İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Cidade de Deus (Tanrı Kent) Film İncelemesi

Bir Getto Retrospektifi

“Kartpostallarda görünen Rio de Janerio imajından çok uzakta yaşıyorduk.”

*Bu yazı filmin bazı sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.

Yönetmen: Fernando Meirelles, Katia Lund
Senarist: Braulio Mantovani, Paulo Lins (roman)
Oyuncular:
Alexandre Rodriques (Buscape-Roket)
Leandro Firmino (Xe Pequeno-Li’l Ze)
Phellipe Haagensen (Benny-“Kabarcık” ın kardeşi)
Renato De Souza (Marreco-“Kaz” Roket’in abisi)
Jefechander Suplino (Alicate “Makas”)
Douglas Silva, J- (Dadinho-Li’l Dice)
Jonathan Haagensen (Cabeleira-Kabarcık)
Matheus Nachtergaele (Sandro Cenaura-Havuç)
Seu Jorge (Mane Galinha-Nakavt Ned)
Alice Braga (Angelica)
Yapım Yılı: 2002
Süre: 130 dk.
Ülke: Brezilya-Fransa
Aldığı Ödüller-Gösterimlerden Bazıları:
-Cannes Film Festivali 2002 (Fransa)-Resmi Seçim.
-Bafta 2003 (İngiltere)- En İyi Kurgu.
-Cartagena Festivali (Kolombiya)- En İyi Film.- En İyi Yönetmen.
-Boston Film Eleştirmenleri 2003- En İyi Yabancı Film.
-Toronto Film Eleştirmenleri 2004- Yabancı Dilde En İyi Film.
-50. San Sebastian Uluslararası Film Festivali (İspanya).

İlk gösterimini 2002 yılında Cannes Film Festivali’nde yapan Paulo Lins’in romanından uyarlama film, boy gösterdiği onlarca festivalde toplam 49 ödül kazandı ve tam 25 ödüle aday gösterildi. Film aynı zamanda, “en iyi yönetmen”, “en iyi görüntü”, “en iyi kurgu”, “en iyi senaryo” dallarında Oscar’a da aday gösterildi.

Yönetmenliğini Fernando Meirelles ve Katia Lund’un yaptığı sert bir ‘getto’ retrospektifi sunan film, kitaptan uyarlama olduğu için öncelikle karakterlerin isimlerinden bahsetmemiz faydalı olacaktır. Kitapta yer alan karakterlerin isimleri filmin Türkçe dublajında değiştirilmiş olduğundan kafa karışıklığı olmaması adına, burada filmdeki isimlerden ilerleyeceğim. Türkçe dublajda değiştirilen isimleri de yukarıdaki oyuncu kadrosunun yanına iliştirdim.

Açılış sahnesinde bizi 1960’ların renkli Rio sokaklarıyla birlikte hareketli müzikler karşılarken Tanrıkent’i de (Türkçe film afişinde ayrı yazılmış olsa da bundan sonra bitişik vereceğim) yavaş yavaş tanımaya başlarız. Hükümet tarafından varoşlara yerleşmek üzere zorlanan aileler aynı zamanda sel ve kundakçılık nedeniyle evsiz kalmış bir haldedir. Dönemin hükümeti evsiz kalan insanları elektriğin, asfaltın ve toplu taşımanın olmadığı Tanrıkent’e sürmektedir. Tanrıkent, suçun kol gezdiği, çocukların okula gitmek yerine küçük yaşta eline silah alarak gangster olmayı tercih ettiği bir gettodur. Gettonun en büyük geçim kaynağı esrar satışıdır. Hırsızlık ve ölüm getto için günün sıradan hadiselerinden ibarettir.

Filmdeki anlatıcımız Roket (kitapta anlatıcı değil) kendi halinde, fotoğrafçı olmak isteyen ve serserilikle ilgisi olmayan bir çocuktur. Bize ilk sahnelerde Tanrıkent’in acemi üçlü çetesini tanıtır. “Kabarcık”, “Makas” ve “Kaz”dan oluşan çete üyeleri tüp taşıyan araçları soyarak ve polisten kaçarak günlerini geçirirken bir motel soyma planı yapar. Motel soyma planına küçük Li’l Dice’i de gözcü olarak eklerler. Ancak Li’l Dice plana sadık kalmaz ve motele girerek bazı insanları keyfi olarak öldürüp kaçar. Acemi üçlü çetesi de ormana saklanır. Ormanda onları arayan polislerden biri, diğerine paraları alma düşüncesini, “Bir zencinin çaldığını çalmak suç mu?” diye belirterek yozlaşmanın dozunu da gözler önüne serer. Ertesi gün polisin motel soygunu ile ilgili bir işçiyi vurup eline silah tutuşturması da filmde gettonun kimsesizliğini pekiştiren alegorik bir unsurdur.

