Yazar: 19:25 Şiir

Dimağ’a Dimağ

onlar ki;
özlenen günebahar düşlerinin dölyataklarıdır
ama acı soğukları da öyle bilirler ki ezbere
yansıtırken bütün bu güneşleri
yansıtmaları sisi, pusu, isi, pası
şaşırmamak elde midir?
dizlere efendilik edebilmek takatlice

peki:
“daha çok, çok gömlek eskitip eskiteceklerdir onlar”
denebilir midir
söylüyorum: böyle şeylerin ayyuka çıkmasına kimin gücü yetebilir?
tabi sorsak biz bunları / hep sorsak
bir tek, o bir takım tanrılar yanıtları verebilir
bahsettiğim; işte şu kıvılcım orduları
şenlendikleri buluşmalara çıkıp dururlar müşahhas bir dönencede
hayat akan pınarlar, ufku bölüştüren prizmalar ve
bilmem ne çeşit yaratıyla diz dize
yargıları göndererek mezara,
söndürerek çatık kaşlı çatışmaların alevlerini
gün olup; bir bir çözerek düğümlerini kör karanlığın


evet, o vakitler
itiraflar itirazları, iltifatlar hoyratlığı, okşanmışlıklar kırbaçları
kündeye getirirken
ve
serpilirken bir uçsuzluk
hiç karşı konulmadan
işte o vakitlerde sorsak iyice
bunları yürürlüğe koyuverene de…
mevsim dönmeyiverse olmaz mı
bilebilsek koyunlarında ümitlerini tüm kardeş doğmuşların
duyabilsek üstüne sızılarını
korkutulup da en derinine gizledikleri
biricik can aynalarının
kaç kez kırıldığını anlayıversek işte
olmaz mı?


hayır! olmaz
yazgıdır döner dünyalar
öbürkü dönence gelecektir gelir
kimedir ki artık bu kaçkınlık
bu haydut mevsimde
bunu bilmek mümkün değildir
şimdi onların kulaklarına cevval hür fısıltıları
serpiştirmeyecek midir kimse
neden çok görülmüştür ki üstelik
tek bir avuntu bile
neden esinlemeye güç yetiremez olmuştur
tek bir çiçek bu acı soğuk mevsimde


baharları unutanı sorsak
eşkâlini sorsak
âlemi sorsak
nerdedir o bizi zulme boyayan sefil zalim nerdedir
o kanlı nigar ama gülsüm dünya
hangi cehennemden çıkmıştır bu yavanlığa maruz kalış
-bırakılmışlıktan bahsediyorum çöl kadar-
-çöl kadar boş sayfaların eynine-
-hem mühürsüz, divitsiz-
ne yazık değildir de nedir
hiçbir aşk otunun bitmeyişiyle,
âdemevlatlarının baharının hiç gerçekleşmemişçesine unutulmuşluğu
ve şevkin döl yatağının kurumuşluğu
boğuklaşmış, katılaşmış, kalıplaşmış iradelerin hükümranlığı
hiçbir zaman gözetilmeyecek oluşu;
masumiyetle çırpışan kalplerinin âdemevlatlarının
bu en naif biçimiyle çokça bencillik değilse nedir?
olan oluyor! olan oluyor! olan oluyor!
olan oluyor da bir serap fışkırıyor:
-olmuş olanın olması gerekiyordu işte ve oldu
-olan oluyor çünkü olmalıydı
-olacak olanın olması gerekiyor da olacak
buralara dönenceler gelip geçiyor
mesihlerin hasat mevsimi tam da buralarda bitiyor.

Editör: Melike Kara

Hakan Uslu
Latest posts by Hakan Uslu (see all)
Visited 41 times, 1 visit(s) today
Close