkusunu açığa çıkarma yönünde hiçbir faaliyeti yoktur. Müsamerelerde şiir okuma ya da edebiyat derslerinde başarısıyla öne çıkma gibi bir özelliği de bulunmamaktadır. Üstüne üstlük şiirlerini gizli hem de ne kadar gizli olursa o kadar gizli yazmaktadır. (Dost, 1965)

Ortaokulun ardından Bursa Askerî Işıklar Lisesi’ne kaydolan Turgut Uyar, bu okuldan 1946 yılında mezun olmuştur. Yükseköğrenimini de yine askerî memur yetiştiren Askerî Memurlar Okulu’nda tamamlamıştır. Askerî Memurlar Okulu’nda öğrenciyken komşularının kızı olan Yezdan Şener ile annesi Fatma Hanım’ın da etkisiyle evlenmiştir. Bu evlilikten; Semiramis, Tunga ve Şeyda adlı üç çocuğu olmuştur.

“Daha ilkokulda vezin ve kafiyeden haberim olmadığı çağlarda manzumeler yazardım. Sonra ortaokul ve lise devresinde boyuna yazdım. Günde üç beş şiir, haftada on beş, günde bir roman yazıyordum. Ama ne şiirler, ama ne romanlar. Bazen bir romanı bitirmeden sıkılır, öbürüne başlardım. Sonra ikisini birden yazardım. Bu yüzden o güzelim romanların çoğu yarım kaldı. Roman yazarken sıkılırdım. Şiire daha başka bir tutkunluğum, sâdıklığım, saygım vardı. Bereket versin o devirlerde şimdi hayırla yâd ettiğim arkadaş bana Alain Fournier’nin o güzelim Adsız Köşk’ünü verdi. Sonra bir Dostoyevski okudum da gücüm kesildi. İsteğim kalmadı roman yazmakta. Bu suretle bugünün Türk romancıları da benim rekabetimden kurtulmuş oldular. Dua etsinler Adsız Köşk’e, Netoçka Nezvanova’ya, Eugenie Grandet’ye.” (Varlık, 1952)

Turgut Uyar’ın şiire olan ilgisi ve ilk denemeleri aslında dünden bugüne her başarılı şair gibi taklit boyutunda gerçekleşmiştir.

“Liseyi bitireceğim yıl, Hayyam, Nedim, Yahya Kemal, Tevfik Fikret, Hâmit ve Haşim beni kıskıvrak tutmuşlardı. Taklit ettiğimi bile bile onlara özenerek, bildiğim ve becerdiğim kadar terkipli filan gazeller mazeller yazardım. Hatta Makber’e ‘Mezar’ adiyle bir nazire bile yazmıştım. Sonra günümüzün şairlerini okudum da sevindim. ‘Oh, dünya varmış’ dedim. Yıl 1946 idi.”(Varlık, 1952)

Yıl 1946 idi. O güne değin yaşadığı içsel çalkantı ve taklit unsurlarıyla ördüğü çocukça bir samimiyetin en içten izlerini taşıyan şiirlerinde zamanla kendine özgü parlak sesi bulmayı başaran şair ilk profesyonel adımını da 1947 yılında Yedigün dergisinde yayımlanan ‘Yâd’ şiiriyle atar:

Seyrederdim göklerde her gün büyüyen ayı.

Ve kale duvarından yıkık mezarlıkları,

Bana korkunç bir devi hatırlatan kayayı.

Ve annemin taktığı mavi nazarlıkları,

Seyrederdim göklerde her gün büyüyen ayı. (Yâd, Turgut Uyar)

O gün duyduğu hisleri şu sözlerle kelimelere döküyor usta kalem:

 “Çok önemsemedim, heyecanlanmadım. O derginin şiir beğenisinin üst düzeyde olmadığı duygusu vardı içimde. Bir inat sorunuydu benimki. Sonraları, küçücük Kaynak dergisi ile inatlaşmaya başladım. Bir yıl sürdü. Başardım.” (Uyar, 1979)

Bu içsel inadı meyvesini vermiş, Kaynak dergisinin açmış olduğu şiir yarışmasında ‘Arz-ı Hal’ şiiriyle ikincilik kazanmıştı. Posof’ta memuriyet hayatına devam ettiği günlerde aldığı bu ikincilik Turgut Uyar’ın hayatında önemli dönüm noktalarından biri olmuştur.

Ben de günahkâr kullarındanım Allah’ım…

Bir “Kulhuvallahi” bilirim dualardan,

Bir de “Yarabbi şükür” demeyi doyunca.

Bir kere oruç tutmam ramazan boyunca,

Ama çekmediğim kalmadı sevdalardan.

Ben de günahkâr kullarındanım Allah’ım! (Arz- ı Hal, Turgut Uyar)

Yarışmada kazandığı ikincilikten bir yıl sonra Arz-ı Hal ve Akşam Üzeri Türküsü (Akşam Üzeri Türküsü aynı yarışmada üçüncü olan Çetin Tezcan’ın şiiridir) adıyla ilk kitabı Kaynak Yayınları’ndan çıkar. 1952’de ise ikinci kitabı ‘Türkiye’m’ yayındadır. Önsözünde ünlü deneme yazarımız Nurullah Ataç yer almaktadır.

