İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Deli ve Dâhi Film İncelemesi

Gerçek hayat hikayelerini anlatan filmleri severim. Özellikle de mevzu bahis azimli olmak ve zorluklara göğüs gererek bir başarı öyküsünü anlatmaksa… Geçenlerde tam da böyle bir film izledim: Deli ve Dahi. 2019 yılında gösterime giren, Oxford sözlüğünün ortaya çıkışını anlatan filmin başrollerini Mel Gibson ve Sean Penn gibi iki duayen oyuncu üstleniyor. Film loş mekanlar ve kostümlerle 1800’lü yılları gerçekçi bir şekilde yansıtıyor. 

Filmde Mel Gibson diploma alma fırsatı olmayan kendi kendine birçok dil öğrenen, azimli bir otodidakt olan James Murray karakteriyle karşımıza çıkıyor. Murray   “Eğer inanırsanız benim inandığım gibi; her hayat kendi şansını hak eder efendim.” diyerek ne yapıp edip kendini Oxford sözlüğü yayın kuruluna kabul ettiriyor. Düzenini bozup ailesini yanına alarak Oxford şehrine yerleşiyor.  Çünkü onun, yüzyıllardır kullanılan bütün kelimeleri bir araya getiren ve kökenlerini ortaya koyan büyük bir sözlük hazırlamak gibi bir hayali var. Önceleri herkes bunun çok zor olduğunu söylese de Murray vazgeçmiyor. Gece gündüz adeta delirmişçesine bu hayalin peşinden gidiyor. Kendi çıkarı için değil insanlık tarihine bir armağan sunmak için canla başla çalışıyor. 

Filmin diğer cephesinde ise karşımızda Amerika iç savaşına katılıp orada yapılan işkencelere tanık olan, bir mahkûmun yüzüne ateşten bir iz bırakarak akıl sağlığını yitiren eski bir doktor var: Chester Minor. Minor askerlik görevini bitirip şehre dönse de devamlı kendisini takip eden, öldürmeye çalışan yüzü yaralı bir adam görüyor. Hayalinde gördüğü bu adamı yakalayıp vurmak için koşarken yanlışlıkla başka bir adamı ailesinin önünde öldürüyor. Bunun vicdan azabı tüm hayatını ele geçirecek kadar onu sarsıyor. O artık hem bir mahkum hem de akıl hastanesine kapatılan bir hasta hükmünde… Sean Penn gerçekten etkileyici bir performansla deli rolünün hakkını veriyor. Akıl hastanesinde o zamanlar uygulanan şaşırtıcı yöntemler ve hastaların denek olarak kullanılması da psikoloji tarihine ışık tutuyor.

Filmde azmin gücü kadar hikayeye yön veren bir güç daha var: sevginin gücü. Biraz hızlı bir geçişle anlatılmış olsa da maktülün karısının Minor’a olan nefretinin aşka dönüşmesi etkileyici. Minor bu vicdan azabıyla iyice delirmişken ona uygulanan tüm yöntemlerin yerine eline değen yumuşacık bir el, gözünün içine bakan iki çift göz onu tekrar hayata döndürüyor.

Bu biri dahi biri deli iki adamı bir araya getiren, aralarında bağ kuran hadise ise Minor’un görevlilerden okumak üzere kitaplar istemesiyle başlıyor. Bu kitapların birinin içinden yeni bir sözlük oluşturmak için halktan destek beklendiğini anlatan bir not çıkıyor. Minor bu notu okuyunca heyecanlanıyor, akıl hastanesindeki odasına kocaman bir kütüphane kurduruyor ve gece gündüz kelimeleri araştırıp kökenlerini inceliyor. Bu iş onda da bir tutkuya dönüşüyor. Artık sanrılar içinde korkuyla geçen zamanlar geride kalıyor. “Okuduğum zaman beni kimse kovalamıyor. Okuduğum zaman kovalayan benim.” diyerek bir yandan okuyor, bir yandan tuvalin üzerine iç dünyasını yansıtan resimler yapıyor ve yavaş yavaş iyileşiyor.  Diğer tarafta ise büyük bir azimle çalışmasına rağmen çok bir yol kat edemeyen Murray en ihtiyacı olduğu anda Dr. Minor’dan tam da aradığı kelimelerin incelendiği bir zarf alıyor. Bu büyük yardım ve çalışma karşısında ümitleri tazeleniyor ve işine yeniden dört elle sarılıyor. Kendisine bu kadar yardım eden kişinin kim olduğunu çok merak ederek onu ziyarete gidiyor. Bu şekilde iki dâhinin yolları kesişmiş oluyor. 

Filmde en dikkatimi çeken diyaloglardan biri Murray’a arkadaşının dilin canlı olduğuyla ilgili yaptığı hatırlatmaydı. Arkadaşı ona hiçbir zaman bütün kelimelerin bir seferde bir sözlüğe konulamayacağını, zamanla üstüne yeni kelimelerin her zaman ekleneceğini söylüyor. Bir kişi büyük bir işi başlatıyor ve ardından başka birine bayrağı teslim ediyor. Bu sözlük örneğinde olduğu gibi teknolojiden sanata birçok konuda azimli kişiler ve yüce ruhlar arasında sessiz bir devir teslim töreni çağlar boyunca sürüp gidiyor. İnsanlığın faydasına birçok iş başarılıyor. İçinde biraz filoloji, biraz tarih, biraz psikoloji olan bu film insanın düşünce ufkunu geliştirecek, cesaretini perçinleyecek bir film olarak izlenmeyi hak ediyor.

Yorumlar kapatıldı.