“Makas” ormanda saklanma esnasında küçük çaplı bir aydınlanma yaşayarak kiliseye dönme kararı alırken “Kabarcık” ve anlatıcımız Roket’in, abisi “Kaz” ufak çaplı soygun işlerine devam eder. Bir süre sonra küçük Li’l Dice ve “Kabarcık”ın kardeşi Benny yaptıkları bir soygun sonrası paralarını sayarken “Kaz” tarafından paraları alınır. Li’l Dice bunun üzerine “Kaz”ı vurur. “Kabarcık” da sevgilisiyle Tanrıkent’ten ayrılma planları yaptığı sırada polis tarafından vurularak öldürülür ve acemi üçlü çetesi dağılır. Bu noktada mekân-zaman ve atmosfer dışında kitaptan bağımsız bir senaryonun kaleme alındığını da belirtmekte fayda var.

Li’l Dice “Kaz”ı vurmasından sonra gettodaki diğer çetelerle savaşıp hızla yükselir. Adını Li’l Ze olarak değiştirerek dostu Benny’nin desteğiyle Tanrıkent’in en büyük gangsteri haline gelir. Öyle ki esnaf, mahalledeki “kemirgenler” adı verilen küçük çocuklardan oluşan hırsız grubunu polis yerine Li’l Ze’ye şikâyet etmeye başlar. Burada şöyle bir okuma yapabiliriz: Li’l Ze artık düzen bozan konumdan, varoşta düzeni sağlayan otorite konumuna geçiş yapmış ve bu düzeni sağlama işini gerektiğinde yine bildiği yolla yani ‘şiddet’ kullanarak gerçekleştirmeye başlamıştır.

Filmdeki anlatıcımız Roket’in, gönül ilişkisi kurduğu Angelica, “güçlü” ama bir o kadar da ılımlı bir serseri olan Benny’i tercih edince fotoğrafçı olma hayali kuran Roket çevreden biraz uzaklaşmak adına süpermarkette bir işe girer. Ancak işinden haksız bir şekilde kovulduktan sonra dürüstlüğün bir anlam ifade etmediğine inanmaya başlayıp suça yöneldiğinde mizahi tonlardaki garip tesadüflerle sınanır. Mesela otobüsteki biletçiyi soymaya kalktığında adam çok iyi biri çıkar veya fırına girdiğinde kasadaki kız ona kur yapar.

Li’l Ze’nin can dostu Benny’nin Angelica ile huzurlu bir hayat yaşamak için çeteden ayrılmaya karar verip düzenlediği veda gecesinde öldürülmesi sonrası Li’l Ze büyük bir travma yaşayarak tüm kontrolünü kaybeder. Çetesini daha da güçlendirip insanları öldürür, (bu öldürme işini o kadar abartır ki gettoda adım başı bir insan cesediyle karşılaşmak sıradan bir hal alır) Tanrıkent’te rakibi olarak gördüğü Havuç’u ve onun çetesini çökertmeye çalışır. Hatta Nakavt Ned isimli bir işçinin eşine tecavüz edip onun düşmanlığını kazanır. Li’l Ze’nin evine kadar gelip kardeşini de öldürmesi üzerine Nakavt Ned intikam almaya karar vererek Havuç’un çetesine katılır. Bu sahne, iyi niyetli ve insancıl bir biletçinin asayişin olmadığı tekinsiz dünyada güven ve adalet arama girişiminin ironisi olarak betimlenir.

Tanrıkent’te tırmanan bu gerilim medyaya da sıklıkla yansımaya başlayınca Roket’in çete üyelerini ve Li’l Ze’yi çektiği fotoğraflar dağıtım yaptığı gazetede fark edilir. Gazetede ilgi odağı haline gelen Roket, stajyer muhabir olarak Tanrıkent’e döner. Sonlara doğru doruğa tırmanan çete savaşında vurulan Nakavt Ned ve yakalanan Havuç bir yana, polisin rüşvetle salıverdiği Li’l Ze “kemirgen” denilen küçük soyguncuların intikam kurbanı olur. Kendi eliyle körüklediği savaşın sonunda hedef haline gelen Li’l Ze portresi gerçekçi bir favela hikayesini bize sunar. Tüm bu anları fotoğraflayan Roket, başarılı bir habere imza atmış olur. Son sahnede favelanın en büyük gangsterini öldüren küçük çocuklardan oluşan çetenin kimleri öldürmeyi düşündüklerini seslice dile getirmeleri de gettonun bu çarpık düzeninin elden ele sürüp gideceğinin kanıtı olarak sunulur.

Tüm dinamikleriyle Brezilya gettosunun ruhunu yansıtan film aslında hayalleri olan gençlerin resmini de yansıtıyor. İçinde bulunduğu suç dünyası ve devlet otoritesinin baskılaması neticesinde ünlü bir “gangster” olma hayali kuran filmdeki gençler günümüz sosyal medyası aracılığıyla ünlenme hayali kuran gençlerle de benzerlik gösteriyor.

Filmde yönetmenlerin kullandığı sıçramalı kurgu, ekranı parçalara bölme, geçmişe hızlıca gidip gelme teknikleri kitabın/senaryonun (özellikle senaryonun) ve favelanın ruhuna son derece uygun ve başarılı işlenen detaylar olarak karşımıza çıkıyor. Anlatıcımız Roket’in alaycı ve romantik dili de filme estetik katan unsurlardan. Bana kalırsa 130 değil, 180 dakika da olsa rahatlıkla izlenir “Tanrıkent” İyi seyirler.

Yorumlar kapatıldı.