“Bilmem yanılıyor muyum Turgut Uyar’ı iyi bir şair saymakla? Hiç sanmıyorum. Ne olursa olsun, onun için atıyorum zarımı. Övünerek söyleyeyim, şairler için attığım zar, şimdiye kadar çoğu için iyi geldi, doğru seçtiğimi gösterdi. Turgut Uyar için de iyi geleceğinden hiç şüphe etmiyorum” (Ataç, 1952: 6)

Arz- ı Hal ve Türkiye’mdeki şiirler Uyar’ın Posof ve Terme’de askeri memuriyet sırasında yazdığı şiirlerden oluşmaktadır. Bu nedenle bu şiirlerde göze çarpan o dönem Anadolu’sunun ve hayat şartlarının görünümleri, sıklıkla kullanılan toplumsal temalar şaşırtıcı değildir. Bu temaların yansıra aşk, yalnızlık, özlem, mutsuzluk gibi temalara da yer veren Uyar bu dönemdeki şiir anlayışını ‘’Şiire, topluma hizmet ettiği ölçüde değer veririm.’’ sözleriyle açıklamaktadır. 

1954 yılında görevi nedeniyle Ankara’ya gelmiştir Uyar. Ancak askeri memuriyet görevinde daha fazla kalamamış ve görevinden istifa etmiştir. Bu denli derin ve yoğun mizaca sahip Uyar’ın mesleğine pek de ısınamadığını şu dizelerden çıkarabiliriz:

‘’Ben severim omuzlarımı bir gün

Sırmaları, apoletleri olmasa da.’’

İşte bu süreç içerisinde yaşadığı mekân değişikliği ve kişisel dünyasında yaşanan gelişimle birlikte Turgut Uyar’ın şiirinde yeni bir dönem başlamıştır. Artık Anadolu’dan, toplumsal temalardan bahseden bir şair değildir Turgut Uyar. Kentleşen dünyada insanın kendine yabancılaşması, kentteki bireyin trajedisi, kaçma arzusu, ölüm, cinsellik dökülür dizelerinden. Şiirleri artık kolay kolay açıklanamayan bir havaya bürünmüştür, Uyar kendi özel okurunu aramaktadır. ‘Dünyanın En Güzel Arabistanı’ işte bu hisler içinde doğmuş ve Turgut Uyar’ı tam anlamıyla bir İkinci Yeni şairi yapmıştır. 

‘’Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım

Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum

Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi

Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor

Seni aldım bu sunturlu yere getirdim

Sayısız penceren vardı bir bir kapattım

Bana dönesin diye bir bir kapattım

Şimdi otobüs gelir biner gideriz

Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç

Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin

Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat

Durma kendini hatırlat

Durma göğe bakalım’’  (Göğe Bakma Durağı, Turgut Uyar)

Dünyanın En Güzel Arabistanı’nı ‘Tütünler Islak’  ve ‘Her Pazartesi’ kitapları takip etmiştir. Uyar ilk eşi Yezdan Şener’den boşandıktan sonra 1969 yılında ise büyük aşkı Tomris Uyar ile evlenmiştir. Bu evlilikten Hayri Turgut Uyar adlı bir oğulları olmuştur.

‘’Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.’’ (Bozuk Saat, Turgut Uyar)

Uzun bir süre boyunca sürdürdüğü edebi suskunluğunu Tomris Uyar sayesinde atmıştır. Tomris Uyar bu süreci mütevazı bir dille şöyle anlatmaktadır:

‘Esin periliği olarak ifade etmek istemiyorum ama herhalde çok konuştuğum, çok dürttüğüm, yazmasını çok rica ettiğim için diyeyim, yavaş yavaş şiir yazma isteği yeniden doğdu”

1970 yılında ‘Divan’, 1974’te ‘Toplandılar’, 1982’de ’Kayayı Delen İncir’ ve 1984’te ‘Dün Yok Mu’ kitaplarıyla yazım hayatına devam eti Uyar. Bütün şiirleri ‘Büyük Saat ’adıyla kitaplaştırıldı.  Her kitabında farklı tarzlar, imgeler deneyen şair her daim yeniliğe açıktı. 

Ne yazık ki 1985 yılında yıllardır içtiği alkol ciğerinde yaşattığı tahribatı sonunda açığa çıkardı ve Uyar’a siroz teşhisi kondu. Uzunca bir süre hastanede kaldıktan sonra doktorlar eve çıkmasına izin vermişlerdir. Ancak Uyar bir ağustos günü sımsıcak bir güneş gibi doğduğu dünyaya 22 Ağustos 1985 günü o güneş parçasından minik bir alevi kalplerimize bırakarak veda eder. Vasiyeti üzerine geride yarım bıraktığı tüm şiirler yakılır.

“Sevmek ve içmek, ikisini de sonuna kadar kullandı. Ama sevdiği için değil, içtiği için öldü”. (Oğlu Hayri Turgut Uyar)

Sonuna kadar dizelerinden sevgisini döken ve bizlere hep birlikte sevinebileceğimizi bunun için yalnızca göğe bakmanın yeterli olduğunu söyleyen pek sevgili şairimiz Turgut Uyar’ı doğum gününde sevgi ve özlemle anıyoruz.

Yorumlar kapatıldı.